100471 İleti 1642 Konu - Gönderen: 8961 Üye - Son Üye: aragorn

Gönderen Konu: Sizi Şuan ve Belkide Daima Anlatan Yazılar  (Okunma sayısı 1775 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

!!dea-tacita!!
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 10
  • Popülerlik: 0
Sizi Şuan ve Belkide Daima Anlatan Yazılar
« : 14 Eylül 2007, 07:23:59 »
0
çocukluğum muydun sen; hani zamanından çok daha sonra yaşayabildiğim; ellerimle görüp; gözlerimle sevebildiğim... birlikte geçen zamanlar en güzeli miydi kendimle geçirdiklerimin; sadece sen miydin yaşama nedenim; yahut ben mi büyütmüştüm çok gözümde... belki; çok..

her şey bitip de, geriye salt yıkıntıların ardında tıp tıp atan bir yürek kaldığında benden; arkasına bir kez bile dönüp bakmadan giden sendin sanki yine.. geldiğin gibi; gitmiştin işte.. birlikte olduğumuz zamanların senin için "bitebilir" anlar olduğunu bilmiyordum o zamanlar ben; senin yerinde olsam ben ne yapardım onu da bilmiyordum... kaçmayı seçer miydim sen gibi; yahut dönüp kurtarır mıydım enkaza gömdüğüm o yüreği... geri dönerdim ben belki; ardıma bakmadan kaçmazdım.. kaçamazdım; bunu bize yapamazdım...

bir eşikten öyle bir hızla geçtim ki ben şimdi; suretimi eşiğin öbür tarafında bıraktım seninle birlikte.. şimdi ben; yaşamla ölüm arasında ince bir çizgide; ne azrail geliyor ruhumu almaya; ne de melekler şarkı söylüyor... şimdi ruhum; iki dünya arasında gezgin...

kadehler dolusu içkileri ben içmiyorum sanki; bu soluk yüz benimki değil; görünmez bir el, hayatımı mahvediyor... sen değilsin sanki giden; seni benden görünmez bir el çekip alıyor; dayanamıyorum... görünür olsun bu el; tutup kendime çevireyim yüzünü...

neden öldürdün beni; neden?...

bütün bunları bana sen mi yaptın? inanamıyorum, bu giden sen misin? bir yerlerde kalmış; günyüzü görmemiş, en saf hallerimde bile izin var artık senin... gidişinle kayboldu her şey işte; yarattığın koskoca masal bana... "püf" dedi periler ve söndü bütün mumlar; uyandık rüyadan...

sadece sen bilebilirsin şimdi mutsuzluğumu; sadece sen anlayabilirsin tanıdığın ben olmadığımı... bıraktığın enkazın ardından, sen görebilirsin bir tek gözlerimi... aynada gördüğümün ben olmadığını bana sadece sen söyleyebilirsin...

senmişsin meğer; giden; gidebilen, dönmeyen... senmişsin...

sayfalar arasında öyle dolanırken eline düşüveren bir kuru gelincik olacaktı belki bizim mutluluk fotoğrafımız... rüzgar senmişsin meğer; gelinciğin yapraklarını sen uçurmuşsun........


-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
bu siteye attığım son msjdır  ;)
Now it seems I’m fading
All my dreams are not worth saving
I’ve done my share of waiting
And I’ve still got nowhere else to go
So I wait for you to
Take me all the way

zomozo
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1037
  • Popülerlik: 0
Ynt: Sizi Şuan ve Belkide Daima Anlatan Yazılar
« Yanıtla #1 : 14 Eylül 2007, 09:05:16 »
0
gzlmş abi saol we güle güle ;D
Once more I say goodbye,to you...

safranist78
  • Süper Malt Fan
  • *
  • İleti: 157
  • Popülerlik: 0
Ynt: Sizi Şuan ve Belkide Daima Anlatan Yazılar
« Yanıtla #2 : 14 Eylül 2007, 16:22:24 »
0
süper bi anlatım gerçekte çok hoşuma gitti...
teşk. ;)
"..אєภเl๓เא๏гย๓ ђคאıг รค๔єςє รยรยא๏гย๓,ςü๓lєlєгเ๓ єรкเא๏г รค๔єςє รยรยא๏гย๓.."

rebel_burju
  • Mega Malt Fan
  • *
  • İleti: 331
  • Popülerlik: 0
Ynt: Sizi Şuan ve Belkide Daima Anlatan Yazılar
« Yanıtla #3 : 16 Eylül 2007, 22:13:43 »
0
süper olmuşşş beğendimmm ;) ;) ;)
geçmişi sildim attım geleceğimden kaçamam:)

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: Sizi Şuan ve Belkide Daima Anlatan Yazılar
« Yanıtla #4 : 19 Eylül 2007, 15:04:52 »
0

Jim Morrison-KuyrukLu yıLdızdan düşen kertenkeLe
Morrisona göre Hayatındaki en önemli anlardan biri 1949 yılında New Mexico’da yaptıkları aile gezisi sırasında olmuştur. Ve şöyle anlatır.
Ölümü ilk keşfettiğim an. . . ben, annem, babam, büyükannem ve büyükbabam gün batarken çölde ilerliyorduk. Bir kamyon dolusu kızılderili başka bir kamyona ya da bir şeye çarpmıştı. Kızılderililer bütün ana yola dağılmıştı; ve kanlar içinde ölümü bekliyorlardı. Babam ve büyükbabam, arabadan neler olduğuna bakmak için inmişlerdi. Ben daha çocuktum, o yüzden arabada oturup beklemem gerekiyordu. Ben bir şey görmedim. – Tek gördüğüm şey garip, kırmızı boya ve yerde yatan insanlardı, ama bir şey olduğuna emindim. Çünkü onların yaydıkları dalgaları hissedebiliyor ve birden yerde yatan insanların da olay hakkında benim bildiğimden daha fazlasını bilmediklerini farkettim. İşte o an ilk kez korkuyu tattım. . .
Kertenkeleler dünyadan tamamen yok olsalar da sistemde hiçbir değişiklik olmaz,bu yüzden kertenkeleler dünyanın tek tam bağımsız canlılarıdır ve bende onların kralı jim morrison’um. 1943’te Melbourne Florida’ya kuyruklu bir yıldızdan koparak düştüm. Yaşamla ölüm arasında gezindim hep ama yaşamı ilk algıladığım an, ölümü ilk keşfettiğim andı.
Ben deri ceketli Rimbaud (değişimin gerisinde her zaman olacak olan,sıra dışı bir hayat yaşamış şair)’yum. Başkaldırı, düzensizlik ve kaosa ilişkin her şey ilgimi çekiyor, özelliklede görünüşte hiçbir anlamı olmayan eylemler.Özgür hareket ,davranış… Olduğundan başka hiçbir şey olmayan eylemler.Sonuç yok , sebep yok. Yönlendirilmemiş özgür eylem. Eğer bu akışa kapılıp özgürce yaşarsanız çevrenizdeki insanlar farklı bir hareket yaptığınızı düşünür ve huzursuzlanırlar;ya sizden kaçarlar ya da size engel olurlar.
Ben, bireyi kontrol altına almak isteyen toplumlara karşı gençliğin isyanını temsil ediyorum. Hayatım boyunca atmosferine nefret ve öfke tohumları saçıp bir yandan da dünyanın geri kalanını eğlendiriyorum. Hayatın tozpembe olmadığını biliyorum ve kötü şeyleri görmezden gelip mutlu bir insan rolü yapmanın aptallık olduğunu düşünüyorum.Nihilizme sığınıyorum, bilinci, karanlık bilinçaltını ve keşfedilememiş arzuların dış görünüşlerini benimsiyorum. Çılgınlıkların tüm sınırları ne kadar genişletebileceğini merak ediyorum. Algıların ötesine geçmek istiyorum.
Tanrılar hayallerle uyuşturur bizleri. Bizlere kitaplar konserler, şiirler, şarkılar , şovlar sinemalar verirler. Sanat yoluyla kafamızı karıştırırlar ve kendi köyleliğimizin içinde kör ederler bizleri.
Hayata değişik bir açıdan bakabildiğime inanıyorum ama içinde yaşamayı becerebildim mi bilmiyorum. Aslına bakarsanız bu pekte umurumda değil.Sadece tüm sınırları merak ettim diyelim ve peşinden gittim. Bilinen ile bilinmeyen arasındaki kapılara her dokunuşum, ruhumun dibindeki zebanileri özgür bıraktı, kapılardan sızan ışıklar bedenimi hafifletti…Yükseliyordum, Katman değiştiriyordum…
Tek istediğim öldükten sonra şiirlerime devam etmek, müziksiz ama ritmik, akıcı ve sonu belirsiz saf şiire…
her şeyin ötesinde artık sona doğru yaklaştığımı hissediyorum. Kusursuz ve arzu dolu bir son’a… Algıların kapılarını teker teker açarken geçtiğim her eşikte biraz daha sendeliyorum, artık kendimi tutmak gibi bir zorunluluğum yok. Alevlerin akışını hissediyorum. Kıpırdamadan boşluğun içinden kayıyorum, gittikçe hızlanıyor ve yumuşaklaşıyor. Sürtünme bedenimi kavrıyor.Parmaklarım kıvılcımlar saçıyor, yavaşça ve huzurla enerjiye dönüşüyorum. Sonunda ruhumla bedenimi tam olarak birbirine karıştırabiliyorum.
Bir kuyruklu yıldız olmak istiyorum, herkesin durup baktığı, birbirine gösterdiği bir kuyruklu yıldız, sonra… Ansızın bir patlama ve ben yokum.
Bir daha hiçbir zaman böyle bir şey görmeyecekler ve beni hiç unutmayacaklar…
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: Sizi Şuan ve Belkide Daima Anlatan Yazılar
« Yanıtla #5 : 19 Eylül 2007, 15:10:36 »
0
intihar etme düşüncesi insanın kendini aşağılamasından ileri değildir, bunu eyleme dönüştürmediği sürece. kendisine bağlı dikenli bir kemerin kemerin çıtlarını sıklaştırması gibidir. bu düşüncenin sıklığı ile beraber karamsarlaşan ve artık “şeylerin” kendisinde anlam yitimine neden olduğunu söyleyebiliriz. hayata karşı sıkılan dişlerin, bir anda gevşemesidir. Pestir. hayata atılan bir havludur, intihar. İntihar oyundan çıkmaktır. Kurallar karşısında güçsüz kalmasının verdiği acıdan kaçıştır. Kuralların baskısı, güçsüz kimselerde daha çok hissedilir. Kuralları güçlü olanlar belirler. güçsüzler ezilir, orta sınıf ise buna ayak uydurmakla döngüye katılır. güçsüz kimse, güçlü olan kutbu bile hayal edemezken, boğazı orta sınıfa ulaşamadığı için düğümlenir, ve bu düğümler arttığı zamanda oyundan çıkar ve “yokum” der. yok olmaya ve kendini yok etmeye gider. yaşamın kırıntılarıyla hayatın ona sunduğu kural baskısından arta kalanlarla yaşamayı reddeder. bu, oyuna bir başkaldırı niteliğindedir, biraz da ezilmişlikten kaçan asil bir davranış gibi görünür. artık şikayet etmeyi bırakmış, “gidiş”e ramak kalacak kemerin son bir çıtını sıkmakta kalıyor bütün bir hayat. hala burada bunları yazabiliyorsa ettiği ümitlerin sonuncusuna yaklaşmış demektir. elindeki son bir ümidinden de gelecek çıt sesi onun göçüp gitmesi için son bir adımdır artık.



-alıntır-
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: Sizi Şuan ve Belkide Daima Anlatan Yazılar
« Yanıtla #6 : 19 Eylül 2007, 15:24:25 »
0
Yüzünü Aradım, Geçtim




(Yitirdiğin her şeyde kazandığın bir şey var; kazandığın her şeyde biraz yitirdiklerin. Bu yüzden birileri hep ısınıp dururken dinmez üşümelerin...)

Ben de benim olmayan şeylerle varım; benim olan zaten benimse, olmayan şeylerle... Varsam, buradaysam belki de onlar için... yüzün için belki de, yüzün nerede?
Birbirini tekrarlayan günlerin yaslı boğuntusunda nedir aradıkları insanların? Bu koşuşturmada, bin telaşla… Herkes birileriyle bir mutluluk düşü kuruyor; o düşle ıslanıyor, o düşle uyuyup uyanıyorlar; sonra düşleri de yakıyor günler.Bu kez yeni bir düş daha kuruyorlar; sonra bir daha, bir daha! Bütün düşleri yakıyor günler...Yaşam yanıltmanın, insanlar yanılmanın ustası oldukça yine yeni düşler deniyor ve deneniyorlar...
İşte her düşün peşine bir şarkıyı takıyorlar. düş gidiyor, peşisıra şarkı da. Birden
paramparça oluşunu görüyorlar düşlerin. Her düşle bir şarkıyı yakıyorlar...Şar-
kılar yakıyorlar, şarkılar onları yakıyor sonra...

/İnsan,
insanın diyalektiğine tükürüyor; insanı yakıyorlar! /

Bunları düşünüyorum ve akıp gidiyor günler siyah beyaz resimler hırçınlığında. Sormuştun ya, işte her şey ortada, her şey! Önce kuşları vurdular orada, paramparça parçaları bir yana; bir bir savruldu yangınların ortasına kanatları da! Soluk soluğa dışarıdayım, seni buldum... Seni buldum ya, bu kez seni vurdular orada, seni...Her şey sürdü yine, her şey! Baktım ki daha durmuş uzayın rengini demliyor asalak dünya. Baktım ki dağlar ve güller yine akraba; daha bembeyaz uyurken kadınlar o esmer uykularda. Oysa seni vurmuşlardı, seni, orada!

Sonra gelip geçen her sabahla öyle susadım ki yüzüne yokluğunda... Yüzünü özledim, yüzünü, anlasana! “Anlasana” diye yazdım ve üç nokta koydum yanına, ama boşuna, boşuna; “boşuna! ” diye yazdım ve kalkıp dışarı çıktım. saat 0.5’i birkaç dakika ve bir miktar saniye geçiyordu; ağaran günün teninden sağanak dökülüyordu.Yüzünü aradım...

Yüzünü aradım: Kalan kuşlar sen bu kentteymişsin gibi uçuyorlardı. İnsanlar kalabalık ve kabarıktı; silahları ellerine, tetikleri parmaklarına göre seçiyorlardı.
Uçaklar pike yaparken bu kentin göklerinde, bak dedim, bakacak bir göğümüz bile kalmadı işte! Yüzünü aradım gökyüzünde...

Yüzünü aradım: Sabahın tenine birer birer dağılırken işçiler; yüzünü aradım rastgele atılırken kahve önlerine iskemleler. Günler siyah beyaz resimler hırçınlığında ve ben burada, bir eski çağ enkazında...Kızlar, boyanıp kuşanıp kız kıza dans ederken düğünlerde, yüzünü aradım, kendi olan yüzünü düğünlerde... Sonra gelinler korkularını atmışlardı eşiklere; yorgunluktu sonrası işte, yüzünü aradım gelinlerde...

Yüzünü aradım, geçtim...

Geçtim: Şarkıları paramparça görmekten, bu satırları yazmaktan geçtim! Oysa hep kalemimle değil, bir gün kanımla kıpkızıl yazmak istedikleri vardı benim de; onları henüz yazmamış olmaktan geçtim... Çalışma masamdan kalkarak elimdeki fincanı duvara çarpıp paramparça etmekten geçtim...

Geçtim: Sabahla birlikte kaynayan çorba kazanlarının kokularından, yol boyu uykularını alamamış köpeklerin korkularından; siyah ışıklardan, çoğalan çocuklardan, azalan ağaçlardan, arabesk feryatlardan ve ucuz umutlardan...
“İyiyim, sağol, sen nasılsın”lı merhabalardan; ağır ağır yayılan çöp kokularından, farlarını kapamayı unutmuş taşıtlardan, feodal şatolardan ve yasalara yelkovanlık yapıp, kendinin saniyesi bile olamayanlardan…
Hızla kirlenen bir dünyadan hızla geçtim...

Geçtim: Sensizliğin tahriş olmuş sızılarından, eksoz homurtularından, cami avlularından, düşleri iğdiş [Oops]lardan, yasadışı iş yapan yasa memrularından ve ellerini çaldırmış ellerime bakmaktan geçtim; sensizliğe inanmamaktan...
Baktım, sis kaplamıştı kenti; dağılsa sanki bir..k varmış gibi! Sisleri yarıp geçtim... Yoktun, kendimden geçtim; kızdım, dağıttım, sana küfürler ettim...
Bir bilsen sana ne güzel küfürler ettim; yoksa kederden geberecektim…Gök-
yüzü her şeyi ağır ağır izledi; gökyüzünün renginden geçtim...

Sonra yeni kuşlar üşüştü gökyüzüne. bir sevindim, bir sevindim; gökyüzü yüzlerce kanattı işte! ama sen, sen orada bir serçe gibi üşüyor muydun yine?
Üşüyordun ve bunu biliyordum; çünkü her şey ortada, her şey! Bak, kimin temiz bir göğü varsa kirletip bırakmışlar avuçlarına; bu yüzden insanlar elleri ceplerde çıkıyorlar sabahlara. Coşkular deprem, sevinçler sıtma...
Söyle senin yüzün nerede, yüzün? Nerede başlar bir aşk ve biter, nerede? Nerelere gömerim seni ben, nerelerde ölürsün oysa sen! Nerede, yüzün nerede?

Sonra çıkıp bu kentin uğultusuna çarpıyorum; bu kent de uğultusunu bana çarpıyor, çarpışıyoruz, kimseler görmüyor... Bir sorudur: “Kurtarıcılar işgalci olabilir mi? Ya da işgalciler kurtarıcı? ”Bir de oturup yüreklerden damlayan terin hesabını tutuyorum... Hesabını, kimselerin bilmediği bahçelerin dudağında kanayan uzak güllerin. sevgiye bütün misillemelerin, gecelerin, seslerin, kederlerin... Karacadağlı bir çocuğun kan çıbanının, Şemdinlili bir ağıdın, Kasrik’ten esen poyrazın, Peru’da bir balıkçının ve Botan’da yakılan köy evlerinin...Öyle acı ki her şey unutmak istiyorum... Kendimi bir menekşenin rengine, bir gülüşe k(atıp) unutmak! Unutma düşüncesini bile unutmak...

Yitirmiştim o aşkın kimliğini, hükümsüzdü... Hükümsüze hükümlü bir aşkı unutmak istiyorum...Ve asker çocukları, mapus çocukları, ayyaş babalara sitemsiz çocukları, yitirilmiş çocuklukları...Uçarı bir çocukluğu yitirmiş benim de yüzüm; yüzüm, zamansız ihtilallerde. iİtilalleri tutun, çocuklar erken yaşlanmasınlar! Yaraları tutun, güçleri öpüştürün, gökyüzünü dönüştürün; yoksa ölünür alnında günün! Ölmeleri hani sessiz, hani genç, unutmak istiyorum...Eski
yoldaşların gözbebeklerinde kanayan bir düşün düşüşünü unutmak!
Unutmasam, ben de kalemimi kendim için kıracağım...

Biz kapkara gecelerin göğünde küçük, ak noktalardık; bir düşünün, ne aklıklar gizler gece; ne aklıklar öyle susar gecede, ama öyle öyle çok gecedir ki gece, aklığımızı büsbütün örtecek kadar...
örtülüşünü
usulca
aklığımızın,
unutmak istiyorum...
İşte bundan coşkuyu sevmiyorum artık öyle kabara köpüre nehirler gibi; siz orada kalabalık kalın, sağolun, yalnızlık iyi, yalnızlık iyi...

Yalnızdım, üşüyordum ey özlem! Beni bir gün bu özlem öldürecekti. Ölecektim bir gün erken, belki kederden… Yakın o gün! beni yakın, savrulup aksın külle- rim dicle nehrinden...
Akıp geçerken günler siyah beyaz resimler hırçınlığında, sormuştum ya, işte her şey ortada, her şey!
Ben ölürüm; dağlar ve güller yine akraba.../


Artık gün doğunca bütün darağaçlarını kursunlar, kursunlar, kur-sun-laar! Her şey bu kadar güzelken, böyle bir yanıyla sığ yaşanana, boğulana, savrulana, kirlenene dalkavukluk, çirkinliğe figüranlık etmekten bık-tıııııııım!

Ya kuşlar? Sahi, ne demek ister kalan kuşlar?

Yılmaz Odabaşı
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor