100471 İleti 1642 Konu - Gönderen: 8961 Üye - Son Üye: aragorn

Gönderen Konu: anne neden ben?-murat kefeli  (Okunma sayısı 2148 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

clgn448
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 3283
  • celegene
  • Popülerlik: 0
anne neden ben?-murat kefeli
« : 02 Aralık 2007, 18:25:32 »
0
Bir gün duyamayacağınızı öğrenirseniz ne yaparsınız? Ya göremeyeceğinizi? O, önce sesleri kaybetti ardından görüntüleri. Yaklaşık 3 yıl boyunca bir taraftan sessiz bir dünyaya alışmaya çalıştı, bir taraftan da kör olma korkusuyla yaşadı. Kendi deyimiyle gözündeki son ışık gittiğinde "Oh be!" dedi: "Korkmak daha zormuş." 29 yaşındaki Murat Kefeli'nin öyküsü sadece basit bir hayata tutunuş öyküsü değil. Onun hikâyesi sessizliğin ve karanlığın içinde "Varım ben, yaşıyorum" diyen bir çığlıkla başlıyor. Çığlık kelimelere, kelimeler kitaba dönüşüyor. Murat Kefeli "Anne neden ben" ismini verdiği kitabın son sözünde şöyle yazıyor. "Kimseye kızgın değilim. Ne yaşamımdan üç buçuk yıl çalan profesöre, ne arada gittiğim nöroloji doktorlarına ne de aldatanlara, terk edip gidenlere. Filmi durdurup geriye sarma şansınızın olmadığı bir oyun oynuyoruz sahnede. Ve perdenin ne zaman ineceği ya da ne zaman tekrar açılacağını kontrol etmek gibi şansınız da bulunmuyor. İstemek yeter genelde. Bazen ise yetmiyor. İsteseniz de yapamayacağınız bir sürü şeyin arkasından bakmak yerine yapabildiklerinizi önünüze koymak akıllıcası."

6 AY ODASINDAN ÇIKMADI
Murat Kefeli ile kör olduktan sonra 6 ay kendini hapsettiği odasından çıkmaya karar verdiği zaman buluştuk. Röportaja giderken fotoğrafçı Kutup Dalgakıran ile "Nasıl bir hayattır bu?" diye konuşuyorduk. Kutup "Düşünsene" dedi: "Aynen mezara girmek gibi. İnsan nasıl yaşar ki?" Murat ile tanışana kadar aynı şeyi düşünüyordum. Yaşadıklarına rağmen hâlâ beni güldürmeye çalışan, fıkralar anlatan, annesiyle geliştirdikleri dille iletişime girmeye çalışan bu genç adam hiç de mezarda değil. Karşımda 29 yaşında anne karnına dönmüş biri vardı. Görmüyor, duymuyor ama annesi aracılığıyla iletişim kurabiliyor. Öylesine hırsla hayata sarılıyor ki bir de kitap yazıyor. Bu öykü biraz onun, çokça da annesinin öyküsü.

ANNENİN KORKUSU ÖLMEK
Sadiye Kefeli eşiyle evlendiğinde 13 yaşındaydı. Üç yıl arayla, iki kız çocuğu doğurdu önce. Çocuktum diye anlatıyor: "Eşim benden 7 yaş büyük. Evleneceksin dediler evlendim. Annem ağlamaktan helak oldu. Hiç unutmam ara sıra ağaca çıkmak gelirdi içimden. Ben ağaca çıkardım, eşim altında beni beklerdi. Resmen ilk iki çocuğumla birlikte büyüdüm. Sonra 21 yaşındayken Murat geldi. Hiç istemedim erkek çocuğum olmasını. Erkek kardeşim aileye çok çektirmiş, sanki ona benzeyecekmiş gibi." Sadiye Kefeli önce istememiş ama ardından oğluna dört elle sarılmış: İki kızım iyiydi hoştu ama onlarla kardeş gibiydik. Murat ise çocuğumdu. Öylesine duygulu bir çocuktu ki..." Biz konuşuyoruz baba Turan Kefeli dinliyor. Karşımızda ise Murat oturuyor. Biz geleceğiz diye erken kalkmış, tıraş olmuş, yeşil tişörtünü giymiş. Heyecanını bastıramıyor. Arada bir annesine "Bana yaklaşır mısın gözlerini kontrol edeceğim" diyor. Hikâyeyi anlatırken ağladı mı ağlamadı mı diye... Antalya Belek'te mütevazı bir evdeyiz. Anne ile baba işçi emeklisi. Eve giren para sadece 1000 YTL, kira ise yarısını alıp götürüyor. Murat'ın hastalığı başladığı andan beri gitmedik doktor, çalmadık klinik kapısı bırakmayan aile elde ne var ne yoksa satmış. Şimdi üçü birden balkabaklarını oyup lamba yapıyor, evin önünde bir tezgâhta satıyorlar. "Herşeye rağmen keyfimiz yerinde" diyor Sadiye Kefeli. Peki en büyük korkunuz? İşte bu soruyla gözleri doluyor annenin: "Ölmek. Biz gittikten sonra Murat'a ne olur?"

AŞKTAN SAĞIR OLDU
Murat 18 yaşına gelince Kefeli çifti oğullarını İstanbul'da bırakarak Belek'e yerleşmiş. Murat o zaman üniversitede okuyor ve Burcu isimli bir genç kızla evlilik planlarındaymış. Bir taraftan radyo programcılığı yapıyor, tutkunu olduğu bilgisayar üzerine çalışıyor ve gece gündüzünü monitör başında geçiriyor, bir taraftan da DJ'likyapı yorumuş. İlk işitme kaybı Burcu ile ayrılıklarına rastgelmiş. Önce sebep yüksek sesle müzik dinlemesi diye düşünülmüş.

ELEKTRO ŞOK VERDİLER
Murat'ın sol eline avcumun içine alıp kendi yarattığı çizimlerle harfleri ardarda sıralıyorum. "Sevgilinden ayrılınca mı sağır oldun?" Karşımdaki gülen yüz birdenbire geriliyor. Murat konuşmaya başlıyor, durmaksızın anlatıyor: "O zaman herkes sorunun psikolojik olduğunu söyledi. Gitmediğimiz doktor kalmadı. Hatta Ayşe Arman benimle ismimi vermeden, 'Aşk acısı yüzünden sağır olan adam' diye röportaj bile yaptı. Ama ben emindim sorunun fiziksel olduğuna. Herkese sürekli ben delirmedim, bile bile duymayı nasıl yitirebilirim, bunu nasıl isteyebilirim diye soruyordum." Murat üç yıl boyunca çeşitli sinir profesörlerinin de tavsiyesiyle bir psikiyatri kliniğinde tedavi görmüş. Nasıl bir tedavi mi? Elektro-şok ile başlayan, psikiyatristlerinin anlatımıyla 'İçindeki diğer Murat'ı' ortaya çıkarmayı sağlayacak yer silme süpürme, ağır işler yapma tarzı terapilerle devam eden bir süreç düşünün. Bu üç yıl boyunca Murat her Allah'ın günü annesine 'Benim sorunum fiziksel' demiş. Sadiye Kefeli: "Ne yazık ki oğlum haklı çıktı, doktorlarla girdiği bahsi kazandı" diyor: "Psikiyatri kliniğine yattığı ilk 45 gün görüşmemizi yasakladılar. Ama ben her gün oradaydım. Öyle garip bir his ki, oğlunuz hasta. Hastalığın nedeni psikolojik mi, fiziksel mi bilemiyorsunuz. Hangisi çıksa sevineceksiniz? O dönem el ve ayak kasılmaları başladı. Müthiş acılar içinde kıvranıyordu. Testler bunlar olmamalı diyordu. Sonra anlaşıldı ki sebebi bilinmeyen, tedavisi olmayan bir şey "

KORKMAK KÖRLÜKTEN ZOR
Murat hayatındaki sesleri tamamen yitirince, Belek'e annesinin babasının yanına yerleşmiş ve Belek Belediyesi'nde bilgi işlem sorumlusu olarak çalışmaya başlamış. Bir süre sonra dudak okumayı geliştiren Murat hayatını bir düzene sokmak üzereyken bu sefer bulanık görmeye başlamış. Anne, tanıya doğru giden süreci anlatırken sesi titriyor: "Gözlerde sorun başlayınca tekrar nörolojinin yolunu tuttuk. O zaman fark edildi ki önemli bir test yapılmamış. Murat'ın sinirleri ölüyordu. Öylesine heyecanlanmışım ki doktora 'benim anladığım dilden konuş' dediğimi hatırlıyorum. Doktor anlattı ben dinledim. 'Bir elektrik kablosu düşünün. Üzerinde koruyucu var. O koruyucuya bir şey olduğu zaman altındaki sinirler çarpışır ve ölür. Oğlunuz bir süre sonra kör olacak' dedi." Sağırken kör kalmak. Sessiz bir dünyaya tam alışıyorken görüntüyü yitirmek. Müziği kaybetmişken bir de en sevdiği film arşivinden olmak... Kefeli ailesi doktor doktor gezerken bu hastalığın isminin nöropatinin ender görülen bir türü olduğunu dünyada 52 örneği olduğunu öğrenmişler. Görme ve işitme kaybından geri dönüş olmayacağını anladıklarında ise hep Murat onlara "İyiyim, merak etmeyin " diyerek destek olmuş. Hayata her hücresiyle yapışan bir genç adamla karşı karşıyasınız. Herkes gibi onun da bir hikâyesi var, aman okurken ağlamasınlar diye beni ikaz eden bir adamın hikâyesi, hem de hayatta sağlık dışında hiçbir şeye üzülmeye değmez dedirtecek cinsten.

Murat Kefeli 26 yaşında sağır oldu. Tam sessizliğe alışmaya başlarken bu sefer gözlerini yitirdi. Doktorlar psikolojik dediler, o inanmadı. Dünyada sadece 52 örneği olan sinir hastalığı bile onu yıldıramadı, bir kitap yazdı..

Bir gün duyamayacağınızı öğrenirseniz ne yaparsınız? Ya göremeyeceğinizi? O, önce sesleri kaybetti ardından görüntüleri. Yaklaşık 3 yıl boyunca bir taraftan sessiz bir dünyaya alışmaya çalıştı, bir taraftan da kör olma korkusuyla yaşadı. Kendi deyimiyle gözündeki son ışık gittiğinde "Oh be!" dedi: "Korkmak daha zormuş." 29 yaşındaki Murat Kefeli'nin öyküsü sadece basit bir hayata tutunuş öyküsü değil. Onun hikâyesi sessizliğin ve karanlığın içinde "Varım ben, yaşıyorum" diyen bir çığlıkla başlıyor. Çığlık kelimelere, kelimeler kitaba dönüşüyor. Murat Kefeli "Anne neden ben" ismini verdiği kitabın son sözünde şöyle yazıyor. "Kimseye kızgın değilim. Ne yaşamımdan üç buçuk yıl çalan profesöre, ne arada gittiğim nöroloji doktorlarına ne de aldatanlara, terk edip gidenlere. Filmi durdurup geriye sarma şansınızın olmadığı bir oyun oynuyoruz sahnede. Ve perdenin ne zaman ineceği ya da ne zaman tekrar açılacağını kontrol etmek gibi şansınız da bulunmuyor. İstemek yeter genelde. Bazen ise yetmiyor. İsteseniz de yapamayacağınız bir sürü şeyin arkasından bakmak yerine yapabildiklerinizi önünüze koymak akıllıcası."

6 AY ODASINDAN ÇIKMADI
Murat Kefeli ile kör olduktan sonra 6 ay kendini hapsettiği odasından çıkmaya karar verdiği zaman buluştuk. Röportaja giderken fotoğrafçı Kutup Dalgakıran ile "Nasıl bir hayattır bu?" diye konuşuyorduk. Kutup "Düşünsene" dedi: "Aynen mezara girmek gibi. İnsan nasıl yaşar ki?" Murat ile tanışana kadar aynı şeyi düşünüyordum. Yaşadıklarına rağmen hâlâ beni güldürmeye çalışan, fıkralar anlatan, annesiyle geliştirdikleri dille iletişime girmeye çalışan bu genç adam hiç de mezarda değil. Karşımda 29 yaşında anne karnına dönmüş biri vardı. Görmüyor, duymuyor ama annesi aracılığıyla iletişim kurabiliyor. Öylesine hırsla hayata sarılıyor ki bir de kitap yazıyor. Bu öykü biraz onun, çokça da annesinin öyküsü.

ANNENİN KORKUSU ÖLMEK
Sadiye Kefeli eşiyle evlendiğinde 13 yaşındaydı. Üç yıl arayla, iki kız çocuğu doğurdu önce. Çocuktum diye anlatıyor: "Eşim benden 7 yaş büyük. Evleneceksin dediler evlendim. Annem ağlamaktan helak oldu. Hiç unutmam ara sıra ağaca çıkmak gelirdi içimden. Ben ağaca çıkardım, eşim altında beni beklerdi. Resmen ilk iki çocuğumla birlikte büyüdüm. Sonra 21 yaşındayken Murat geldi. Hiç istemedim erkek çocuğum olmasını. Erkek kardeşim aileye çok çektirmiş, sanki ona benzeyecekmiş gibi." Sadiye Kefeli önce istememiş ama ardından oğluna dört elle sarılmış: İki kızım iyiydi hoştu ama onlarla kardeş gibiydik. Murat ise çocuğumdu. Öylesine duygulu bir çocuktu ki..." Biz konuşuyoruz baba Turan Kefeli dinliyor. Karşımızda ise Murat oturuyor. Biz geleceğiz diye erken kalkmış, tıraş olmuş, yeşil tişörtünü giymiş. Heyecanını bastıramıyor. Arada bir annesine "Bana yaklaşır mısın gözlerini kontrol edeceğim" diyor. Hikâyeyi anlatırken ağladı mı ağlamadı mı diye... Antalya Belek'te mütevazı bir evdeyiz. Anne ile baba işçi emeklisi. Eve giren para sadece 1000 YTL, kira ise yarısını alıp götürüyor. Murat'ın hastalığı başladığı andan beri gitmedik doktor, çalmadık klinik kapısı bırakmayan aile elde ne var ne yoksa satmış. Şimdi üçü birden balkabaklarını oyup lamba yapıyor, evin önünde bir tezgâhta satıyorlar. "Herşeye rağmen keyfimiz yerinde" diyor Sadiye Kefeli. Peki en büyük korkunuz? İşte bu soruyla gözleri doluyor annenin: "Ölmek. Biz gittikten sonra Murat'a ne olur?"

AŞKTAN SAĞIR OLDU
Murat 18 yaşına gelince Kefeli çifti oğullarını İstanbul'da bırakarak Belek'e yerleşmiş. Murat o zaman üniversitede okuyor ve Burcu isimli bir genç kızla evlilik planlarındaymış. Bir taraftan radyo programcılığı yapıyor, tutkunu olduğu bilgisayar üzerine çalışıyor ve gece gündüzünü monitör başında geçiriyor, bir taraftan da DJ'likyapı yorumuş. İlk işitme kaybı Burcu ile ayrılıklarına rastgelmiş. Önce sebep yüksek sesle müzik dinlemesi diye düşünülmüş.

ELEKTRO ŞOK VERDİLER
Murat'ın sol eline avcumun içine alıp kendi yarattığı çizimlerle harfleri ardarda sıralıyorum. "Sevgilinden ayrılınca mı sağır oldun?" Karşımdaki gülen yüz birdenbire geriliyor. Murat konuşmaya başlıyor, durmaksızın anlatıyor: "O zaman herkes sorunun psikolojik olduğunu söyledi. Gitmediğimiz doktor kalmadı. Hatta Ayşe Arman benimle ismimi vermeden, 'Aşk acısı yüzünden sağır olan adam' diye röportaj bile yaptı. Ama ben emindim sorunun fiziksel olduğuna. Herkese sürekli ben delirmedim, bile bile duymayı nasıl yitirebilirim, bunu nasıl isteyebilirim diye soruyordum." Murat üç yıl boyunca çeşitli sinir profesörlerinin de tavsiyesiyle bir psikiyatri kliniğinde tedavi görmüş. Nasıl bir tedavi mi? Elektro-şok ile başlayan, psikiyatristlerinin anlatımıyla 'İçindeki diğer Murat'ı' ortaya çıkarmayı sağlayacak yer silme süpürme, ağır işler yapma tarzı terapilerle devam eden bir süreç düşünün. Bu üç yıl boyunca Murat her Allah'ın günü annesine 'Benim sorunum fiziksel' demiş. Sadiye Kefeli: "Ne yazık ki oğlum haklı çıktı, doktorlarla girdiği bahsi kazandı" diyor: "Psikiyatri kliniğine yattığı ilk 45 gün görüşmemizi yasakladılar. Ama ben her gün oradaydım. Öyle garip bir his ki, oğlunuz hasta. Hastalığın nedeni psikolojik mi, fiziksel mi bilemiyorsunuz. Hangisi çıksa sevineceksiniz? O dönem el ve ayak kasılmaları başladı. Müthiş acılar içinde kıvranıyordu. Testler bunlar olmamalı diyordu. Sonra anlaşıldı ki sebebi bilinmeyen, tedavisi olmayan bir şey "

KORKMAK KÖRLÜKTEN ZOR
Murat hayatındaki sesleri tamamen yitirince, Belek'e annesinin babasının yanına yerleşmiş ve Belek Belediyesi'nde bilgi işlem sorumlusu olarak çalışmaya başlamış. Bir süre sonra dudak okumayı geliştiren Murat hayatını bir düzene sokmak üzereyken bu sefer bulanık görmeye başlamış. Anne, tanıya doğru giden süreci anlatırken sesi titriyor: "Gözlerde sorun başlayınca tekrar nörolojinin yolunu tuttuk. O zaman fark edildi ki önemli bir test yapılmamış. Murat'ın sinirleri ölüyordu. Öylesine heyecanlanmışım ki doktora 'benim anladığım dilden konuş' dediğimi hatırlıyorum. Doktor anlattı ben dinledim. 'Bir elektrik kablosu düşünün. Üzerinde koruyucu var. O koruyucuya bir şey olduğu zaman altındaki sinirler çarpışır ve ölür. Oğlunuz bir süre sonra kör olacak' dedi." Sağırken kör kalmak. Sessiz bir dünyaya tam alışıyorken görüntüyü yitirmek. Müziği kaybetmişken bir de en sevdiği film arşivinden olmak... Kefeli ailesi doktor doktor gezerken bu hastalığın isminin nöropatinin ender görülen bir türü olduğunu dünyada 52 örneği olduğunu öğrenmişler. Görme ve işitme kaybından geri dönüş olmayacağını anladıklarında ise hep Murat onlara "İyiyim, merak etmeyin " diyerek destek olmuş. Hayata her hücresiyle yapışan bir genç adamla karşı karşıyasınız. Herkes gibi onun da bir hikâyesi var, aman okurken ağlamasınlar diye beni ikaz eden bir adamın hikâyesi, hem de hayatta sağlık dışında hiçbir şeye üzülmeye değmez dedirtecek cinsten.


 

top yan ağlarda ben ağlamaz mıyım 
*HGÖ*