100471 İleti 1642 Konu - Gönderen: 8961 Üye - Son Üye: aragorn

Gönderen Konu: aşk  (Okunma sayısı 11928 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

rebel_burju
  • Mega Malt Fan
  • *
  • İleti: 331
  • Popülerlik: 0
Ynt: aşk
« Yanıtla #30 : 06 Eylül 2007, 22:47:45 »
0
bence aşka denen bişi yok hatta benim gözümde aşk saçmalıkk en azından ben öyle düşünüyorum sadece 2 kişi birbirini kandırıyo ve sıkılıyosun ne bilim bence aşka yok kısacası aşk benim gözümde alışkanlıktan başka bişi değilll :-\ :-\
geçmişi sildim attım geleceğimden kaçamam:)

zomozo
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1037
  • Popülerlik: 0
Ynt: aşk
« Yanıtla #31 : 06 Eylül 2007, 22:55:02 »
0
eğer aşıksan gözn ondan başkasını görmez eğer aşıkken ayrlmışsan yine gözn başka hç bişi görmez aşıksan we çıkıosan sorunlar başlar ama aşk sız da olmaz bnm fkrm bu :D
Once more I say goodbye,to you...

EFE_STYLE
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1163
  • Popülerlik: 0
Ynt: aşk
« Yanıtla #32 : 06 Eylül 2007, 22:55:13 »
0
way be kültür-sanat topicinde aşk konusu  :D :D :D neyse,

hemen bi aşk tanımı yapıyım bari  :)

aşk; doğru kişiyle olunca hayattan zewk almaktır, yanlış kişiyle ise ateşlerde yanmaktır  ;)
FELSEFE YAPMA, YAPANI TAKMA, GÜNÜNÜ GÜN ETMENE DALGANA BAK...

rakun
  • Mega Malt Fan
  • *
  • İleti: 305
  • buralar gitsin sen gitme...
  • Popülerlik: 0
Ynt: aşk
« Yanıtla #33 : 07 Eylül 2007, 00:50:29 »
0
insan öyle zırt pırt aşık olmaz bi kere olur o hep gider bence
ben de bi dizide izlerken şöyle demişti adam: aslında aklında yarattığın karaktere aşıksındır sen sonra o aklındaki karaktere en yakın insanı bulursun ve o karaktere duyduğun aşkı ona yansıtırsın
falan filan
aşık olmadım ya ne biliyim
hep derler onu görünce başın döner karnında garip şeyler olur
olan var mı ki :D

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: aşk
« Yanıtla #34 : 07 Eylül 2007, 13:37:13 »
0
Aşk Deprem Gibidir-Can DÜNDAR

Ne zaman kimi vuracagini asla bilemezsiniz.

Gece yarisi aniden, dipten yukselen coskulu bir dalga gibi kabarir içinizde.

Toprak ayaginizin altindan kayiyor gibi olur ve en hazirliksiz oldugunuz anda bütün siddetiyle vurur.

Sarsilir, neye ugradiginizi sasirirsiniz.

Heyecan,korku, kararsizlik, cesaret, aci, ofke,huzun,merhamet, siddet kaplar bir anda dunyanizi. Es dost yardima kossa da kolay toparlanamazsin.

Bittiginde agir bir enkaz birakir geride.

Daha kotusu, "tamamen bitti" sandiginiz sarsinti, hafif bir siddette artci soklar halinde yillarca surebilir.

Kalbinizdeki kirik hat ara sira yoklar yeniden...

Can Dündar


Burada yağmur yağıyor ama sen
Şemsiyeni almadan gel yine de
Özletiyor bu çılgın sağanak seni
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun


Ahmet TELLİ
« Son Düzenleme: 08 Eylül 2007, 21:15:49 Gönderen: nonconformıst »
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

kutupayısı
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 4459
  • Popülerlik: 0
Ynt: aşk
« Yanıtla #35 : 13 Eylül 2007, 01:57:03 »
0
beynin saçmalıklarından biri
abazan değilim,makina mühendisiyim

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: aşk
« Yanıtla #36 : 13 Eylül 2007, 14:48:55 »
0
darülfünun’lunun aşkı

Selamün aleyküm ey dilberi ranâ...

Bu ne müstesna-i tesadüftür ki nötronla protonu bir araya getiremeyen, Piza Kulesi’nin yamulmasına mani olamayan ve hatta iki doğruyu birbirine kestiremeyen tarih, kuzey ve güney kutupları olan ikimizi, beher kabındaki 1 mol sodyumoesatat gibi birbirimize sağlam kovelent bağlarla bağladı. Seni ilk gördüğümde 3 bilinmeyenli denkleme benzetmiş, “Bu kız kuzey kutbu kadar soğuk, Toroslar’daki çamlar kadar iğneli, permutasyondaki şarap kadar acayip, fakat Kepuza Yanardağı kadar ateşli, karstik yer şekilleri kadar ilginç ve Pamukkale’deki travertenler kadar çekici” demiştim. Fakat senin kimyasal, biyolojik özelliklerini ve coğrafi konumunu öğrendikten sonra seni daha iyi tanıdım. Sen her zaman erkeklere teğet geçiyor, integral kadar karmaşık hal alıyor, bazen de felsefe gibi sorgulatıyordun. Ama beden eğitimi dersi kadar güzeldin.
Dünyanın güneş çevresinde elips şeklindeki yörüngesinde döndüğü gibi ben de senin yörüngende dönüyordum. Fakat karşında mayoz bölünme de geçirsem mitoz bölünme de geçirsem, evrimleşip değişik bir hal alsam da senin beni gördüğün yoktu. Ben sana ince kenarlı merceğin tümsek yüzü gibi de baksam, güneşin 21 Haziran’da dünyaya baktığı gibi de baksam, küçük yaşta medrese eğitimi de almış olsam, kimyasal tepkimelerdeki elementler gibi moleküllerime de ayrılsam, sen bunlara aldırmıyor, her zaman bir gazın sabit sıcaklıktaki basıncı ile hacmi arasındaki ters orantı gibi ters düşüyordun. Ama enlemlerin gece ve gündüz saatlerine, güneş ışınlarının geliş açısına, iklimlere etki ettiği gibi sen de beni etkilemeye devam ediyordun.
Sana açılabilmem p.v=n.r.t ve 2(x3+y2)3 formüllerini çözmek kadar zordu. Çünkü sen beni Marianna Çukuru’nda; kendini ise Everest Tepesi’nde görüyordun. Aşkımız Cin Ali ile Fatoş arasındaki aşk kadar, Milli Takımımızın dünya şampiyonu olması kadar ve Müslüm Gürses’in pop şarkı söylemesi kadar umutsuzdu. Yani iki ayrı kümeydik. Fakat değerin, bir malın arz-talep ilişkisi sonucu piyasa değerinin artması gibi artıyordu. Rekabeti azaltmak ve piyasa değerini ele geçirmek için Mohaç Muharebesi’ndeki mücadele kadar çetin bir mücadele verdim ve sonunda Gayri Safi Milli Hasıla’dan en büyük payı aldım ve aramızda ışık hızından ve yer çekimi kuvvetinden daha etkili bir çekim olmaya başladığını hissediyorum şimdi. Umarım sen de bana Past Perfect Tense gibi değil Present Perfect Tense gibi yaklaşırsın. Çünkü ben seni ne sevgilisini Beyoğlu’nun arka sokaklarında arayan lümpen erkekler gibi, ne de “aşk=burjuva güzeli” diyen diskoteklerdeki züppeler gibi aradım. Ben seni hidrojenin su halini alması için oksijeni aradığı gibi, Fatih’in İstanbul’u fethetmek için plan aradığı gibi, matematik yazılısındaki öğrencinin kopya aradığı gibi aradım.
Umarım bunlara Birleşmiş Milletler gibi duyarsız kalmaz, tepkimeye girmek için H2 SO4’ün yanına NO3 aradığı gibi beni ararsın. Beni kampüsün ıssız bir köşesinde nikotinli gecelere inat sabır tazelerken bulabilirsin. Amacım, acizaneyi taciz etmek değil, seninle mutlu bir izdivaç kurup baca tüttürmek.
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

cnsn
  • Süper Malt Fan
  • *
  • İleti: 216
  • Popülerlik: 0
Ynt: aşk
« Yanıtla #37 : 18 Eylül 2007, 15:13:36 »
0
18 yaşındayım,hayatımda 1 kez aşık oldum.öyle çektim ki...bir daha da kolay kolay aşık olmam zaten.kısacası ben aşkı unuttum aylar önce ;D

guerra_trock
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 2467
  • Popülerlik: 0
Ynt: aşk
« Yanıtla #38 : 18 Eylül 2007, 20:41:57 »
0
aşk henüz bulamadiğim , bulmakla bulmamak arasinda teredüt ettiğin  ama kaçinilmaz olan olgu!
Think Locally, Fuck Globally

rockülen
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 3094
  • Popülerlik: 0
Ynt: aşk
« Yanıtla #39 : 18 Eylül 2007, 21:55:51 »
0
aşk bir akıl oyunu bnce kalbide dost ednmiş bi oyun hiç rastlamadm kendlernede. böyle bi konu haknda neler yazyrm ben hııı
cızt cızt

clgn448
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 3283
  • celegene
  • Popülerlik: 0
Ynt: aşk
« Yanıtla #40 : 27 Eylül 2007, 18:17:44 »
0
top yan ağlarda ben ağlamaz mıyım 
*HGÖ*

hardrockcafe
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 2704
  • GıBsoN Les PauL & 0.2 Pena / Mutlu olup unutmaya..
  • Popülerlik: 0
    • My space
Ynt: aşk
« Yanıtla #41 : 29 Eylül 2007, 03:35:59 »
0
 Son defa aşık oldum yaşadık artık bitsede gitsek dedirtti  ;D 7 aydır yok. bilmiyorum. aşık olmak bazı şeylere derinden bakmanızı sağlıyor. ama bazen özlüyorum :'( :'( :'(
çok fazla hemde :'( :'( :'(
Herkes bana vücudumdaki tırnak izlerini soruyor. "Gamze" diyorum onlar, "küçük gamzecikler"... Küçük sevgilinin yaptığı küçük gamzecikler. Tırnaklarında et parçalarım var. Küfürbaz şairlerin mısraları dolaşıyor seninle dolaştığımız her sokakta. "Siktir olup gittiğini" söylüyorlar kafiye gereği...

hardrockcafe
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 2704
  • GıBsoN Les PauL & 0.2 Pena / Mutlu olup unutmaya..
  • Popülerlik: 0
    • My space
Ynt: aşk
« Yanıtla #42 : 29 Eylül 2007, 03:50:06 »
0
ALATURKA AŞK         

Sıcak bir yaz günü orta yeri gibi yakıcı bir sokak yalnızlığı ve üzerinde dolaşan serseri bir ruh hali insanınki... Yalnızlığın parsellendiği alanlarda dolaşan naif bir martı. Virane hallerini şehirlerin, hep aşıkların bilmesi gibi. Gökyüzünün gri hallerinin ruha dolandığı çaresiz ve acı dolu akıl iklimleri yaratır aşkın alaturkası.

          In the Mood For Love filmini sevmek, bağlanmak gibi bir ayrıt vardır. Aşkın pastel renklerinde oluşan, uçurumdan düşen bir sevda. Durmadan aynı ritmin etrafında döne döne var olan. Aşkın ürkünç tazeliği gibi kaza olur her yanı insanın. Cinsel ve mekanik hareketlerden arınmış, dokunmaya yürek isteyen; özgüveni o yağmurlu sokaklarda kayıp bir ruh hali. Dokunmaya yeltenmeyecek kadar korkak ve bırakamayacak kadar zayıf. Gitmeye meyilli, kalmaya başı düşmüş yol arayan. Ağlamaklı, ama yeryüzüne sarılı.

          Bir yaradır aslen, derin bir bıçak yarası; yalnız başına yürürken sızlayan. Üstüne gitmeye meyilli, toz toprak arasında kaybolmuş sözler gibi sarmaşık ruhlar içinde. Geceden sabaha yayılı bütün tonları dibine kadar ezbere almış bir keşmekeş tadı. İçinde enfeksiyona meyilli bütün zehirleri barındıran bir yara. En gizli yerlerinde insanın saklı anılara ve hislere bulanmış derinlemesine sıcak sırtlı bir yara.

          Bir sevgili ve sevgiliye yazılı ağıtlarla dolu mabetler. Birbirine benzemez, günlük tüketim çılgınlıklarına bağlı limanlarda demirli süslü transatlantiklerle. İnadına gümüş yüklü kalyon ve içinde bitmeyen bir acıdır alaturka. Denizin sallantısı içinde değişilen gündüz halleri. Ruhu doyumsuz bir canavardan; köşe ve loş ışıklara kaçan kocaman bir dolunay. Doymayan… Geceye dökülen şaraba dönüşen sokakların kokusu acılı sancak olur yürekte.

          Aslında aşk, erotik biçimlerine dokunmadan, ama sevdanın teninde dolaşan nefes ve okşayan saçlarını öpücük kadar dışavurumcu ve kırılgan. Aşk ölüme biletini kesmiş bir yaralı şairin kaleminden dökülen kan. İsminde ki bir “a” harfini uçurumlarda kaybedip içinden kağıda damlayan “Kan”... Günler ve geceler boyunca bir bakışa kopya edilerek çizilen simsiyah bir dünya haritası zihnin üzerindeki.

          Ellerinden tutup koşa koşa sonsuza varacak bir varlığa yazılı bir yaşam üzerinde bütün izdüşümler.

          Oysa şimdi dünya acımasız. Bireylerin karşılıklı alışverişleri faydaya endeksli. Bir gece sonra sabah kimin yanında uyandığını hatırlamayacak prosedürlere yazılı ilişkiler hüküm sürüyor. Kimyasalların içinde kayıp düşler gibi geçiyor zaman. Koşturarak biten, tükenen ve aslında hiç olmayan haller durmadan yaşanıyor. Bir gün ağlayıp, sonraki gününde yeni bir av sahasında cinsel tuzaklar içinde yaşam bu. Kuralları keskin, acısı uçucu. Yarası çizik gibi aşklarda yüzen bir çağ bu. Atomize olmanın temel hali paylaşmamak. Oysa şairler derdi “aramızdaki çarpışma nükleer değil mi” diye. Programlanmış, sonucu çizilmiş varış noktalarında yaşanır olmuş aşk.

          Oysa alaturka aşkın içinde bazen bütün bir hayatı bitirecek kadar yaşam enerjisi çekilir. Bazen bütün bir yaşama yetecek kadar bağımlı bir enerji. Çağı geçmeye yüz tutan ama bulaştığında çıkmayan bir çamur gibi üzerimizde durur eğreti. Gitmelere, yok olmalara, özlemelere karışa karışa paramparça gözyaşları düşürür yerlere. Yağmurları bekler pencerede, ağlamaklı tüm şarkılarda hep uzaklara küçülen gözbebekleri.

          Alaturka aşk zehirli bir sancıdır yayılan. Uzaktan değen bir göz ucu ile bitebilir bütün dünya. Dokunmadan gitmek vardır içinde. Dokunmadan, soru sormadan yok olmak isteği. Alaturka aşk arabesk bir senteze bölünmüş bir klasik parçalanma düşüdür. Hem en sevdiğine en büyük zararı vermez mi insan? O zararın ta kendisi olur alaturka aşk.

          Uçurum kenarında ağlamaktır alaturka aşk. Düşen gözyaşlarının derinlere karıştığı...
Herkes bana vücudumdaki tırnak izlerini soruyor. "Gamze" diyorum onlar, "küçük gamzecikler"... Küçük sevgilinin yaptığı küçük gamzecikler. Tırnaklarında et parçalarım var. Küfürbaz şairlerin mısraları dolaşıyor seninle dolaştığımız her sokakta. "Siktir olup gittiğini" söylüyorlar kafiye gereği...

paçungaa
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 3590
  • ................
  • Popülerlik: 0
Ynt: aşk
« Yanıtla #43 : 29 Eylül 2007, 13:46:31 »
0
    yıllarca yazarlar şairler bilimadamları üzerinde binlerce laf etmişler... Aşk şudur budur, şöyle olur böyle olur... Yıllarca anlatmışlar bize Leyla yı Mecnun u, Kerem i Aslı yı  kandırmışlar bizi elbet sevenler kavuşur elbet aşıklar günün birinde birbirini bulur die...
   
  Yalanmış demek istemiyorum elbet biraraya gelenler olmuştur ama bize uğramamıştır. En son düşünüp kendi kendime bu aşk için bir tanımda sen yap dediğimde kendime bi kaçış yolu buldum..
Dedimki...
 Aşk hormonal bi olgudur. hormonlarının en aciz olduğu zamanda yapışır bedenine işler içinin taaa içine ve başlar kalbinden beslenmeye... Zorunlu parazittir. Sana ve kalbine ihtiyacı vardır. Acı verir emer kanını...
  Öylese erken teşhiste fayda var dedim.Sen diyosun ham hormonal olgudur diye. O zaman durdur o hormonlarını ver beynine emri o da versin hipotalamusa durdursun o hormonları... ve içini emen kalbinle beslenen o paraziti atsın içinden...
  Attım sanırım içimden ya da şu an durgun evresinde parazit içimde gizlice çoğalıyor. ama en azından şuan kalbim acımıyor içimde sürekli bi şeyler eksilmiyor...
.........
  .........
     ........
uğrunda dertlere düştüğüm sevgili
bir başkasına tutulmuş,o da dertli
derdimin dermanı kendi derdinde
hekim hasta olunca kime gitmeli...
                                                ÖMER HAYYAM

hardrockcafe
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 2704
  • GıBsoN Les PauL & 0.2 Pena / Mutlu olup unutmaya..
  • Popülerlik: 0
    • My space
Ynt: aşk
« Yanıtla #44 : 29 Eylül 2007, 16:15:46 »
0
DİPTEKİ AŞK MEKTUPLARI-II

 - Kiminle konuşuyorsun?
          - O’nunla.
          - Ama O...
          - Aşığım.
          - Delisin.
          - Aşığım!..
          - İmkansız. Sen…
          - Evet, ben? Ne olmuş bana, söylesene ha?

          Farkındayım, deli bal yemek gibi bir şey. Tatlı zehir. Kalbimin üzerindeki hançer izlerini, O’na adadım. Kanatarak yaramı, içimdeki hapishaneden salıvermek istedim. Yapamadım. Binlerce kapının ardına kilitledi kendisini. Şimdi beynimin labirentlerinde fileli, beyaz, ipek elbisesiyle bir çocuk gibi saklambaç oynuyor benimle. Ahraz bedenim, dilhıraş haldeki kalbime isyan ediyor.

          - Aşk değil, tutku bu!

          Tanrısını, gümüş yüzüğüne işleyen bir melek O. İnce, zarif parmağıyla, çağla tadındaki gözlerine düşen saçının birkaç telini kavrayıp, rüzgara savurduğunda, beynimi ele geçiren dokunma arzusu, çılgınlığım oluyor ve dem demasının sivri, keskin uçları şah damarıma saplanıyor. Sırtımdan belime doğru yol alan kanım, yıllardır hayat verdiği o bedeni keşfetme arzusuyla nasıl da aceleciydi. Yaklaştım. Dudaklarındaki dumanı içime çektim, magmasındaki lavlar dilime aktı. Ağzım alev topuydu, tükürdüm duvardaki posterine, tutuştu. Külden yitik bir aşktı artık. Vurdum, param parça ettim. Yere dağılan her cüz, parçamdı.

          - Kendine gel, biraz uyu istersen canım.

          Dudaklarımda çiğ tanelerinden kalma, ıslak öpüşlerin varlığıyla, yanı başımda büyüyen papatyaların arasından, yakılmış ekinlere basarak yürüyorum. Hafif bir meltem başakları yalayıp, ıssızlığın büyüsünü bozuyor. Yürüyorum, çağlayanın sesi gürleştikçe adımlarım çoğalıyor. Çocuk heyecanıyla koşmaya başlıyorum, bir taşa takılıp tökezleme riskini düşünmeden. Zaten bir tek çocukken bir de sırılsıklam aşıkken yalnız kalbinin sesini dinleyebiliyor insan. Güneşin kirpikleri batmadan buluşacaktık. Geceyi çağlayanın altında geçirdim. Gelmedi. Onsuz geçen her anım ıstırap kokuyor. Simsiyah saçlarının gölgesinde buluşurdu dudaklarımız. Neden yapmıyor bilmiyorum, oysa kandırılmayı hak edecek kadar temizim.

          - Doktora gitmemiz gerekiyor…

          Deli bayrağını çekmiş bir fedaiyim, söylediklerinin karşılığı yok ki sözlüğümde. Yalan söylediklerim, dilâsâ meleğim hiç olmadı anne. Yazmandaki işlemeler, gözlerimden akan kanlarla nakşedildi. Okyanuslara açılan kalbimin limanlarını dalgakıransız bıraktım. Hazırdım felaketlere ama hiçbiri ardında iz bırakmadı, biri hariç. Şimdi, O burada. Tahmin edemeyeceğin kadar yakınımda. Bak, ellerim O’nun yanakları oluyor. Nasıl bütünleşiyoruz, bir gör. Tenlerimiz iç içe, bedenlerimiz rüzgarın alıp götürdüğü sararmış yapraklar gibi hayata karşı savunmasız, özgür, sonsuzluğun köylesi.

          - Nesi var bu hastanın?
          - İki nöbet geçirmiş doktor hanım.
          - Şu an ne durumda?
          - Bilinç kaybı yaşıyor, yine nöbet geçirebilir.
          - Hemen bir diazem vurun.
          - Hastanın yakını siz misiniz, nasıl olduğunu anlatır mısınız?

          Hareketsiz, durgun, yeşile kaçan gölün üzerinde dans ediyor. Adımları halkacıklar oluşturuyor. Gamzelerindeki ahududu çiçek açmış, gülümsüyor. Ahmer dudakları, ürkek bir kuşun tüylerinin ipeksiliğinde. Kalbimin veya beynimin şeklini umursamıyorum. Yalnızca O. Sarhoşum, dünyanın ahsen kadını karşımda. Penceresinde menekşe saksıları olan evimizdeyiz. Ateşi harlıyorum. Rüzgar, ağaçkakanların vişne ağaçlarında açtığı oyuklara arzulu ilkbahar esintilerini bırakıyor. O ulu ağaç; şarkılar mırıldayan esintileri, bir kadının erkeğini teninde buharlaştırma isteği gibi toprağın altındaki dallarında ağır ağır gezdirip, ince damarlı yapraklarının bir çamı bile emebilecek dudaklarına öptürüyor.

          - Nasılsınız Azad bey, ben doktor Ayten A…
          - Kimsin sen, düzahiyen mi!..
          - Bana sataştığınıza göre iyi olmalısınız.
          - Tanrım, yine tamudayım!.. O nerede?
          - Nöbetten önceki aura döneminde de böyle bir şey sayıklıyorumuşsunuz. “O” dediğiniz kim?
          - O benim gözleyenim, karşımda işte!..
          - O, sizin yarattığınız bir şey.
          - Ama güzel, görmelisiniz.
          - Yalnızca siz görebilirsiniz. O sizin hayaliniz.

Herkes bana vücudumdaki tırnak izlerini soruyor. "Gamze" diyorum onlar, "küçük gamzecikler"... Küçük sevgilinin yaptığı küçük gamzecikler. Tırnaklarında et parçalarım var. Küfürbaz şairlerin mısraları dolaşıyor seninle dolaştığımız her sokakta. "Siktir olup gittiğini" söylüyorlar kafiye gereği...