100471 İleti 1642 Konu - Gönderen: 8961 Üye - Son Üye: aragorn

Gönderen Konu: beğendiğiniz şiirler  (Okunma sayısı 27594 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
beğendiğiniz şiirler
« : 04 Eylül 2007, 01:19:29 »
0
konu için fazla açıklamaya gerek yok sanırım şairlerin ustaların şiirlerinden hoşunuza gidenler ve lütfen bu şiir güzelimiş demek için yazmayın sadece şiirler olsun ::)     yorum yapıcaksanız da bir şiir ekledikten sonra yazın nelerin hoşunuza gittiğini
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #1 : 04 Eylül 2007, 01:21:25 »
0
an gelir
paldır küldür yıkılır bulutlar
     gökyüzünde anlaşılmaz bir heybet
          o eski heyecan ölür
an gelir biter muhabbet
     çalgılar susar heves kalmaz
          şatârâbân ölür
 
şarabın gazabından kork
     çünkü fena kırmızıdır
           kan tutar / tutan ölür
sokaklar kuşatılmış
      karakollar taranır
           yağmurda bir militan ölür
 
an gelir
ömrünün hırsızıdır
      her öylen pişman ölür
           hep yanlış anlaşılmıştır
                 hayalleri yasaklanmış
an gelir şimşek yalar
     masmavi dehşetiyle siyaset meydanını
           direkler çatırdar yalnızlıktan
                sehpada pir sultan ölür
 
son umut kırılmıştır
      kaf dağı'nın ardındaki
            ne selam artık ne sabah
                  kimseler bilmez nerdeler
                        namlı masal sevdalıları
evvel zaman içinde
      kalbur saman ölür
kubbelerde uğuldar bâkî
      çeşmelerden akar sinan
           an gelir
                -lâ ilâhe illallah-
                      kanunî süleyman ölür
 
görünmez bir mezarlıktır zaman
     şairler dolaşır saf saf
          tenhalarında şiir söyleyerek
               kim duysa / korkudan ölür
-tahrip gücü yüksek-
      saatli bir bombadır patlar
          an gelir
              attilâ ilhan ölür


                                                       an gelir/ attila ilhan

 
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

clgn448
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 3283
  • celegene
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #2 : 04 Eylül 2007, 01:24:33 »
0
Yağmur çiseliyor,
Serez'in esnaf çarşısında
yağmur çiseliyor.
korkak
yavaş sesle
bir ihanet konuşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
beyaz ve çıplak mürted ayaklarının
ıslak ve karanlık toprağın üstünde koşması gibi.
Yağmur çiseliyor,
Serez'in esnaf çarşısında,
bir bakırcı dükkanının karşısında
Bedreddin'im bir ağaca asılı.
Yağmur çiseliyor,
Gecenin geç ve yıldızsız bir saatidir.
Ve yağmurda ıslanan
yapraksız bir dalda sallanan şeyhimin
çırılçıplak etidir.
Yağmur çiseliyor,
Serez çarşısı dilsiz,
Serez çarşısı kör.
Havada konuşmamanın, görmemenin kahrolası hüznü
Ve Serez çarşısı kapatmış elleriyle yüzünü.
Yağmur çiseliyor.

Nazım Hikmet

siyasi bir şiir saırsam ama benim çok hoşuma gidio şahsen
top yan ağlarda ben ağlamaz mıyım 
*HGÖ*

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #3 : 04 Eylül 2007, 01:35:30 »
0
BULUT MU OLSAM

Denizin üstünde ala bulut
yüzünde gümüş gemi
içinde sarı balık
dibinde mavi yosun
kıyıda bir çıplak adam
                                durmuş düşünür.

Bulut mu olsam,
gemi mi yoksa?
Balık mı olsam,
yosun mu yoksa?..
Ne o, ne o, ne o.
Deniz olunmalı, oğlum,
bulutuyla, gemisiyle, balığıyla, yosunuyla.

KARLI KAYIN ormanINDA

Karlı kayın ormanında
yürüyorum geceleyin.
Efkârlıyım, efkârlıyım,
elini ver, nerde elin?

Ayışığı renginde kar,
keçe çizmelerim ağır.
İçimde çalınan ıslık
beni nereye çağırır?

Memleket mi, yıldızlar mı,
gençliğim mi daha uzak?
Kayınların arasında
bir pencere, sarı sıcak.

Ben ordan geçerken biri :
"Amca, dese, gir içeri."
Girip yerden selâmlasam
hane içindekileri.

Eski takvim hesabıyle
bu sabah başadı bahar.
Geri geldi Memed'ime
yolladığım oyuncaklar.

Kurulmamış zembereği
küskün duruyor kamyonet,
yüzdüremedi leğende
beyaz kotrasını Memet.

Kar tertemiz, kar kabarık,
yürüyorum yumuşacık.
Dün gece on bir buçukta
ölmüş Berut, tanışırdık.

Bende boz bir halısı var
bir de kitabı, imzalı.
Elden ele geçer kitap,
daha yüz yıl yaşar halı.

Yedi tepeli şehrimde
bıraktım gonca gülümü.
Ne ölümden korkmak ayıp,
ne de düşünmek ölümü.

En acayip gücümüzdür,
kahramanlıktır yaşamak :
Öleceğimizi bilip,
öyleceğimizi mutlak.

Memleket mi, daha uzak,
gençliğim mi, yıldızlar mı?
Bayramoğlu, Bayramoğlu,
ölümden öte köy var mı?

Geceleyin, karlı kayın
ormanında yürüyorum.
Karanlıkta etrafımı
gündüz gibi görüyorum.

Şimdi şurdan saptım mıydı,
şose, tirenyolu, ova.
Yirmi beş kilometreden
pırıl pırıldır Moskova...
   
21-1-1924

Lambayı yakma, bırak,
sarı bir insan başı
                 düşmesin pencereden kara.
Kar yağıyor
                karanlıklara.
Kar yağıyor
                ve ben hatırlıyorum.
Kar...
Üflenen bir mum gibi söndü
                 koskocaman ışıklar...
Ve şehir
               kor bir insan gibi kaldı altında
               yağan karın.
Lambayı yakma bırak!
Kalbe bir bıçak gibi giren hatıraların
dilsiz olduklarını anlıyorum.
Kar yağıyor
                     ve ben hatırlıyorum.

BEN SENDEN ÖNCE ÖLMEK ISTERIM

Ben
senden önce ölmek isterim.
Gidenin arkasindan gelen
gideni bulacak mi zannediyorsun?
Ben zannetmiyorum bunu.
Iyisi mi, beni yaktirirsin,
odanda ocagin üstüne korsun
                    içinde bir kavanozun.
Kavanoz camdan olsun,
seffaf, beyaz camdan olsun
                    ki içinde beni görebilesin...
Fedakârligimi anliyorsun :
vazgeçtim toprak olmaktan,
vazgeçtim çiçek olmaktan
                        senin yaninda kalabilmek için.
Ve toz oluyorum
yasiyorum yaninda senin.
Sonra, sen de ölünce
kavanozuma gelirsin.
Ve orda beraber yasariz
külümün içinde külün,
ta ki bir savruk gelin
yahut vefasiz bir torun
bizi ordan atana kadar...
Ama biz
o zamana kadar
o kadar
karisacagiz
ki birbirimize,
atildigimiz çöplükte bile zerrelerimiz
                                     yan yana düsecek.
Topraga beraber dalacagiz.
Ve bir gün yabani bir çiçek
bu toprak parçasindan nemlenip filizlenirse
sapinda muhakkak
iki çiçek açacak :
                    biri sen
                    biri de ben.
Ben
daha ölümü düsünmüyorum.
Ben daha bir çocuk doguracagim.
Hayat tasiyor içimden.
Kayniyor kanim.
Yasayacagim, ama çok, pek çok,
ama sen de beraber.
Ama ölüm de korkutmuyor beni.
Yalniz pek sevimsiz buluyorum
                                bizim cenaze seklini.
Ben ölünceye kadar da
bu düzelir herhalde.
Hapisten çikmak ihtimalin var mi bu günlerde?
Içimden bir sey :
                  belki diyor.
 


 YASAMAYA DAIR


1

Yasamak sakaya gelmez,
büyük bir ciddiyetle yasayacaksin
                       bir sincap gibi mesela,
yani, yasamanin disinda ve ötesinde hiçbir sey beklemeden,
                       yani bütün isin gücün yasamak olacak.

Yasamayi ciddiye alacaksin,
yani o derecede, öylesine ki,
mesela, kollarin bagli arkadan, sirtin duvarda,
yahut kocaman gözlüklerin,
                        beyaz gömleginle bir laboratuvarda
                                    insanlar için öylebileceksin,
                        hem de yüzünü bile görmedigin insanlar için,
                        hem de hiç kimse seni buna zorlamamisken,
                        hem de en güzel en gerçek seyin
                                      yasamak oldugunu bildigin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksin ki yasamayi,
yetmisinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,
           hem de öyle çocuklara falan kalir diye degil,
           ölmekten korktugun halde ölüme inanmadigin için,
                                      yasamak yani agir bastigindan.

                                                                                     1947

2

Diyelim ki, agir ameliyatlik hastayiz,
yani, beyaz masadan,
              bir daha kalkmamak ihtimali de var.
Duymamak mümkün degilse de biraz erken gitmenin kederini
biz yine de gülecegiz anlatilan Bektasi fikrasina,
hava yagmurlu mu, diye bakacagiz pencereden,
yahut da sabirsizlikla bekleyecegiz
                                en son ajans haberlerini.

Diyelim ki, dövüsülmeye deser bir seyler için,
                               diyelim ki, cephedeyiz.
Daha orda ilk hücumda, daha o gün
                           yüzükoyun kapaklanip ölmek de mümkün.
Tuhaf bir hinçla bilecegiz bunu,
                        fakat yine de çildirasiya merak edecegiz
                        belki yillarca sürecek olan savasin sonunu.

Diyelim ki hapisteyiz,
yasimiz da elliye yakin,
daha da on sekiz sene olsun açilmasina demir kapinin.
Yine de disariyla birlikte yasayacagiz,
insanlari, hayvanlari, kavgasi ve rüzgariyla
                                    yani, duvarin ardindaki disariyla.

Yani, nasil ve nerede olursak olalim
          hiç ölünmeyecekmis gibi yasanacak...

                                                                      1948

3

Bu dünya soguyacak,
yildizlarin arasinda bir yildiz,
                       hem de en ufaciklarindan,
mavi kadifede bir yaldiz zerresi yani,
                       yani bu koskocaman dünyamiz.

Bu dünya soguyacak günün birinde,
hatta bir buz yigini
yahut ölü bir bulut gibi de degil,
bos bir ceviz gibi yuvarlanacak
                       zifiri karanlikta uçsuz bucaksiz.

Simdiden çekilecek acisi bunun,
duyulacak mahzunlugu simdiden.
Böylesine sevilecek bu dünya
"Yasadim" diyebilmen için...


                                   


                                                            nazım hikmet ran
« Son Düzenleme: 04 Eylül 2007, 01:44:11 Gönderen: nonconformıst »
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #4 : 04 Eylül 2007, 01:57:21 »
0
AYNALAR

Aynalar, bakmayın yüzüme dik dik;
İste yakalandık, kelepçelendik!
Çıktınız umulmaz anda karsıma,
Başımın tokmağı indi başıma.

Suratımda her suç bir ayrı imza,
Benmişim kendime en büyük ceza!
Ey dipsiz berraklık, ulvi mahkeme!
Acı, hapsettiğin sefil gölgeme!

Nur topu günlerin kanına girdim.
Kutsi emaneti yedim, bitirdim.
Doğmaz güneşlere bağlandı vade;
Dişlerinde, köpek nefsin, irade.

Günah, gunah, hasad yerinde demet;
Merhamet, sucumdan aşkın merhamet!
Olur mu, dünyaya indirsem kepenk:
Gözyaşı döksem, Nuh tufanına denk?

Çıkamam, aynalar, aynalar zindan.
Bakamam, aynada, aynada vicdan;
Beni beklemeyin, o bir hevesti;
Gelemem, aynalar yolumu kesti.


DÖNEMEÇ

 

                                     Bir gündü, hava ılık

                                     Ve cadde kalabalık...

Bir kadın sapıverdi önümden dönemece;

Yalnız bir endam gördüm, arkasından, ipince.

Ve görmeden sevdiğim, işte bu kadın dedim,

                                     Çarpıldım sendeledim.

 

                                     Bir gündü mevsim bayat

                                     Ve esnemekte hayat....

Dönemeçten bir tabut çıktı ve üç beş adam;

Yalnız bir âhenk sezdim, çerçevede bir endam.

Ve tabutta, incecik, o kadın var, anladım;

                                     Bir köşede ağladım...

KALDIRIMLAR I

 

Sokaktayım, kimsesiz bir sokak ortasında;

Yürüyorum, arkama bakmadan yürüyorum.

Yolumun karanlığa saplanan noktasında,

Sanki beni bekleyen bir hayâl görüyorum.

 

Kara gökler kül rengi bulutlarla kapanık.

Evlerin bacasını kolluyor yıldırımlar.

İn-cin uykuda, yalnız iki yoldaş uyanık.

Biri benim, biri de serseri kaldırımlar.

 

İçimde damla damla bir korku birikiyor,

Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler,

Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor.

Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler.

 

Kaldırımlar, çilekeş insanların annesi,

Kaldırımlar, içimde yaşamış bir insandır.

Kaldırımlar, duyulur ses kesilince sesi,

Kaldırımlar, içimde kıvrılan bir insandır.

 

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta.

Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!

Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta,

Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

 

Ben gideyim, yol gitsin, ben gideyim, yol gitsin,

İki yanımdan aksın, bir sel gibi fenerler...

Tak, tak, ayak sesimi aç köpekler işitsin.

Yolumun zafer tâkı, gölgeden taş kemerler.

 

Ne sabahı göreyim, ne sabah görüneyim!

Gündüzler size kalsın, verin karanlıkları.

Islak bir yorgan gibi, sımsıkı bürüneyim.

Örtün, üstüme örtün, serin karanlıkları.

 

Uzanıverse gövdem, taşlara boydan boya,

Alsa buz gibi taşlar alnımdan bu ateşi.

Dalıp, sokaklar kadar esrarlı bir uykuya.

Ölse kaldırımların kara sevdalı eşi.

ÇİLE

Gaiblerde bir ses geldi: Bu adam,
Gezdirsin boşluğu ense kökünde!
Ve uçtu tepemden birdenbire dam;
Gök devrildi, künde üstüne künde...

Pencereye koştum: Kızıl kıyamet!
Dediklerin çıktı, ihtiyar bacı!
Sonsuzluk, elinde bir mavi tülbent,
Ok çekti yukardan, üstüme avcı

Ateşten zehrini tattım bu okun,
Bir anda kül etti can elmasımı.
Sanki burnum, değdi burnuna (yok)un,
Kustum, öz ağzımdan kafatasımı

Bir bardak su gibi çalkalandı dünya;
Söndü istikamet, yıkıldı boşluk.
Al sana hakikat, al sana rüya!
İşte akıllılık, işte sarhoşluk!

Ensemin örsünde bir demir balyoz,
Kapandım yatağa son çare diye.
Bir kanlı şafakta, bana çil horoz,
Yepyeni bir dünya etti hediye

Bu nasıl bir dünya, hikayesi zor;
Makâni bir satıh, zamanı vehim.
Bütün bir kainat muşamba dekor,
Bütün bir insanlık yalana teslim.

Nesin sen, hakikat olsan da çekil!
Yetiş körlük, yetiş, takma gözde cam!
Otursun yerine bende her şekil;
Vatanım, sevgilim, dostum ve hocam!

Aylarca gezindim, yıkık ve şaşkın,
Benliğim bir kazan ve aklım kepçe,
Deliler köyünden bir menzil aşkın,
Her fikir içimde bir çift kelepçe.

Niçin küçülüyor eşya uzakta?
Gözsüz görüyorum rüyada, nasıl?
Zamanın raksı ne bir yuvarlakta?
Sonum varmış, onu ögrensem asıl?

Bir fikir ki sıcak yarad kezzap,
Bir fikir ki, beyin zarında sülük.
Selam sana haşmetli azap;
Yandıkça gelişen tılsımlı kütük.

Yalvardım: Gösterin bilmeceme yol!
Ey yedinci gök, esrarını aç!
Annemin duası, düş de perde ol!
Bir asâ kes bana, ihtiyar ağaç!

Uyku, katillerin bile çeşmesi;
Yorgan, Allahsıza kadar sığınak.
Teselli pınarı, sabır memesi;
Size şerbet, bana kum dolu çanak.

Bu mu, rüyalarda içtiğim cinnet,
Sırrını ararken patlayan gülle?
Yeşil asmalarda depreniş, şehvet;
Karınca sarayı, kupkuru kelle...

Akrep nokta nokta ruhumu sokmus,
Mevsimden mevsime girdim böylece.
Gördüm ki, ateşte, cımbızda yokmuş,
Fikir çilesinden büyük işkence.

Evet, her şey bende bir gizli düğüm;
Ne ölüm terleri döktüm, nelerden!
Dibi yok göklerden yeter ürktüğüm,
Yetişir çektiğim mesafelerden!

Ufuk bir tilkidir, kaçak ve kurnaz;
Yollar bir yumaktır, uzun ve dolaşık.
Her gece rüyamı yazan sihirbaz,
Tutuyor önümde bir mavi ışık.

Büyücü, büyücü ne bana hıncın?
Bu kükürtlü duman, nedir inimde?
Camdan keskin, kıldan ince kılıcın,
Bir zehir kıymak gibi, beynimde.

Lugat, bir isim ver bana halimden;
Herkesin bildiği dilden bir isim!
Eski esvaplarım, tutun elimden;
Aynalar söyleyin bana, ben kimim?

Söyleyin, söyleyin, ben miyim yoksa,
Arzı boynuzunda taşıyan öküz?
Belâ mimarının seçtiği arsa;
Hayattan mühacir; eşyadan öksüz?

Ben ki, toz kanatıi bir kelebeğim,
Minicik gövdeme yüklü Kafdağı,
Bir zerrecigim ki, Arş'a gebeyim,
Dev sancılarımın budur kaynağı!

Ne yalanlarda var, ne hakikatta,
Gözümü yumdukça gördüğüm nakış.
Boşuna gezmişim, yok tabiatta,
İçimdeki kadar iniş ve çıkış.

Gece bir hendeğe düşercesine,
Birden kucağına düştüm gerçeğin.
Sanki erdim çetin bilmecesine,
Hem geçmis zamanın, hem geleceğin.

Açıl susam, açıl! Açıldı kapı;
Atlas sedirinde mavera dede.
Yandı sırça saray, ilahi yapı,
Binbir avizeyle uçsuz maddede.

Atomlarda cümbüş, donanma, şenlik;
Ve çevre çevre nur, çevre çevre nur.
Içiçe mimari, içiçe benlik;
Bildim seni ey Rab, bilinmez bilinmez meşhur!

Nizam köpürüyor, med vakti deniz;
Nizam köpürüyor, ta çenemde su.
Suda bir gizli yol, pırılıtılı iz;
Suda ezel fikri, ebed duygusu.

Kaçır beni ahenk, al beni birlik;
Artık barınamam gölge varlıkta.
Ver cüceye, onun olsun şairlik,
Şimdi gözüm, büyük sanatkarlıkta.

Öteler öteler, gayemin malı;
Mesafe ekinim, zaman madenim.
Gökte saman yolu benim olmalı;
Dipsizlik gölünde, inciler benim.

Diz çök ey zorlu nefs, önümde diz çök!
Heybem hayat dolu, deste ve yumak.
Sen, bütün dalların birleştiği kök;
Biricik meselem, Sonsuza varmak...



                           necip fazıl kısakürek
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #5 : 04 Eylül 2007, 02:05:09 »
0
O ÂN

 

Taş merdivenler gibi, aşınmış ayaklardan,
Secde yerine çarpa çarpa alınım aşınsa!
Göklerin kamçısıyle yediğim dayaklardan,
Erisem de, tabutum boşmuş gibi taşınsa

 

Bir garip insan olsam, benzemez hiç kimseye;
Tek hece bilmez, tek renk görmez, tek ses işitmez.
Karanlığı, yoğursam nura döndüresiye.
Tırmansam o âna ki, yekpâredir ve bitmez.

OLMAZ MI?

 

Yön yön sarılmışım ne yana baksam;
Sarılan olur da saran olmaz mı?
Kim bu yüzü çizen sanatkâr ressam;
Geçip de aynaya, soran olmaz mı?

 

Bir parçacığım ben, bütüne hasret;
Zaman döne dursun, o güne hasret;
Ruhumsa zamanın üstüne hasret;
Ebediyet boyu bir ân... Olmaz mı?

                        necip fazıl
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #6 : 04 Eylül 2007, 02:13:42 »
0
Ne tuhaftır şu insanlar
kimi zincirler içinde hür
Kimi esir olmaktan bahtiyar
Kimi de benim gibi bin bir şeyi düşünür
Ne tuhaftır şu insanlar
Kimini yel alır, su götürür
Kiminin çilesi sürer mezara kadar
Kimi de gününü gün etmeyi düşünür

- II -


İnsan insanın kadrini bilmezmiş meğer
Anlaşılamadı gitti mısralarım
Çünkü; insanlar benim halime güler
Bense onlar için ağlarım


İnsan insanın kadrini bilmezmiş meğer
Birimiz gülsek, ağlıyor onumuz
Bizden kara değilmi geceler
Bari karınlık olmasaydı sonumuz

- III -


Nice insanlar gördüm ki ben
Dudaklarında en ateşli türküler
Barış içinde yaşamayı bilmeden
Bir savaş meydanında öldüler


Nice insanlar gördüm ki ben
Dudaklarında en bayağı şarkılar
Ve gözlerinde ihtiras ışığı eksilmeden
Birer ilah gibi yaşadılar

- IV -


Yarabbi, adaletin bu mu
Kuş uçar, yılan sürünür
Düşünmek istemem fani olduğumu
Verdiğin nimetlere şükür



Yarabbi, adaletin bu mu
Yaşayan yaşar, öylen toprağa gömülür
Ve hayat sadece bir arzu mu
Bizi korkutan ölüm müdür?



- V -


Söyleyin ey çizgiden hayaletler
Artık ihtiyar olduğumuz gerçek mi?
Kaybolan o gamsız saatler
Hiç geri gelmeyecek mi?



Söyleyin ey çizgiden hayaletler
İn misiniz, cin misiniz
Ya siz, ey eşsiz faziletler
Fazilet olduğunuza emin misiniz?

 
BİLİR MİSİN?

Tam sınırdan kaçarken vurulmak nedir bilir misin?
Nöbetçiler ha gördü, ha görecek
Parmaklarının ucu dikenli tellere değdi değecek...
Ama... Bir adım daha atamazsın.
Uzanıp tutamazsın;
Göz pınarlarında donup kalır hayallerin
Planların, kaçışın, kurtuluşun
Ve deler sevgi dolu yüreğini
Sevgi bilmeyen bir kurşun.
Bir okyanus da boğulmak nedir bilir misin?
Batan bir gemiye el sallayamamak,
Oturup ağlayamamak,
Birkaç kulaç ötedeki
Bir tahta parçasını tutamamak,
Nedir bilir misin?
Sevmek nedir bilir misin?
Bir şeyler tutuşur yüreğinde kıpır kıpır
Bütün benliğini sarar, ısıtır.
Her gülüşte yeniden doğarsın
Ve bin kere ölürsün her iç çekişte
Nasıl anlatsam bilmem ki.
Yani 'sevmek' işte.
Duymak nedir bilir misin?
Duymak, ama anlatamamak
Çemberini kıramamak kelimelerin.
Tam dilinin ucuna gelmişken söyleyememek
'Seviyorum' diyememek
Yani ölümü yaşamak nedir bilir misin?




BEN SENI SEVDIM MI?

Ben seni sevdim mi? Sevdim, kime ne
Tuttum, ta icime oturttum seni
Aldim, oksadim saclarini, optum
Ictim yudum yudum guzelligini

Ben seni sevdim mi? Sevdim elbette
Bendeydi ozlemlerin en korkuncu
Cildirirdim sen ne kadar uzaksan,
Ask degil, hic doymayan bir seydi bu

Ben seni sevdim mi? Sevdim dogrusu
Sevdikce tamamlandim, butunlendim
Biri vardi aglayan gecelerce
Biri vardi sana tutkun; o bendim

Ben seni sevdim mi? Sevdim en buyuk
En solmayan guller acti icimde
Omrumu degerli kilan bir seydin
Sen benim bozbulanik gencligimde

Ben seni sevdim mi? Sevdim, oyle ya
Bir cizgiye vardim seninle beraber
Ve bir gun orada yitirdim seni
Ben seni sevdim mi? Sevdim, Ya sen beni?
   

BANA BIR SARKI SOYLE

Ozledim sesini ne olur konus
Bir gul actir zamanlarin otesinden
Karanliklar icindeyim, kapkarayim bugun gel
Gok mavisinden, deniz mavisinden
Bana bir sarki soyle
Icimde bir sey kimildiyor
Gozlerim kan canagi, yorgunum, uykusuzum
Bir baksana ne haldeyim deli divane
Yaraliyim, caresizim umutsuzum
Bana bir sarki soyle
Yagmur ol yag usme, gunes ol isit
Dokul karanligima isiklar gibi
Al beni, en uzaklara gotur
Sesin aksin icimde bir pinar gibi
Bana bir sarki soyle
Butun renkleri kat birbirine
Buram buram bir turuncu getir gecen yazdan
Bir tuy gibi, bir bahar dali gibi
Hafiften, inceden, guzelden, en beyazdan
Bana bir sarki soyle
Bazan kar nasil hazin yagar bilirsin
Kursuni bir gokyuzunden aglamakli
Iste oyleyim, kapkarayim bu gun gel
En huzunlu sesinle, en dokunakli
Bana bir sarki soyle


           ümit yaşar oğuzcan
« Son Düzenleme: 04 Eylül 2007, 02:21:09 Gönderen: nonconformıst »
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #7 : 04 Eylül 2007, 02:26:17 »
0
HATIRLAR MISIN

Hatirlar misin
Gozgoze gelisimizi ilk defa
Bakislarimizin cakmaklanisini
Bir aksam vakti, yakinlarda
Bir yerlerde bir seylerin yanisini
Hatirlar misin

Hatirlar misin
Ilk optugum gunu dudaklarindan
Basimin donmesini, tenimin tutusmasini
Yillar yili kendi yataginda kaybolan
Nehrimin, denizine kavusmasini
Hatirlar misin

Hatirlar misin
Ayri ayri yasadigimiz binlerce geceden ayri
Bir geceyi, sabahsiz, cilgin, dopdolu
Ve senin ozleminle simsiki saran kolu
Hatirlar misin

Hatirlar misin
ormanda dibe vurusunu gun isiginin
Agaclarin urperisini derinden
Basini omuzuma koyusunu, dalgin
Sonra bir yanginin baslayisini ellerinden
Hatirlar misin

Hatirlar misin
Kendimizden gecerek, alabildigine
Birlikte gittigimiz o yerleri
O agacli yol, o serin kumsal, o meyane
Ve gullerin aglayisini bir aksam uzeri
Hatirlar misin

Hatirlar misin
Nasil bir kosuydu o doludizgin
Ne kadar yogu var etmistik birlikte
O seven gonullerimiz bir cift guvercin
Gibi nasil kanat cipmislardi mavilikte
Hatirlar misin

Hatirlar misin
Gun boyu seninle caglar astigimizi
Bir yalan dunyada yalansiz severek
Tanriya yaklasip Tanrilastigimizi
Soyle hatirlar misin bir gun beni
Hatirlar misin ?.........


BEN BIR EYLUL SEN HAZIRAN

Bir eyluldu baslayan icimde
Agaclar dokmustu yapraklarini
Cimenler sararmisti
Rengi solmustu tum ciceklerin
Gokyuzunu kara bulutlar sarmisti
Katar katar gidiyordu kuslar uzaklara
Deli deli esiyordu ruzgar
Dagilmisti yazdan kalan ne varsa
Yasanmamis bir mevsim gibiydi bahar

Neydi o bir zamanlar
Sevmisligim, sevilmisligim
O heyheyler, o delismenlikler neydi
Ne bu kadere boyun egmisligim
Ne bu acidan korlasan yurek
Ne bu kurumus nehir; gozyasim
Onumdeki dizboyu karanliklar da ne
Ne bu ardimdaki kul yigini; elli yasim

Beni kotu yakaladin haziran
Gamli, yikik eylul sonuma
Bir ilk yaz tazeligi getirdin
Masmavi gogunle
Cana can katan gunesinle
Piril piril engin denizinle girdin icime
Cicekler acti dokundugun
Cimler buyudu yurudugun
Ve guller katmer katmer oldu guldugun yerde

Basimda senin kuslarin kanat cirpiyor simdi
Oldurdugun yemislerin agirligindan
Dallarim yere degiyor
Gunesi batmadan saclarinin
Bir dolunay doguyor bakislarindan
Gun boyu senden bir meltem esiyor yanan alnima
Uykusuz gecelerim seninle apaydinlik
Basim donuyor, off basim donuyor yasamaktan
Olebilirim artik

Olme diyorsan; gitme kal oyleyse
Saril simsiki, tenim ol, beni birakma
Baksana; parmak uclarim ates
Lavlar fiskiriyor gozbebeklerimden
Hadi gel, tut ellerimi, benimle yan
Benimle meydan oku her caresizlige
Benimle uyu, benimle uyan
Birlikte varalim onucuncu aylara
Ben bir eylul, sen haziran.

   TANRI BILE AGLAR


Ne zaman seni dusunsem yalnizligim aklima gelir
Bir urperti gibi derinden derine duyarim caresizligimi
Nedir bu gurultuler derim, top patlamalari
Nedir bu sakaklarimda zonklayan agri
Icimden dalga dalga bosanan gozyaslari ne
Bu hangi nehir ki uzayip gider alabildigine
Nedir bu umitsizlik dolu bu kahir dolu yaslar
Bu denizler altinda kopup gelen firtina
Bu bir caglayan gibi ugultulu yaslar

Oysa zamandir ilerleyen imkansizliklar icinde
Baslangici olmayan bir sondur yaklastigim
Bu ipince nehir nereye gidiyor bilen var mi
Aglatan ne ben O doyamadigim dakikalar mi
Dusen aksi mi gozlerime o bal rengi gozlerin
Ki icimde calkantisiyla hickirir denizlerin
Sorarim; bu aglamak ne kadar, nereye kadar
O zaman ruzgar durur, firtina diner ansizin
Kapanir yorgun gozlerim bir gece baslar

Ve karanlik uykularla rer aglama saatleri
Uyaninca bir islak sefaktir gorurum
Bir buyuk resimdir gokyuzu seyrederim
Yine ozleminle yanip tutusur gozbebeklerim
Duyarim vurgularini basimda caresizligin
Ben aglayacak adam degildim bir kadin icin
Beni perisan edecek ne vardi bu kadar
Bir de "Erkekler aglamaz" diyorsun
Tanriligindan utanmasa Tanri bile aglar.
                         
                                              ü.y.o
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

EarlHickey
  • Süper Malt Fan
  • *
  • İleti: 198
  • :D
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #8 : 04 Eylül 2007, 15:29:01 »
0
yavaş yavaş ölürler
seyahat etmeyenler,
yavaş yavaş ölürler okumayanlar,
müzik dinlemeyenler,
vicdanlarında hoşgörmeyi barındırmayanlar.

yavaş yavaş ölürler,
izzetinefislerini yıkanlar
hiçbir zaman yardım
istemeyenler.

yavaş yavaş ölürler
alışkanlıklara esir olanlar,
her gün aynı yolları
yürüyenler,
ufuklarını genişletmeyen ve
değiştirmeyenler,
elbiselerinin rengini değiştirme riskine bile
girmeyen,
veya bir yabancı ile konuşmayanlar.

yavaş yavaş ölürler
ihtiraslardan ve verdikleri heyecanlardan
kaçınanlar,
tamir edilen kırık kalplerin gözlerindeki pırıltıyı
görmek istemekten kaçınanlar
yavaş yavaş ölürler.

yavaş yavaş ölürler
aşkta veya işte bedbaht olup istikamet
değiştirmeyenler,
rüyalarını gerçekleştirmek için risk
almayanlar,
hayatlarında bir kez dahi mantıklı tavsiyelerin
dışına çıkmamış olanlar.
yavaş yavaş ölürler.

pablo neruda
...People can not gain anything without sacrifice something...

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #9 : 04 Eylül 2007, 15:43:58 »
0
SONE-Dante Alighieri

Ey siz, Aşk yolundan geçenler,
durun ve bakın,
var mı bir dert derdim gibi ağır;
tek ricam şu, sabırla dinleyin beni,
ve düşünün sonra;
ben miyim her azabın sığınak ve anahtarı.
Az buçuk iyiliğim değil benim,
onun kendi soyluluğu, sunduysa
bu hayatı bana Aşk, öyle hoş ve tatlı
ki duyardım, derlerdi arkamdan sık sık,
"Tanrım, hangi değim yeğni kılar
bu adamın yüreğini?"


                                                     DANTE ALİGHİERİ


Bu Gece En Hüzünlü Şiiri Yazabilirim


Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Şöyle diyebilirim: gece yıldızla dolu
Ve yıldızlar, masmavi titreşiyor uzakta
Şakıyarak dönüyor gökte gece rüzgarı.
Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim
Sevdim ben onu, o da beni sevdi bir ara.
Kollarıma aldım bu gece gibi kaç gece
Kaç defa öptüm onu sonsuz göğün altında
Sevdi beni o ben de bir ara onu sevdim
O durgun, iri gözler sevilmez miydi ama

Bu gece en hüzünlü şiiri yazabilirim.
Yokluğunu düşünüp, yitmesine yanmakla
Duyup geceyi, onsuz daha engin geceyi.
Ota düşen çiy gibi, düşmekle şiir cana
Ne gelir elden, sevgim onu tutamadıysa.
Gece yıldız içinde, o yoldaş değil bana
Hepsi bu. uzaklarda şarkı söylüyor biri.
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca
Gözlerim arar onu, yaklaştırmak ister gibi
Yüreğim arar onu, o yoldaş değil bana

Artık sevmiyorum ya nasıl, nasıl sevmiştim
Sesim arar rüzgarı ulaşmak için ona
Ellere yar olur. öpmemden önceki gibi.
O ses, ışıl ışıl ten ve sonsuz bakışlarla
Artık sevmiyorum ya severim belki yine
Ne uzundur unutuş ah ne kısadır sevda
Böyle gecelerde kollarıma aldım çünkü
Yüreğim dayanmıyor yitmesine kolayca

Belki bana verdiği son acıdır bu acı
Belki son şiirdir bu yazdığım şiir ona



İnandım Öleceğime

İnandım öyleceğime ve duydum yakındaki soğuğu
sesin kaybettiğim yalnız ömrümde,
ağzın günümdü benim ve toraktaki gecem
ve tenin öpücüklerimle kurulmuş ülke.

Demek şu an defterler tükendi
dostluklar, üst üste birikmiş hazineler,
ikimizin kurduğu şu pırıl pırıl ev:
her şey son verdi varlığına ayırıp gözlerini.

Çünkü aşk, kıydığında yaşam bize
yüksek bir dalgadır dalgaların arasında
ama yazık eğer ölüm kapımızı çalıyorsa.

Yalnız senin bakışındır boşluğu engelleyen
senin parıltındır yalnız yok oluşun karşısında:
ve yalnız senin aşkındır geceyi kapayan yeniden.


UNUTMAK YOK





Bunca zamandır nerede olduğumu soracak olursan
"Oldu bir şeyler" demeliyim
oturmalıyım bir taşa
kararan dünyada,
kendini yemiş bitirmiş bir nehirde.
Korumasını bilmiyorum yitirdiklerini kuşların
Geride bıraktığım denizi
ya da çığlığını kızkardeşimin.
Nedir bu toprağın zenginliği?
Gün neden günle kapanıyor?
Neden karanlık gece çalkalanıyor ağzımda?
Ve ölüm neden?


Nereden geldiğimi syorumayacak mısın?
Anlatayım sana;
Kırık şeyleri
Acılı kapları
Sık sık tozlanan koca sığırları
ve tutulu kalbimi.


Bunlar ne belleğimizde uyanan sarı güvercinler,
ne de anılardır kuşaktan kuşağa akan.
Ağlayan yüzlerdir bunlar,
Parmaklardır gırtlağımızdaki,
ve toprağa düşen yapraklardır.
Yiten günün karanlığıdır.
Yeşertir kaleleri hüzünlü kanımızdaki.


İşte menekşeler ve işte kırlangıçlar,
Sevdiğim her şey
Tatlı mesajlar veren günbegün
aktıkça zaman
tatlılığı artan.
Kaçamayız biz; Dişlerimizin arasından:
Neden kemiriyor boşa giden zaman
sessizlik kabuğunu?
Ne yanıt vereceğimi bilmiyorum.


O kadar çok ki ölümüz
Ve o kadar çok ki kızıl güneş önünde setler
Ve o kadar çok ki çarpık kabuklu başlar
Ve o kadar çok ki öpücüklerimizi engelleyenler
Ve o kadar çok ki unutmak istediklerim.


                                            Pablo Neruda


SANA GELDİM

Sana geldim denize giden ırmak gibi
Yatağımı değiştirdim dağlarıma kıydım
Herşeyi boşladım senin uğruna
Dostlarımdan ayrıldım çocukluğumu unuttum
Ömrümün her damlası tuzunu sonsuzluğundan aldı
Güneşin dağıttı foltlorumu
Kanımın düşlerimin çılgınlığımın ecesi
Sana verdim belleğimi bir tutam saç gibi
Artık yalnız senin karlarında uyuyorum
Yatağımdan çıktım perilerimi kovdum
Boşverdim nicedir efsanelerime
Efsaneler ki onlarda
Rimbaud vardı cros ve ducasse vardı
Gece yarısı ağlayan valmore
Nerval ve ipi vardı
Lervantov´u vuran kurşun benim yüreğimden geçerdi
Ayaklarınla böldüğün
Ellerinle saçtığın yüreğinden
Bir zorlu yel gibi ormana tutkun
Sabah süpürülüp evden atılan
Bütün bir gün görünmeden sabredip
Yeniden gelen tozum
Sarmaşığım sessiz soluksuz büyüyen
Sana bağlı bir sarmaşık sökülüp atılıncaya dek
Basa basa aşındırdığın taşım
İskemleyim seni bekleyen eski yerinde
Alnının boşluğa bakarken yandığı camım
Yalnız sana yönelmiş beş paralık bir romanım
Bir mektubum açılıp sonra okunması unutulmuş
Tamamlamaya değmez yarım kalmış bir tümceyim
Ürperişi çiğnenmiş odaların
Geçerken yaydığın güzel kokuyum
Ve sen çıkıp gidince mutsuzum aynan kadar


yalnız insan

Yalnız insan merdivendir
Hiçbir yere ulaşmayan
Sürülür yabancı diye
Dayandığı kapılardan

Yalnız insan deli rüzgar
Ne zevk alır ne haz verir
Dokunduğu küldür uçar
Sunduğu tozdur silinir

Yalnız insan yok ki yüzü
Yağmur çarpan bir camekan
Ve gözünden sızan yaşlar
Bir parçadır manzaradan

Yalnız insan kayıp mektup
Adresimi yanlış nedir
Sevgiler der fırlatılır
Kimbilir kim tarafından


                                               LOUİS ARAGON
« Son Düzenleme: 04 Eylül 2007, 15:47:24 Gönderen: nonconformıst »
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

cnsysldmr
  • Süper Malt Fan
  • *
  • İleti: 237
  • kendi burdaydı ama ruhu hayallerindeydi kaybettiği
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #10 : 04 Eylül 2007, 20:53:50 »
0
İstanbul Kadar Yakın








İstanbul kadar yakın olmak isterim sana
Serin serin esen poyrazlarımla
saçlarında büyülü bir gezintiye çıkmak
Âniden bastıran sağnak yağmurlarımla
aşktan sırılsıklam yapmak seni
İstanbul kadar yakın olmak isterim sana
Boğazın üzerinde âvâre âvâre dolaşan
martılarımla çığlık çığlığa sevdâ şarkıları söylemek
Sahillerime vuran uğultulu dalgalarımla
günün yaşanan her anında ayaklarına
kapanmak hiç usanmamacasına
İstanbul kadar yakın olmak isterim sana
Her yanını sarmak yer yer kırılıp dökülmüş
Bizanstan kalma yorgun surlarımla
Boğaziçi'nde salınan asma köprülerimle
iki kıtayı birbirine değil, seni bana bağlamak
sonsuza dek hiç çözülmeyecek bir bağla
İstanbul kadar yakın olmak isterim sana
Hattâ sana İstanbul'dan dahi yakın olmak
Hiç ayrılmamacasına
Bir an bile olsun hiç kopmamacasına.


gelemiyorum üstesinden ben bu aşkın tek başıma...

Nymphetamine
  • Mega Malt Fan
  • *
  • İleti: 378
  • :D
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #11 : 04 Eylül 2007, 20:54:23 »
0
KALAN

Bir şey kaldı gecelerden birinde
Senden.
Öncesinde bilinmemiş birşey,
Silinmez bir ses gibi giden..
Kelimelerden büyük, kelimelerin içinde,
Bir şey kaldı senden
Yaşamalar'ın arasında kaçamaklı.

Veriliş rengi başka, alınış rengi başka..
Söylemeye vakit kalmadan
Dudakların altına bırakılmış bir şey.
Karanlıkların tam ortasında bir kırmızı nokta..
Gözlerce pırıl pırıl, ellerce saklı.

Bir şey kaldı, bir denizin kıyısında senden,
Bakışlarla yüklü, söylemelerle sessiz..
Seninle dolu, seninle sensiz bir şey..
Arandıkça bulunmamış yıllar yılı,
Bulundukça aramaklı.

AKIL GÖZÜ

Seni bulmakdan önce aramak isterim.
Seni sevmekten önce anlamak isterim.
Seni bir yaşam boyu bitirmek değil de,
Sana hep hep yeniden başlamak isterim.

AŞKIN BALADI
andırırsın beni bana, bana beni,
dediklerinde, duyduklarında,
yazdıklarımda seni bana, bana seni,
söylemesem bile, saklamadıklarımda.
ah hep aklımda, hep aklımda;
andırırsın seni sana, sana seni,
gözlerinde, kulaklarında, dudaklarında.

                                         Özdemir ASAF şiirleri  
doktriner kafalar cogunlukla hastalıklı dusunceler tasır ve genelde bıze ogrettıklerı seylerde hastalıklı dusuncelerdır?!..

cnsysldmr
  • Süper Malt Fan
  • *
  • İleti: 237
  • kendi burdaydı ama ruhu hayallerindeydi kaybettiği
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #12 : 04 Eylül 2007, 20:54:50 »
0
Özledim seni...
 Ayrılık yüreğimi karıncalandırıyor nicedir...
Beynimi uyuşturuyor özlemin...
Çok sık birlikte olmasak bile benimle olduğunu bilmenin bunca yıl
içimi nasıl ısıttığını yeni yeni anlıyorum.
Yokluğun, hatırlandıkça yüreğime saplanan bir sızı olmaktan çıkıp
sürekli bir boşluğa dönüşüyor.
Sabahlara seni okşayarak başlamaları, akşamları her işi bir kenara koyup
seninle baş başa karşılamaları özlüyorum; oynaşmalarımızı,
yürüyüşlerimizi, sevimli haşarılığını, çocuksu küskünlüğünü...
Nasıl da serttin başkalarına karşı beni savunurken; ve ne yumuşak,
bir çift kısık gözle kendini ellerimin okşayışına bırakırken...
Ya da kolyeni çözdüğümde kollarıma atlarken...
Hasta olduğunda, o korkunç kriz gecelerinde günler,
geceler boyu nöbet tuttuk başında... O şen kahkahalarına
yeniden kavuşabilmek için sessiz dualar ederek...
"Atlattı" müjdesini kutlarken yorgun bedenindeki yaraları okşayarak,
doktorun böldü sevincimizi: "Yaşayamaz artık bu evde...
Yüksek binalar ve beton duvarların gri kentinde" dedi,
"O gitmeli... Ve kendine yeni bir hayat çizmeli..."
Bilsen ne zor, gitmen gerektiğini bile bile "Kal" demek sana...
Ne zor, senin için ebedi mutluluğun beni unutmandan geçtiğini bilmek...
Gitmeni asla istemediğim halde, buna mecbur olduğumuzu görmek
ve sana bunları söyleyemeden "Git artık" demek...
"Beni ne kadar çabuk unutursan, o kadar çabuk kavuşacaksın
mutluluğa" demek sana ne zor...
Sesimi, kokumu çekip alıvermek beyninden,
sesin, kokun hala beynimdeyken...
Seni görmemek ve belki yıllar sonra karşılaştığımızda
bana bir yabancı gibi bakmanı istemek senden...
Yeni bir sevdayı yasakladığım kalbime söz geçirmek...
Ve sonra kendi ellerimle bindirip seni yabancı bir arabanın
arka koltuğuna, birlikte güneşlendiğimiz onca yazı,
yan yana titreştiğimiz onca kışı, paylaştığımız bunca acıyı,
onca kahkahayı ve bütün o uzak yeşillikleri katıp yorgun bedeninin yanına,
arkadan pişmanlık gözyaşları dökmek ne zor...
Ne zor hiç tanımadan seni emanet ettiğim bir şoföre "Hızla
uzaklaş buradan ve gidebileceğin kadar uzağa git" demek...
Yokluğunu beklemek, ne zor...
Bunları düşündükçe, şu anda uzaklarda bir yerlerde
üşüdüğünü sezinleyerek panikliyorum. Bütün engelleri aşıp,
terk edilmiş caddeleri, kimsesiz sokakları, yalnız bulvarları arşınlayarak
sana ulaşmak, sessizce başını okşamak, kulağına sevgi sözcükleri fısıldamak
ve yavaşça üzerini örtmek geliyor içimden...
Paylaştığımız bir mazinin, yitirdiğimiz bir geleceğe
dönüşmesinden hicran duyuyorum.
Gizli gizli hüzünlendiğim akşamlardan birinde,
terk etmişlere özgü bir terk edilme korkusunu da
yüreğimin derinliklerinde duyarak sana koşmak,
yaptıklarım ve daha çok da yapamadıklarım için özür dilemek
ve "Dön bebeğim" demek istiyorum:
"Geri dön... Kulüben seni bekliyor..."

Can Dündar  
gelemiyorum üstesinden ben bu aşkın tek başıma...

|nemesis|
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1586
  • poopyzopherenia
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #13 : 04 Eylül 2007, 21:07:37 »
0
hımm...şair ve şiir ismi verilse? ::) olmaz.evart.neyse...
 
    Cahit Sıtkı Tarancı'nın tüm şiirleri.Abartmıyorum,tüm şiirleri güzeldir.

    Erdem Beyazıt şiirleride mükmmeldir.Sunay Akın'da iyi yazar.Bu üç şairin tüm şiirlerini severim,okurum vs.Can Dündar'da kötü yazmaz hani ;) 

  buyrun yaşayan en önemli şairimiz sezai karakoç'un ey sevgili şiirinin son bölümü ;) şiir çok uzun,peygambere yazılmış olduğunu biliyorum.

Ülkendeki kuslardan ne haber vardir

Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardir

Ask celladindan ne çikar madem ki yar vardir

Yoktanda vardan da ötede bir Var vardir

Hep suç bende degil beni yakip yikan bir nazar vardir

O sarkiya özenip söylenecek misralar vardir

Sakin kader deme kaderin üstünde bir kader vardir

Ne yapsalar bos göklerden gelen bir karar vardir

Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardir

Yanmissam külümden yapilan bir hisar vardir

Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardir

Sirlarin sirrina ermek için sende anahtar vardir

Gögsünde sürgününü geri çagiran bir damar vardir

Senden umut kesmem kalbinde merhamet adli bir çinar vardir

Sevgili

En sevgili

Ey sevgili
   
Di mi Sig?

Blackened
  • Süper Malt Fan
  • *
  • İleti: 132
  • Düşebakan
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #14 : 04 Eylül 2007, 21:17:21 »
0
Ben Cemal Süreya'cıyımdır.Her şiirine taparım.


Üzerinden Sevişmek

başkaları da var masada
ileri geri konuşuluyor

ötedesin o adamın duldasında
gözkapaklarına bürünmüş adam

eli her an omuzunda
eğiliyor sigaranı yakıyor


teşekkürler sigara dumanı,
sağolasın o adam!

onunla gelmişin buraya
yüzün yandan ve uzaklarda

niçin sevmiyorsun duvar kağıtlarını
hoş belki de seviyorsun

herkes az buçuk sarhoş
herkes bir şeyler söylüyor

ama yalnız ikimizin sözcükleri
sarmaşdolaş

üzerinden sevişmek, kadınım,
sigaranın, asya'nın, omuzların,

üzerinden aile fotoğraflarının
eller nasıl duygandır nasıl yalın

iki ses, iki bakış, gelişir nasıl
tek bir cümle gibi, sözlere karşın

sivri topuklar nasıl ortasına
gömülmüştür belleksiz halıların.

Cemal Süreya

Üvercinka

böylece bir kere daha boynunlayız sayılı yerlerinden
en uzun boynun bu senin dayanmaya ya da umudu
kesmemeye
laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvaydayız
birden nasıl oluyor sen yüreğimi elliyorsun
ama nasıl oluyor sen yüreğimi eller ellemez
sevişmek bir kere daha yürürlüğe giriyor
bütün kara parçalarında
afrika dahil

aydınca düşünmeyi iyi biliyorsun eksik olma
yatakta yatmayı bildiğin kadar
sayın tanrıya kalırsa seninle yatmak günah, daha neler
boşunaymış gibi bunca uzaması saçlarının
ben böyle canlı saç görmedim ömrümde
her telinin içinde ayrı bir kalp çarpıyor
bütün kara parçaları için
afrika dahil

senin bir havan var beni asıl saran o
onunla daha bir değere biniyor soluk almak
sabahları acıktığı için haklı
gününü kazanıp kurtardı diye güzel
birçok çiçek adları gibi güzel
en tanınmış kırmızılarla açan
bütün kara parçalarında
afrika dahil

birlikte mısralar düşünüyoruz ama iyi ama kötü
boynun diyorum boynunu benim kadar kimse
değerlendiremez
bir mısra daha söylesek sanki her şey düzelecek
iki adım daha atmıyoruz bizi tutuyorlar
böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna
diziyorlar
bütün kara parçalarında
afrika dahil

burda senin cesaretinden laf açmanın tam da sırası
kalabalık caddelerde hürlüğün şarkısına katılırkenki
padişah gibi cesaretti o, alımlı değme kadında yok
aklıma kadeh tutuşların geliyor
çiçek pasajında akşamüstleri
asıl yoksulluk ondan sonra başlıyor
bütün kara parçalarında
afrika hariç değil

Cemal Süreya
"high hopes in my veins and the darkness in my pocket.
the creator of eternity.is it me?"

"Tanrıların diyarında kimin en güçlü olduğunu kim bilecek?"