100471 İleti 1642 Konu - Gönderen: 8961 Üye - Son Üye: aragorn

Gönderen Konu: beğendiğiniz şiirler  (Okunma sayısı 27615 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #15 : 06 Eylül 2007, 19:14:39 »
0
Takvimdeki Deniz


Hasreti denizlerin,
Denizler kadar derin.
Ve o kadar bucaksız.
Ta karşımda, yapraksız
Kullanılmış bir takvim.
Üzerinde bir resim;
Azgın, sonsuz bir deniz.
Kaygısız, düşüncesiz,
Çalkanıyor boşlukta.
Resimdeyse bir nokta;
Yana yatmış bir gemi,
Kaybettiği âlemi
Arıyor deryalarda.
Bu resim rüyalarda
Gibi aklımı çeldi,
Bana sahici geldi.
Geçtim kendi kendimden,
Yüzüme o resimden,
Köpükler vurdu sandım.
Duymuş gibi tıkandım,
Ciğerimde bir yosun.
Artık beni kim tutsun?
Denizler oldu tasam,
Yakar onu bulmazsam,
Beni bu hasret, dedim
Varırım elbet dedim.
Bir ömür geze geze,
Takvimdeki denize.
Ne var bana ne oldu
Odama nasıl doldu
Birden bire bu meltem?
Ve dalgalandı perdem,
Havalandı kağıtlar.
Odamda kıyamet var!
Ah yolculuk, yolculuk
Ne kadar baygın, soluk
O gün bizde betbeniz
Ve ne titrek kalbimiz.
Ve eşyamız ne küskün.
Yola çıktığımız gün
Bir sıraya dizilmiş
Gözyaşlarını silmiş,
Bakarlar sinsi sinsi
Niçin o anda hepsi
Bir kuş gibi hafifler
Arkandan geleyim der
Niçin o güne kadar
Dilsiz duran ne kadar
Eşya varsa dirilir
Yolumuza serpilir
Ufak böcekler gibi
Gezer onların kalbi
Üstünde döşemenin
Gizli bir didişmenin
Saati çalar o an
Birden bakar ki insan
Herşey karmakarışık.
Ayırmak olmaz artık
Bir kalbi bir taraktan
Ve kalb ağlayaraktan
Çekilir geri geri
Terkeder bu mahşeri.
Bu mahşerin içinden
O gün ben de geçtim, ben;
Nem varsa, evim, anam,
Çocukluğum, hatıram,
Ve ne sevdalar serde
Bıraktım gerilerde
Kaçar gibi yangından.
Rüzgarların ardından
Baktım da süzgün süzgün
Kurşun yükünü gönlün
Tüy gibi hafiflettim.
Denize hicret ettim.


                             necip fazıl kısakürek



BAŞIBOŞ



Vatanımda sular akar, başıboş;
Herkes, birbirini kakar, başıboş.


Bozkırlardan topal bir tren geçer;
Çocuk, merkep, öküz bakar, başıboş.


Yanmaz da yürekler, güneşe atsan;
Bir kibrit, bir orman yakar, başıboş.


Tarih, kutuplara kaçmış bir fener,
Buz denizlerinde çakar başıboş.


Yirmi dokuz harfte sözde aydınlar,
Yafta yazar, isim takar, başıboş.


Allah’ım sen acı bu saf millete!
Akşam yatar, sabah kalkar, başıboş...


HAYAT

Rüzgârdan açılsa kapım, bir ânda,
Kara haber gelmiş gibi ürkerim.
Sanki gemilerim battı ummanda,
Paramparça oldu gökte ülkerim.

Ne acı, kaybetmek için sahiplik!
Ölümlüyü sevmek, ne korkulu iş
Hayat mı, püf desen kopacak iplik,
Çıkmaz sokaklarda varılmaz gidiş.



Affet

Göz kaptırdığım renkten, kulak verdiğim sesten,
Affet senden habersiz aldığım her nefesten...



                                           
                                      Necip Fazıl KISAKÜREK
« Son Düzenleme: 07 Eylül 2007, 10:17:09 Gönderen: nonconformıst »
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

brsn
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 30
  • H€r$€Y iNsAnLaR içİn!
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #16 : 06 Eylül 2007, 23:35:37 »
0
SAKARYA TÜRKÜSÜ
 
İnsan bu, su misali, kıvrım kıvrım akar ya;
Bir yanda akan benim, öbür yanda Sakarya.

Su iner yokuşlardan, hep basamak basamak;
Benimse alın yazım, yokuşlarda susamak.

Her şey akar, su, tarih, yıldız, insan ve fikir;
Oluklar çift; birinden nur akar; birinden kir.

Akışta demetlenmiş, büyük, küçük, kâinat;
Şu çıkan buluta bak, bu inen suya inat?

Fakat Sakarya başka, yokuş mu çıkıyor ne,
Kurşundan bir yük binmiş, köpükten gövdesine;

Çatlıyor, yırtınıyor yokuşu sökmek için.
Hey Sakarya, kim demiş suya vurulmaz perçin?

Rabbim isterse, sular büklüm büklüm burulur,
Sırtına Sakaryanın, Türk tarihi vurulur.

Eyvah, eyvah, Sakaryam, sana mı düştü bu yük?
Bu dâva hor, bu dâva öksüz, bu dâva büyük!..

Ne ağır imtihandır, başındaki, Sakarya!
Binbir başlı kartalı nasıl taşır kanarya?

İnsandır sanıyordum mukaddes yüke hamal.
Hamallık ki, sonunda, ne rütbe var, ne de mal,

Yalnız acı bir lokma, zehirle pişmiş aştan;
Ve ayrılık, anneden, vatandan, arkadaştan.

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân;
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an!

Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu;
Hani ardına çil çil kubbeler serpen ordu?

Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna;
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna?

Mermerlerin nabzında hâlâ çarpar mı tekbir?
Bulur mu deli rüzgâr o sedayı: Allah bir!

Bütün bunlar sendedir, bu girift bilmeceler;
Sakarya, kandillere katran döktü geceler.

Vicdan azabına eş, kayna kayna Sakarya,
Öz yurdunda garipsin, öz vatanında parya!

İnsan üç beş damla kan, ırmak üç beş damla su;
Bir hayata çattık ki, hayata kurmuş pusu.

Geldi ölümlü yalan, gitti ölümsüz gerçek;
Siz, hayat süren leşler, sizi kim diriltecek?

Kafdağını assalar, belki çeker de bir kıl!
Bu ifritten sualin, kılını çekmez akıl!

Sakarya; sâf çocuğu, mâsum Anadolu'nun,
Divanesi ikimiz kaldık Allah yolunun!

Sen ve ben, gözyaşıyla ıslanmış hamurdanız;
Rengimize baksınlar, kandan ve çamurdanız!

Akrebin kıskacında yoğurmuş bizi kader;
Aldırma, böyle gelmiş, bu dünya böyle gider!

Bana kefendir yatak, sana tabuttur havuz;
Sen kıvrıl, ben gideyim, Son Peygamber Kılavuz!

Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya;
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!..

                                NECİP FAZIL KISAKÜREK


ZULMÜ ALKIŞLAYAMAM

Zulmü alkışlayamam, zâlimi asla sevemem;
Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem.
Biri ecdâdıma saldırdı mı, hattâ boğarım!..
- Boğamazsın ki!
- Hiç olmazsa yanımdan koğarım.
Üç buçuk soysuzun ardında zağarlık yapamam;
Hele hak nâmına haksızlığa ölsem tapamam.
Doğduğumdan beridir âşıkım istiklâle,
Bana hiç tasmalık etmiş değil altın lâle!
Yumuşak başlı isem, kim dedi uysal koyunum?
Kesilir belki, fakat çekmeye gelmez boyunum!
Kanayan bir yara gördüm mü yanar tâ ciğerim,
Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!
Adam aldırma da geç git, diyemem aldırırım.
Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım!
Zalimin hasmıyım amma severim mazlumu...
İrticâın şu sizin lehçede ma'nâsı bu mu?

                             Mehmet Akif ERSOY
∂öηє ∂öηє ∂υямα∂αη ѕєη∂є вιя gαяιρ σℓ∂υη ѕαянσş мυѕυη ∂üηуα؟؟؟

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #17 : 07 Eylül 2007, 09:37:16 »
0





Aşk Dilencisi


sen her gece köşe başında,
paramparça urban;
kirli ellerinle, bir dilim ekmek için
avuç açan sefil insan.
inan ki farkımız yok birbirimizden,
belki sen, hayat boyu dileneceksin;
istediğin beş kuruşu biri vermez ise,
başka bir diyardan bir ikincisini
bekleyeceksin.

lakin ben; hayatta bir defa dilendim.
bir vefasızın aşkıydı, sevgisiydi derdim.
öylesine açık, öylesine boş kaldı ki elim,
yemin ettim bir daha dilenmeyeceğim.

                                                                Victor Hugo



Lavinia

Sana gitme demeyeceğim
Üşüyorsun ceketimi al
Günün en güzel saatleri bunlar
Yanımda kal
Sana gitme demeyeceğim
Gene de sen bilirsin
Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim
İncinirsin
Sana gitme demeyeceğim
Ama gitme Lavinia
Adını gizleyeceğim
Sen de bilme Lavinia

                                        Özdemir Asaf


her şey sende gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın,
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın,
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin,
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün,
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kâr sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna; ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun.
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.
Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın.
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer;
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret,
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın.
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın,
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..
İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak,
Bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir,
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli,
Bebek ağladığı kadar bebektir.
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin,
bunu da öğren,

SEVDİĞİN KADAR SEVİLİRSİN...

                    can yücel


Boşluk

ansızın
nasıl da soyunmuştu
ağaç, coğrafyanı keşfederken
sabırsızca.
cama tutunmaya
çalışıyordu
bir kelebek, dudaklarım
alırken kokusunu
dudaklarının.
sesin,
bir alışkanlıktı çocuk
kulağımda

boşluğu öğrenmem
için, ayak izlerinin
kaybolması gerekiyyorumuş
odalarda

oysa dönmemek
için gemileri
yaktığım ateşimdin
sen.

                    Metin Elhan
« Son Düzenleme: 07 Eylül 2007, 10:16:40 Gönderen: nonconformıst »
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #18 : 07 Eylül 2007, 10:45:27 »
0
UYKUNDA ÖPÜYORUM SENİ





Uykunda ağlıyorsun...

Uykunda öpüyorum seni... Korkmadan ağlıyorum seninle...



Senin için bir şey yapamayışıma, seni bu dünyada yapayalnız, kimsesiz
bırakışıma ağlıyorum... Senin için gerçeklik yok, bu hayat, bu hayatın
kuralları yok... Kendine nasıl derinden ve katıksız inanıyorsan, bu hayata, bu
insanlara da öyle inanıyorsun... Bunu sana ben anlatamam. Bak bu sensin, bak bu
da hayat, bu da kuralları; bak, insanlar seni aslında nasıl görüyor, yok bu
hayatta duygularının karşılığı, diyemem. Seni sevginden uyandıramam... Yıllar
önce senin olduğun yerdeydim ben de. Tam orta yerde. Benim de saçlarım sevecen
bir kardeşlik kokardı.



Herkese koşarken açıkta kalırdı öldürülmeye en açık, en savunmasız yanlarım.
Nereme bıçak saplanırdı bilmezdim, ama hep yersiz kanayan o zavallı saçlarıma
dostluklara gölge düşürüyor, diye kızardım...Umudu ürkütüyor diye yaralarıma
kızardım... Ben en çok beni yaralayanlara koşar; bir suç, bir yanılgı varsa,
çoğunu omuzlamak için kendimden vazgeçerdim... Sırf sevgiler bitmesin, sırf
hayatın sevinci gölgelenmesin, dostlukların son günü gelmesin diye üstüme
alırdım bütün günahları, bütün yanılgıları, geçmiş ve gelecek bütün
kötülükleri... Sevginin umutları sürsün diye, göze alırdım kalbime akıtılacak
zehirleri... Göze alırdım eksik yaşanmış bütün sevgilerin tanığı ve sürgünü
olmayı...



Sonra baktım kimsesiz ve tesellisiz ölüyorum... Gördüm kendimi nasılsa. Gördüm
anısız ve habersiz öldüğümü... Son kez baktım etrafıma, bir yakın, bir içten
ses, bir kardeş kokusu aradım kendime. Bağlanmak istedikçe öylesine kopmuştum
ki insanlardan, öylesine çok sevmiş, öylesine çok inanmıştım ki, nasıl oldu
bilmiyorum, içimden bir kötülük, bir acımasızlık; içimden zavallı bir intikam
duygusu çıkartıp, o yaralı kendimi, beni ben yapan o kimsesiz sevgimi o
boşluktan çekip aldım... Aldım onu ve korumaya başladım.. O yaralı, o
parçalanmış, o kimsesiz sevgimi, kötülükle, acımasızlıkla, hırsla, kıskançlıkla
korumaya başladım... O da yetmedi, yazmaya başladım sevgili. Yazmaya... Ne
hissedersem, ne hissedeceksem, hayatımda ne varsa, her şeyi yazmaya başladım...
Yazmak, acılardan, aşklardan, yitirişlerden, itilip kakılmalardan kurtulmanın
en geçerli yolu oldu benim için...



Kimse elimden söküp almasın diye o yaralı, o kimsesiz sevgimi ve bir daha o
karanlık boşluğa düşmemek için yazmaya başladım...



Yıllar sonra şimdi sen o boşluktasın. O yaralı, o kimsesiz sevginle bir
zamanlar benim olduğum yerdesin. Saçlarındaki kan kokusunu buradan
duyabiliyorum. Bu kokuyu iyi bilirim. Çünkü yıllarca, sevginin peşinden
koşulsuzca koştuğum o yıllar boyunca hep kendi kanımı, hep bu kokuyu koklamak
zorunda kalmıştım... Arzuladığım ne varsa her şey karşılıksız kaldı bu hayatta.
Saçlarımdaki kan kokusu şimdi içimde sahipsiz bir nefrete dönüştü...



Kin öyle bir şeydir ki sevgili, her şeyi; yaşanmış ve yaşanan bütün sevgileri,
gerçek adına ne varsa her şeyi çamurunda gizler.. Gün gelir, artık hiçbir şey
anlaşılmaz olur. Haklılar haksızlara, kurbanlar cellatlara, sevgiler nefretlere
karışır... Ve bir bakarsın, sen de bu acımasız hayatın hakemliğini kabul
etmişsin. O kanlı nehrin kenarına gider ve günlerce, hatta yıllarca oradan
düşmanının cesedinin geçmesini beklersin... Bu bekleyişin sonu yoktur. Çünkü
düşmanlarının sonu yoktur... Biri biter, diğeri gelir ardından. Ve sen
düşmanlarınla uğraşmaktan bezgin ve kimsesiz sevginle uğraşmaya dayanamaz,
öylece kalırsın...



Yalnızlığınla birlikte düşersiniz boşluğa. O çok korktuğun boşluğa... Öyle
kirletirsin ki yalnızlığını, o kirlettiğin yalnızlığını sevsinler diye, dünyanın
en samimiyetsiz insanlarına, kardeşim, diye sarılırsın... Biliyor musun, sen
benim o çok eski halimsin... Sana bakıyorum yazılarımı yazdığım bu soğuk, bu
uzak odadan. Bana umutsuzca sevdalanmanı seyrediyorum. Bende hiç umut yokken,
beni vazgeçilmezin yapmanı seyrediyorum... Seni seyrediyorum sevgili, seni...
Saçlarındaki kan kokusunu içime çekiyorum. Yıllar önceki kendi kokumu içime
çekiyorum... Hayır, acımıyorum sana, sendeki kendimi özlüyorum en çok. Sendeki
o çocuk cesaretini, o çıplak sevgiyi özlüyorum. Sendeki o kanayan, o kimsesiz,
ama saf, o tepeden tırnağa sevgiye inanan kendimi özlüyorum... Bedelsiz,
acıtmayan, hesap syorumayan ve çok savunmasız bir güzelliğin vardı senin...
Duygusuzlara göre çok kolaydın. Kurbanın o doyumsuz şehveti vardı sende. En
kırgın, en yaralı insanları bile bir cellat yapardı o saf, o gerçeküstü
sevgin...



Seyrederdim seni o uzak odamda, bir şey yapamadan seyrederdim seni yazarken...
Buruk bir sevinçle izlerdim cellatlarınla sevişirken aldığın hazzı. Nasıl da kıskanırlardı
seni, kendilerine duyduğun sevgiyi bile kıskanırlardı... Seninle sevişirken
aldığın o inanılmaz hazzı kıskandıkları gibi... Sen o çıplak, o bedelsiz
sevginle bütün dengelerini bozardın onların. Aldığın o hazla kendilerine
duydukları o bütün sahte güvenlerini derinden sarsardın... Senin bu sınırsız
hazzı, bu çıplak sevgiyi, bu derin ve çılgın bağlanışı onca yitirişler, onca
göze alışların sonucunda kazandığını anlamazlıktan gelirlerdi... Ne kadar zevk
alsalar da bu kimsesiz sevginden, her yakınlığa hazır oluşundan, çabucak
bağışlamandan, yine de seni kendilerine benzetmek, dahası yorulmanı, güce ve
gerçeğe teslim olmanı, onları bütün o kayboluşlarında, tükenişlerinde, yani her
durumda, her şekilde kabullenmeni isterlerdi...



Onları her halleriyle kabul ettiğinde ise senden korkmaya başlarlardı... Çünkü
öylesine korunaklı, öylesine derinlerde saklıydı ki sevgileri, seni anlaşılmaz,
tuhaf, hatta bulaşıcı bir hastalığa yakalanmış, tehlikeli biri gibi görmeye
başlarlardı... O çıplak, o sahipsiz sevgin yıllar önce terk ettikleri
kalplerini, düşlerini, inançlarını hatırlatırdı onlara. Çekiciliğine kapılıp
yanına geldikleri anda ve seni anlar anlamaz ölümcül bir ürküntüye kapılmaları
bu yüzdendi...



Çünkü bugünün insanı kimden korkuyorsa, kim ona yok ettiği kendisini
hatırlatıyorsa onu öldürmek ister sevgili.



Safı, çıplağı, koşulsuz seveni, kendisine yitirdiği insanlığını hatırlatanı
öldürmek ister... Kabul et artık, kimi sevsen, kimin özgürlüğünü istesen
ölümünü istemedi mi senden. İstemedi mi... Kabul et artık...



Ben onlardan hiç olmadım. Ben gözümü senden hiç ayırmadım. Çünkü sen benim saf
çocukluğumdun. Sen benim o yaralı, o kimsesiz gençliğimdin...



Hayatı bitirdiğim yerde sen yeniden başlıyorsun.. Dokunurken içimi acıtan
başında benim kanım var... Anla artık, seni değil, en çok kendimi yalnız
bırakıyorum o rutubetli evde... Senin o affedemediğin kalbinde yatıyor benim
tek ve gerçek sevgim... Tek umudum senin bu savunmasız halin. Senin bu
kimsesizliğin... Uyumsuzluğun. Tek çıkışım senin bu deli, bu çıplak sevdan...



Kötülüklerin yok muydu, yok muydu hırsların... Vardı elbet. Ama öylesine
acemiydi ki hırsların; kötülüklerin bu hayat karşısında öylesine çaresiz ve
öylesine masum kalırdı ki, sonunda yine sana dokunurdu zararı; karşındakileri
değil seni engellerdi o kimsesiz öfken... Kötülüklerinin zararı sonunda sana
dokunmasaydı, yenseydin karşına çıkanları, yenseydin kalbini, hayat senin için
hiçbir zaman böyle olmayacaktı... O kutsal, o hiç sönmeyen ışık nereye gitsen
ardından gelmeyecekti... O sevinçli ıstırap kalbini hiçbir zaman böylesine
içtenlikle ısıtmayacaktı.



Bu şehri ebediyen terk edip giderken, bana söylediğin o son sözde saklı
olmayacaktı hayatımızın gerçeği: 'Hayatın kuralları derdin hep, biliyor musun,
bu hayatta hiçbir şeyi başaramadım ben...


Bekleyeceğim, ateşle su gibi



Ateşle suyun hikâyesini bilir misin?

Ateşin suyu ilk gördüğünde nasıl yandığını,

Saç diplerine kadar…

Ve suyun aşkından aktığını, aktığını,

Akıpta gittiğini bilir misin?

Upuzun yollardan geçip

buluştuklarında

birbirlerine yaptıklarını…

Bütün imkansız ve ve hep can çekişen aşkların

İntikamını alırcasına söndüklerini ve yandıklarını

bilir misin?

Gerçek aşkın hep beklediğini,

sevmenin ve sevişmenin koynunda

Issız bir çölde kaybolduğunu…

Serabını arayan,

ve sıcaktan kavrulmuş gezginler gibi,

tek bir kalbin etrafında dönüp durduğunu bilir misin?

Sahip olamayacağım sana,

bekleyeceğim…

Ateşle su gibi…



Su derinde kalır

ve görür her şeyi…

Üstündeki ateşin çaresizliğini,

imkansız güzelliğini,

ve durmadan yalvarışını…



Önceleri kendimle yetinen

bir ateştim,

sonra dünyaya kandım.

Kalbimdekiler yetmedi,

dışarıda ne varsa yakmaya kandım.

Karşıma ne çıkarsa yakar ve yakılırken,

beni bir suyun seyrettiğini gördüm.

Kalbime geri dönerken anladım,

sana yaklaştıkça su yükseliyordu…

Kolay olmuştu oysa,

seni kendime bağlamam.

Sende boğulmam kadar kolay…

Sen, sevgili! Alevin üstünde salınan bir su gördün mü?

Alevini yakan bir su…

Sen bende kendini gördün mü?

Hep seni beklediğime inanasın diye

yaldızlı fotoğrafımı yapıştırmıştım

pencereme…

Beklerken tutuştum acılar içinde…

Ben yandım,

yaldızım sana kaldı

isli pencerelerde

Canı çok sıkılan

bir suyu içiyorum günlerdir.

Ağlamamak için

gülen bir suyu öpüyorum.

Gülüşünden utandıkça gözleri dolan…

Güzelliğini saklamak için

hep baş eğen bir suyu…

Küçük ama hoyrat alevlerle,

belleğin aşk hücreleri

yıllarca boşuna yanmış bir su bu…

Yangından kaçarken

suyun parmak uçlarına saklanmış

o aşk hücreleri…

Oradan çıkıp

uzak neresiyse

oraya doğru koşmak istiyorlar.



Tırnak uçlarındaki pencereler yanıyor…

Onları ısırıp parçalayarak,

kendine yeni bir su arayan

bir suyun peşinden

Koşuyorum günlerdir…



ACIYLA ERİR YÜZÜNE AŞIK ÇOCUK




Ne zaman yüzüne baksam

yalnızlığın o mutlu gerilimi



O öksüz göl hızla derinleşir

biliyorum,acılarım hiç bitmeyecek,bu öyle bir

yeşil



Ne zaman gözlerinin içine baksam,biliyorum

ikimizi de aşar,o kapının ardındaki masal

bense yüreğimin bu hallerinden korkar,kalırım

bir hız trenine bindirilmiş küçük bir çocuk gibi

geçip giden yüzlerine bakar kalırım



Ömrün kısalığı çarpar camlara

ateş hızla yayılır içerilere



Akşam olur,evler dolar boşalır

acıyla erir,yüzüne aşık çocuk



Ne zaman gözlerinin içine baksam,bliyorum

İkimizi de aşar,o kapının ardındaki masal



YOK KARŞILIĞI YÜZÜNÜN



Senin sana rağmen bir yüzün var

herkesin ilk aşkına benzeyen

beklemek kadar acı, anlamak kadar zor

nedensiz ölümlerin suskunluğu gibi

yok karşılığı yüzünün..



Senin sana rağmen bir yüzün var

herkesin ilk aşkına benzeyen

Yakınlaştıkça imkansız uçurumlar

nedensiz hayatların o büyük acısı gibi

yok karşılığı yüzünün..


Senin olmadığın yerde

Adına aşk koyduğun o büyük boşluğa

ben koca bir hayat sığdırdım...

Beni sevmemene isyan edip kaçmak,

sende aradıklarımı hayatla doldurmaya çalışmak,

ruhumun en büyük yanılgısıydı...

Hayat bana en acımasız yüzünü

sevgini inkar ettiğim zamanlarda gösterdi...

Ve şimdi asıl olmam gereken yerde,

hayata başladığım yerde,

kalbindeyim...

Vazgeçilmez oluşunun sırrı bu işte:

Senin olmadığın yerde ne olduğunu biliyorum...

VAZGEÇİLMEZİMDİN



yakınlaştıkça kaybolan

bir kente dönüşürdün

keşfedilmezim olurdun

içinde yolculuk etsem de...

günahkar mevsimimdin.

hiç umut yoktu sende

o yüzden vazgeçilmezdin

vazgeçilmezimdin...


                                                                            Cezmi Ersöz






herşeyi yalnız ona armağan etmek ister bugün...                                  ;(
__________
« Son Düzenleme: 07 Eylül 2007, 10:52:26 Gönderen: nonconformıst »
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #19 : 07 Eylül 2007, 11:06:37 »
0
SEN SÖYLEMEDEN DE BİLİYORUM

Seziyorum ki kaçacaksın..
Yalvaramam koşamam
Ama sesini bırak bende
Biliyorum ki kopacaksın
Tutamam saçlarından
Ama kokunu bırak bende
Anlıyorum ki ayrılacaksın
Cok yıkkınım yıkılamam
Ama rengini bırak bende
Duyumsuyorum ki yiteceksin
En büyük acım olacak
Ama ısını bırak bende
Ayrımsıyorum ki unutacaksın
Acı kurşun bir okyanus
Ama tadını bırak bende
Nasıl olsa gideceksin
Hakkım yok durdurmaya
Ama kendini bırak bende
                                           Aziz NESİN

------------------------
Gelmek istemiyor gece
Ne sen gelebiliyorsun o yüzden
Ne de ben gidebiliyorum.
Ama ben gideceğim.
Akrepten bir güneş şakağımı yesede.
Ama sen geleceksin.
Dilin tuzlu yağmurlarca yakılmış.

Gelmek istemiyor gün.
Ne sen gelebiliyorsun o yüzden.
Ne de ben gidebiliyorum.
Ama ben gideceğim.
Kurbagalara atarak ağzımda çiğnediğim karanfili.
Ama sen geleceksin.
Çamurlu lağımından karanlığın.

Gelmek istemiyor.
Ne gün,
Ne gece.
Ölebiliriz o yüzden.
Ben senin uğruna.
Sen de benim..

                               Frederico Garcia Lorca
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

su
  • Ultra Malt Fan
  • *
  • İleti: 897
  • The truth is out where?
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #20 : 07 Eylül 2007, 19:16:27 »
0
Çok ürküyorum bu başlıktan ben.
Ölesiye ürküyorum.
Bir dost.

rakun
  • Mega Malt Fan
  • *
  • İleti: 305
  • buralar gitsin sen gitme...
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #21 : 07 Eylül 2007, 19:30:22 »
0
ÖLÜR MÜYDÜN SANKİ SEVSEN BENİ

Yaşadığımdan emin değilim.Gittiğinden eminim ama bak,seni özlediğimden eminim.
Yirmi beş yaşında bir hayal kırıklığı olduğumdan hiç şüphem yok mesela.
Beceriksizliğimden,yalnızlığımdan,bu şehri sevmediğimden,düzensizliğimden,yorgunluğumdan,huysuzluğumdan,baltalarınızdan birine sap olmamışlığımdan hatta olamayacak olmamdan,kırgınlığımdan,bir gün bana ayrılan sürenin sonuna geleceğimden her tavşan kesildiğimde dünyanın dağ olma vaziyetinden filan eminim.
Örnekleri çoğaltabilirim.Örnekleri çoğaltabileceğimden eminim.

Birileri namusum üzerine yemin edecek,


Ölür müydün sanki sevsen beni.


Günlerdir doğru dürüst uyuyamıyorum.Ellerim parçalanıyor ne zaman yazmayı denesem.Ağzım artık daha bozuk.
Her tarafta pis bir koku;nefes alamıyorum.
Çok bekledim seni.Her halimle,her yerimle bekledim.
Yetkiler verdim kendime;tuttum seni affettim.
Aramanı bile bekledim bazen.Ağır küfürlerle örtbas ettim sonra aramayışlarını.Bunca zaman aramayışlarını biriktirdim.
Seni bekledim ben çünkü
Seni bekledim.
İçtim..içtim..içtim...
Kustum.
En çok giderken bıraktığın kelimeleri kustum.Sanat filan dedi bazısı o kelimelere bazısı bunlardan bi [Oops] olmaz dedi.
Senin önemsediğin kadar önemsemedim ben o kelimeleri,senin danışma gruplarının önemsediği kadar önemsemedim.
Kustum..kustum..kustum.
İçtim.

Ellerimle yaptığım cam evim kırılacak,


Ölür müydün sanki sevsen beni.


                                               içimden geç
                                               içimi sil
                                               artık özlemek istemiyorum.


Neye el atsam piç ediyorum.
Yine de fiyakalı durumlar peşindeyim hep.
En sert içkileri kaçırıyorum soluk boruma bilerek.Her yıl ilkokula başlıyorum.Her gün yeni bir krallık kurup öldürüyorum kralını gece yarısına doğru.
Uzatmaya gerek yok;sen olmayınca yapamıyorum.

Yokluğun gümüş tepside intihar sunacak,


Ölür müydün sanki sevsen beni.

                                    ea



YİNE DE BEN TOPLARDIM YERLERDEN KALBİMİN KIRIKLARINI

en çok
senin yanında üşürdüm
sen beni her zaman üşütürdün de
haddimi aştığım zamanlarda
sana yaklaşmayı denediğim zamanlarda yani
en acımasız soğuğunu çarpardın üstüme
çok toydum
dayanamazdım
buz kesilirdim
ve son bir vuruşla
paramparça etmeyi de ihmal etmezdin
o buz kütlesini her seferinde

yine de ben toplardım yerlerden kalbimin kırıklarını

suya benzerdin
musluktan damlardın mesela
ben uykuya dalmadan hemen önce
uykumu ***mek için

yada durup dururken
bir salgın hastalık getirirdin uzaklardan
bana armağan ederdin

hiç bi şey yapmasan
ayakkabımın içine girerdin
tam da evden yeni çıkmışken ben

sen basbayağı suya benzerdin
ne zaman kötü hissetsen
kötü hissettirmek için
yokuş aşağı akmaya başlardın bütün gücünle
tabi ki ben olurdum yokuşun altında
ve her zaman hazırdı savunman;
yokuş yukarı nasıl akacaktın
ve tabi ki gövdemi parçalardın
sen benim gövdemi  parçalardın da
yine de ben toplardım yerlerden kalbimin kırıklarını

sen suya benzerdin ya
sensiz olmazdı
olduğu kadar da olmazdı
yani ben bir hiç kimseydim
ama yine de ben toplardım yerlerden kalbimin kırıklarını

sırf ayaklarına batmasın diye..

                               ea

2si de harika ötesi insanın içinden bi şeyler koparan şiirlerdir...

guerra_trock
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 2467
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #22 : 08 Eylül 2007, 18:10:12 »
0
mare nostrum

en uzun kosuysa elbet
turkiye'de de devrim
o, onun en guzel yuz metresini kostu
en sekmez luverin namlusundan firlayarak ...
en hizlisiydi hepimizin,
en once gogusledi ipi...
aciyorsam sana anam avradim olsun
ama ask olsun sana cocuk,
ask olsun

Can Yücel
Think Locally, Fuck Globally

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #23 : 08 Eylül 2007, 21:14:07 »
0
AŞK


Bunca gün, ah, bunca gün
görmeyi seni böyle kırılgan, böyle yakın,
nasıl öderim, neyle öderim?


Uyandı kana susamış
ilkbaharı koruların,
çıkıyor tilkiler inlerinden
çiylerini içiyor yılanlar,
ve ben gidiyorum seninle yapraklarda
çamlar ve sessizlik arasında,
sorarak kendime nasıl, ne zaman
ödeyeceğim diye şu bahtımı.


Bütün gördüklerim içinde
yalnız sensin hep görmek istediğim
dokunduğum her şey içinde
senin tenindir hep dokunmak istediğim:
seviyorum senin portakal kahkahanı
hoşlanıyorum uykudaki görüntünden.


Ne yapmalıyım, sevgilim, sevdiceğim
bilmiyorum nasıl sever başkaları
eskiden nasıl severlerdi,
yaşıyorum, bakarak, severek seni,
aşk tabiatımdır benim..


Her ikindi daha da hoşuma gidiyorsun.


Nerde o? Hep bunu soruyorum
kaybolduğunda gözlerin
Ne kadar geç kaldı! Düşünüp inciniyorum,
yoksul, aptal, kasvetli duyuyorum kendimi
geliyorsun sen, bir esintisin
şeftali ağaçlarından uçan.


Bu yüzden seviyorum seni, bu yüzden değil
o kadar neden var ki, o kadar az,
böyle olmalı aşk
kuşatan, genel
üzgün, müthiş,
bayraklarda donanmış, yaslı,
yıldızlar gibi çiçek açan,
bir öpüş kadar ölçüsüz...


                                            Pablo Neruda




sadece ona gelmeli yine


Dün sabaha karşı

Dün sabaha karşı kendimle konuştum
Ben hep kendime çıkan bir yokuştum
Yokuşun başında bir düşman vardı
Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum

Duvara astığım

Ölünceye kadar seni bekleyecekmiş,
Sersem.
Ben seni beklerken ölmem ki..
Beklersem..

Yalnızlık Paylaşılmaz

Yalnızlık, yaşamda bir an,
Hep yeniden başlayan...
Dışından anlaşılmaz.
 
Ya da kocaman bir yalan,
Kovdukça kovalayan...
Paylaşılmaz.
 
Bir düşün'de beni sana ayıran
Yalnızlık
Paylaşılsa yalnızlık olmaz.
Benden Sonra Mutluluk

Bunca yıl yaşadım
Elime ne geçtiyse yitirdim
Biraz daha yaşayacağım
Yalnız bir şey biriktirdim
 
Bir bakış, bir görüş, bir duyu, bir düşünce
Belki aç kalacağım
 
Suçlanacağım ölünce
Biraz yazdım, artık hep yazacağım
 
Hüzünden baş alamadım
Görünce

Tentation

Bana yaşadığın şehrin kapılarını aç
Sana diyeceklerim söylemekle bitmez.
Yıllardır yaşamımdan çaldığım zamanlar
Adına düğümlendi.

Bana yaşadığın şehrin kapılarını aç,
Başka şehirleri özleyelim orada seninle.
Bu evler, bu sokaklar, bu meydanlar
İkimize yetmez.


Sensiz

Sensiz de denizi seyredebiliyorum.
Hem dalgaların dili seninkinden açık.
Ne kadar hatırlatsan kendini boş.
Sensiz de seni sevebiliyorum.
Hep boş konuşurduk hatırlar mısın, bula bula,
Karşılaştığımız zamanlarda.
Sen, sevgiden şımaran çocuk,
Ben şaşıran budala.

Ansızın

Ben sensiz olanlara seni aratıyorum,
Ben sensiz kalanlara seni yaratıyorum,
Seni saklayacağım, seni yazıp-andıkça
Kendimi çoğaltıyor, seni kuşatıyorum.

Unutturmayacağım, seni yaşatacağım,
Kendimi çoğalttıkça seni kuşatacağım,
Her zamanda, her yerde sen bende yaşadıkça
Sen evreninde sana seni aratacağım.


Özlem

Bir gece,
Gecede bir uyku..
Uykunun içinde ben...
Uyuyorum,
Uykudayım,
Yanımda sen.

Uykunun içinde bir rüya,
Rüyamda bir gece,
Gecede ben...
Bir yere gidiyorum,
Delice...
aklımda sen.

Ben seni seviyorum,
Gizlice...
El-pençe duruyorum,
Yüzüne bakıyorum,
Söylemeden,
Tek hece.

Seni yitiriyorum
Çok karanlık bir anda...
Birden uyanıyorum,
Bakıyorum aydınlık;
Uyuyorsun yanımda...
Güzelce.

                                    özdemir asaf
« Son Düzenleme: 08 Eylül 2007, 21:30:19 Gönderen: nonconformıst »
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

birsen
  • Ultra Malt Fan
  • *
  • İleti: 765
  • ‡ Ψ.О.Ж ‡
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #24 : 11 Eylül 2007, 23:41:35 »
0
Ah Bir Çocuk Kalsam

Biz hep çocuk kalmalıydık aslında.
Üç taş, üç cam olmalıydı hayat.
En büyük kavgamız gazoz kapağından çıkmalıydı
ve en büyük acımız
öğretmenimizin başka şehre tayini olmalıydı.
Biz hep çocuk kalmalıydık aslında.
Büyümeğe özenmeliydik büyümeden...
İnsan dediğin,
yürüdükçe yorulan, yoruldukça ağlayan bir taş değil mi?
Çözmesi zor değil.
Sen ansın, yaşanan zaman...
 
Erhan Güleryüz
 


uzansam hayallere dokunurum sandım ...

haunting
  • Mega Malt Fan
  • *
  • İleti: 435
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #25 : 12 Eylül 2007, 13:18:40 »
0
Bir Martıyı Ağlattın Sen
   bir martıyı ağlattın işte
   bir çocuk garanti intihar eder artık
   kütür kütür küfrediyor gece imanıma
   bir yaprak kırılıp suya düşüyor
   su yaralanıyor su kanıyor şelale!
   ah nasıl titredim tensiz
   bir piyanist büküldü sanki
   kesişen ayrışık doğrular gibi
   çarpışıverdim yüzünle. Yüzün
   öyle düzgün suna bir elyazısı
   yüzün yüzüme aksedince
   yüzün ayna alnımda
   yüzün uzun hüzünlü bir alınyazısı!
   bitmemiş bir ömrün yalanısın
   sen: kabuslarımın tabiri
   çocukluğumun arta kalanısın!
   öldüreceğim kendimi dudaklarınla
   dudaklarin etle, şehvetle seferber
   sen! bana inen son kutsal kitap
      son fakir yatır
      son aciz peygamber!
   bir martıyı ağlattın işte
   bir çocuk garanti intihar eder artık



ÖLÜMÜ DE KUSACAĞIM
                Çınar ağaçları ölüm orucunda
   Haşarat ayaklarımla geldim geceye
   Bu şehir şimdilik şurda unutulsun
   Uzun bir bıçak vardı ya avucumda
   Kendi kendini kanatırdı sessizce
   Sevdiğim adamın adı:sokak adları
   Sokak atları ve sokaksız yalnızığım
   İçimde tuzlu bir magma taşırmışçasına
   Yüzüme geldim yüzümde kuru çam yaprakları
   Çamlar dediysem inanmanız da gerekmez
   Pencerelerden sarkıtılan
   Kaçık erkek çorapları.. aaah! Olum!
   Zulmettikçe hicvedeceğim seni
   İçeceğim anasını satayım
   Kusacağım da! Her yere baakn gözlerimle..
   Tut elimden İstanbul!
   Tut elimden pis [Oops]!
   Tut ki elim sana bir mektup gibi kanasın
   Bir an olsun bir sübyan ağlayışı gibi
   İmzasız kalsın!

                                                                      ( KÜÇÜK İSKENDER)




ışığı görene kadar güneşin içinde saklanabilirsin

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #26 : 17 Eylül 2007, 20:31:41 »
0
Sessiz Olmak

Şimdi on ikiye kadar sayacak
ve hep birlikte susacağız.

Bir an olsun toprağın yüzünde
konuşmayalım hiçbir dilde,
bir saniye duralım,
sallamayalım kollarımızı bu kadar.

Acelesiz, motorlarsız
ne mis kokan bir an olurdu,
birlikte hepimiz
apansız bir gariplikte.

İncitmezdi balinayı
balıkçılar soğuk denizde
tuz toplayan adam
bakardı yaralı ellerine

Yeşil savaşlar hazırlayanlar,
gazlı savaşlar, ateşli savaşlar,
yaşayanı kalmayan zaferler,
temiz giysiler giyerlerdi
yürüyüp kardeşleriyle
gölgede, bir şey yapmadan.

İstediğim karıştırılmasın
kesin eylemsizlikle:
ne yaparsa odur yaşam
bir işim yok benim ölümle.

Götürebilmek uğruna hayatımızı
bu kadar sıradan olmasaydık,
ve bir an, hiçbir şey yapmasaydık,
belki dev bir sessizlik
yarıda kesebilirdi kederini
kendimizi hiç anlamayışımızın,
kendimizi ölümle korkutmanın,
belki de toprak öğretecek bize
ölü görünen her şeyin
aslında canlı olduğunu.

Şimdi on ikiye kadar sayacağım
sessiz olun, ben gideceğim.


                    Pablo Neruda


SUSTUĞUM GÜN

Bu sevdanın dilini çoktan kestim yar!
Suslardayım şiirler boyunca sana...

Ne çok anlatırdın ben susarken
Hatırlar mısın?
Kuru yapraklarımda,son nefes olurdu harflerin;
Dilinden cennete yollar gider sanırdım.
Ben susardım hiç susmadığım kadar,
Sen susma eylemimde büyürdün
Bir istifham kadar.

Kurmaca zeminlere ayaklarım iz döşerdi,
Duymazdım feryatların,hafif meşrep gerçeğini;
Sana konunca zaman,tutulurdu aklımda vuslat;
Ben dağılırdı şimdi denilen yanılgıya,
Susardım...

Sustukça seni büyürdüm,bilmezdin!
Meziyetlerin keşfedince sırlarımı,
Düşünce yetimde yırtık var sanırdım.
Sanki sana uçardı tüm bedensiz fikirlerim,
Ve diriliş gibi cümlelerinde,çiçeklenirdim.

Sen görmezdin yar!
Ve ben asıl bundan susardım...
Çünkü dilime dolanırdı gemilerinin zincirleri,
Derin izlerde çiçekler büyütürdüm sana;
Ana dili,mor rengi...
Ama zamansız patladı,narin boyunlu filizleri...

Bildiğin,çeyrek ucuydu içimdeki fırtınanın;
Nöbetlerimi de tatmadın ki sen hiç!
Ve ben hep sustum tüm bunlara...
Gözüme yakıştırmışım bir kere hüznü,
Aralamadım kimseye susuşumun özünü.

Bu sevdanın dilini ben çoktan kestim yar!
O yüzden her şiirde kangren dizeler,
Her başlık o yüzden kötürüm.
Sustum ben,daha kehanetini içtiğim gün;
Sustum,sana yar dediğim gün...


                                      Funda Dane
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #27 : 17 Eylül 2007, 20:40:22 »
0
Gözlerine bakarken umurumda değil mevsimler
Gülüşün hep deniz kenarı bana
Sen bir adım attığında göreceksin
Elinde balonlarla bekleyen o adam benim
Aldığım en derin nefessin sen
Dudaklarının dudaklarımdaki işgali hala yüreğimde
Nefes alıyorum ama hala bulamadım seni

Ben sana yanarken şimdi...
Sen kim bilir nerede üşüyorsun...

-----------------

Öylece durmayı seviyorum ben..
Durup ardından bakmayı..
Sen yürümeyi seviyorsun ama arkana bakmadan..
yaprak seviyorum ben yaprak..
Kuru, yaş ayırmadan..
Sen ezmeyi seviyorsun, neye bastığına bakmadan
 
-----------------


Ben diye bir gece yokken
Olmayan yıldızların ışığı gözlerini yakacak
Ağlamalarım gelecek aklına
Durup dururken sigaran sönecek
Söylemediklerin dudaklarını ıslatacak
Taa gözlerinden...
Kıyamazsın sen bana bilirim
Kıyamazsın sen bana
BİLİYORUM BU GECE BENİ DÜŞÜNECEKSİN!

---------------

Uzun zamandır yoksun
Yoksun lu sabahlara uyanıyorum
Aynı
Bildiğin gibi
Yeni bi şey yok
Eski bi şey de yok
Sen gibi..........
Bir ben kaldım
O da...
Ben miyim değil miyim belli değil artık
Arta kalan ne ki?
Daha ne kadar özleyebilirim seni
Şimdi yalvarsam geçmişime
Bir gün daha yaşamak istesem misket oynadığım sokakta
İlkokuldaki yerli malı haftasına katılsam?
Bana 3 beden küçük gelir çocukluğum
Sen de öyle sevgilim
Boşluğunu dolduramaz kimse demiştim giderken
Gelme.........
Sana bol gelecek artık bu aşk!


                 ceyhun yılmaz


Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

cnsn
  • Süper Malt Fan
  • *
  • İleti: 216
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #28 : 18 Eylül 2007, 15:11:04 »
0
--------------------------------------------------------------------------------
ANLADIM

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,


kendimi bulduğumda anladım.

Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,

ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,

Çok acıttığında anladım..
Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil,

''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak,

Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen, beklemez,

sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,

Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar,

ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
                                                           Can Yücel

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #29 : 19 Eylül 2007, 15:02:10 »
0
Buraya Kadar

Buraya kadar güzel dostum
buraya kadar tek dostum
ayrıntılı planlarımız buraya kadar
başka ne varsa buraya kadar
ne güvenlik, ne sürpriz buraya kadar
gözlerine bakmayacağım bir daha
neler olacağını tahmin edebiliyor musun
böylesine sınırsız ve özgürce
umutsuz bir ülkede
umutsuzca bir yabancının eline muhtaç
buraya kadar güzel dostum
buraya kadar eski dostum
buraya kadar ilgisiz dostum
buraya kadar tek dostum
buraya kadar
acı veriyor seni bırakmak
ama beni izlemeyeceksin artık
gülüşler ve tatlı yalanlar buraya kadar
ölmeye çalıştığımız geceler buraya kadar
buraya kadar

Jim Morrison

Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor