100471 İleti 1642 Konu - Gönderen: 8961 Üye - Son Üye: aragorn

Gönderen Konu: beğendiğiniz şiirler  (Okunma sayısı 27486 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #30 : 19 Eylül 2007, 15:23:13 »
0
YALNIZSAN EĞER

hayatın devraldığı
sessiz bir özsudur acı
birikir yüreğinin kıvrımlarında
ve ağar gözlerine ağır ağır
bulutlar yere inmiştir artık
ya da gurbettesindir
unutma

bir hayalet gibi kapındadır
yalnızlık denen şey
ufkun kararabilir birden
için çölleşebilir
kaçışın bile bir adımdır
ya da dönüşündür kendine
unutma

Her sayfası kederle kararan
bir hüzün defterine döner günler
ve her sabah "merhaba hüzün"
"merhaba yalnızlık"
diyerek başlarsın hayata
ama hayat bağışlamayacaktır seni
unutma

Üstelik günlüğü yoktur hüznün
hiç bir zaman da tutulmayacaktır
serüvenlerin yorgun yeniği
elleri titreyen yaşlı bir kadındır hüzün
ya da hasta bir tanıdıktır ancak
hepsi o kadar
unutma


Ahmet Telli



Sana Yağmur Diyorum


Gidersen hani sığınaklarım?
Eksilir, zarar kalırım…
Kalırım!
Yeni günün tenine dağılır yaralarım.

Sana yağmur diyorum…

Uzun boylu umuttun,
tadında unutuldun.
Nerde büyük uçurumların,
kış suların, yaz uykuların?

Sana yağmur diyorum ıslaklığım bundan.
Yağ da ıslanalım, ama uslanmayalım,
uslanmayalım!

Gün, vursun yükünü gecenin hırkasına;
yol, vursun sesini uzaklığın pasına,
sesime kibrit çaksan tutuşacağım…
Sargısızım,
çoğalırım,
çoğaldıkça arsızım!

Sana yağmur diyorum…

En haklı aşk,
alkışsız sürebilendir
ve en haklı kavganın öznesi,
ölmemek için dövüşürken de öylebilendir…

O an…
İşte o an,
ey bizi ayrı takvimlere düşüren zaman,
yere bir bahar dalı düşmüş gibi mi olur?
Sıradağlar mı tutuşur bağrının orta yerinde?

Yeter, kan sıçratmayın sabahın seherine;
Boğulursunuz…Boğulursunuz!

Yılmaz Odabaşı

-------------------

Bugünlerde herkes gitmek istiyor.
Küçük bir sahil kasabasına,
Bir başka ülkeye, dağlara, uzaklara...


Hayatından memnun olan yok.
Kiminle konuşsam aynı şey...
Herşeyi, herkesi bırakıp gitme isteği.

Öyle "yanına almak istediği üç şey" falan yok.
Bir kendisi.
Bu yeter zaten.
Herşeyi, herkesi götürdün demektir.
Keşke kendini bırakıp gidebilse insan.
Ama olmuyor.

Hadi kendimize razıyız diyelim, öteki de olmuyor.
Yani herşeyi yüzüstü bırakmak göze alınmıyor.

Böyle gidiyoruz işte.
Bir yanımız "kalk gidelim",
öbür yanımız "otur" diyor.

"Otur" diyen kazanıyor.
O yan kalabalık zira...
İş, güç, sorumluluk, çoluk çocuk, aile,
Güvende olma duygusu...
En kötüsü alışkanlık.
Alışkanlığın verdiği rahatlık,
Monotonluğun doğurduğu bıkkınlığı yeniyor.
Kalıyoruz...
Kuş olup uçmak isterken, ağaç olup kök salıyoruz.

Evlenmeler...
Bir çocuk daha doğurmalar...
Borçlara girmeler...
İşi büyütmeler...
Bir köpek bile bizi uçmaktan alıkoyabiliyor.

Misal ben...
Kapıdaki Rex'i bırakıp gidemiyorum.
Değil bu şehirden gitmek,
İki sokak öteye taşınamıyorum.
Alıp götürsem gelmez ki...
Bütün sokağın köpeği olduğunun farkında,
Herkes onu, o herkesi seviyor.
Hangi birimizle gitsin?

"Sırtında yumurta küfesi olmak" diye bir deyim vardır;
Evet, sırtımızda yumurta küfesi var hepimizin,
Kendi imalatımız küfeler.

Ama eğreti de yaşanmaz ki bu dünyada.
Ölüm var zira.
Ölüme inat tutunmak lazım,
İnadına kök salmak lazım.

Bari ufak kaçışlar yapabilsek.
Var tabii yapanlar, ama az.
Sadece kaymak tabakası.
Hepimiz kaçabilsek...
Bütçe, zaman, keyif... Denk olsa.
Gün içinde mesela...
Küçücük gitmeler yapabilsek.

Ne mümkün.
Sabah 9, akşam 18
Sonra başka mecburiyetler
Sıkışıp kaldık.
Sırf yeme, içme, barınmanın bedeli
Bu kadar ağır olmamalı.

Hayatta kalabilmek için bir ömür veriyoruz.
Bir ömür karşılığı, bir ömür yani.
Ne saçma...
Bahar mıdır bizi bu hale getiren?
Galiba.

Ben her bahar aşık olmam ama
Her bahar gitmek isterim.
Gittiğim olmadı hiç,
Ama olsun... İstemek de güzel

CAN YUCEL
« Son Düzenleme: 19 Eylül 2007, 15:36:48 Gönderen: nonconformıst »
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #31 : 23 Eylül 2007, 16:59:15 »
0
hatrına düşeceğim
Kopkoyu bir sis içinde bir akşam
Hatırına düşeceğim belki
Bir an ıslayacak yağmur yüzünü
Birden o tatlı demleri hatırlayacaksın
Sonra sıcak yatağında uzun uzun
Ağlayacaksın Ağlayacak.!

Boğazında bir şeyler düğümlenecek
Ah yanımda olsaydı diyeceksin
Tüm yıldızlar gülecek haline Ay'da göz kırpacak
İliklerine işleyecek bensizlik
Kahrolacaksın...!

Bir sigara tüttüreceksin ihtimal
Ufku seyredeceksin saatlerce
Bir rüzgar kopçalayacak yüzünü
Sonra hayalim gelecek karşına
Bir Şiirimi mırıldanacaksın
Hıçkıracaksın..!

Gönlünden atamadığın gibi kafandan da
Silemeyeceksin beni düşlerine gireceğim her gece
İnce bir hüzün bürüyecek yüzünü
Ve çırılçıplak gerçekleri o zaman
Anlayacaksın..!

Sonra bir şeyler yazmak isteyeceksin
Kafan gibi kaleminde işlemeyecek
Unutmak isteyeceksin her şeyi
Ama unutamayacaksın hiç bir şeyi
Kıvranacaksın.!

 NECİP FAZIL KISAKÜREK


SEN HİÇ BENİMLE OLMADIN Kİ

Seninle olmanın en güzel yanı ne biliyor musun?
Elin elime değmeden avuçlarımı terleten sıcaklığını taa içimde
hissetmek...

Seninle olmanın en kötü yanı ne biliyor musun?
''Seni seviyorum'' sözcüğü dilimin ucunu ısırırken her konuşmamızda
boş yere saatlerce havadan sudan söz etmek...

Seninle olmanın en heyecanlı yanı ne biliyor musun?
Aynı şeyleri seninle aynı anda
düşünmek birlikte ağlamak gülmek...
Ve buradayken bile seni çılgınca özlemek...

Seninle olmanın en acı yanı ne biliyor musun?
Seni hiç tanımadığım bir sürü insanlarla paylaşmak...
Senin yanında olan, seninle konuşan herkesi çocukça kıskanmak...

Seninle olmanın en mutlu yanı ne biliyor musun?
Tanıdık birileriyle karşılaşma tedirginliği ile yollarda yürümek yan yana...
Elimdeki şemsiyeye inat yağmurda ıslanmak birlikte...
Elimde kır çiçeğiyle seni beklemek...
Aynı mekanlarda aynı yiyecekleri yemek...

Seninle olmanın en romantik yanı ne biliyor musun?
Sensiz gecelerde sana söyleyemediklerimi yıldızlara aya
anlatmak...
Okuduğum kitabın sayfalarında dinlediğim şarkıların türkülerin şiirlerin her mısrasında seni bulmak...

Seninle olmanın en zor yanı ne biliyor musun?
Seni kaybetme korkusuyla hayatta ilk kez tattığım o tarifsiz
duygularımı umut denizinin ortasında küreksiz bir sandala hapsetmek...
Sevgili yerine yıllarca dost kalmayı başarmak...
Yalın ayak yürümek bıçağın en keskin yerinde...
Kanadıkça tuz yerine gözyaşlarımı basmak yüreğime...

Seninle olmanın tek yan etkisi ne biliyor musun?
Nereden bileceksin?
Sen benimle hiç olmadın ki...

Olsaydın avuçlarım terlemezdi...
Isırmazdım dilimin ucunu...
Özlemezdim seni yanımdayken...
Kıskanmazdım...
Korkmazdım yollarda yürümekten.
Islanmazdım yağmurlarda...
Yıldızlara aya dert yanmaz,
böyle her şarkıda serhoş olmazdım...

Korkmazdım seni kaybetmekten...
ayaklarım kan revan atlardım sandaldan denize...
Ve her kulaçta haykırırdım seni..

Ama sen hiç benimle olmadın ki...

YA AKLIN BAŞKA YERLERDEYDİ YA YÜREĞİN...

mehmet coşkundeniz


Kuzgun / Edgar Allan Poe

KUZGUN

        Ortasında bir gecenin, düşünürken yorgun, bitkin
O acayip kitapları, gün geçtikçe unutulan,
Neredeyse uyuklarken, bir tıkırtı geldi birden,
Çekingen biriydi sanki usulca kapıyı çalan;
"Bir ziyaretçidir" dedim, "oda kapısını çalan,
Başka kim gelir bu zaman?"

Ah, hatırlıyorum şimdi, bir Aralık gecesiydi,
Örüyordu döşemeye hayalini kül ve duman,
Işısın istedim şafak çaresini arayarak
Bana kalan o acının kaybolup gitmiş Lenore'dan,
Meleklerin çağırdığı eşsiz, sevgili Lenore'dan,
Adı artık anılmayan.

İpekli, kararsız, hazin hışırtısı mor perdenin
Korkulara saldı beni, daha önce duyulmayan;
Yatışsın diye yüreğim ayağa kalkarak dedim:
"Bir ziyaretçidir mutlak usulca kapıyı çalan,
Gecikmiş bir ziyaretçi usulca kapıyı çalan;
Başka kim olur bu zaman?"

Kan geldi yüzüme birden daha fazla çekinmeden
"Özür diliyorum" dedim, "kimseniz, Bay ya da Bayan
Dalmış, rüyadaydım sanki, öyle yavaş vurdunuz ki,
Öyle yavaş çaldınız ki kalıverdim anlamadan."
Yalnız karanlığı gördüm uzanıp da anlamadan
Kapıyı açtığım zaman.

Gözlerimi karanlığa dikip başladım bakmaya,
Şaşkınlık ve korku yüklü rüyalar geçti aklımdan;
Sessizlik durgundu ama, kıpırtı yoktu havada,
Fısıltıyla bir kelime, "Lenore" geldi uzaklardan,
Sonra yankıdı fısıltım, geri döndü uzaklardan;
Yalnız bu sözdü duyulan.

Duydum vuruşu yeniden, daha hızlı eskisinden,
İçimde yanan ruhumla odama döndüğüm zaman.
İrkilip dedim: "Muhakkak pancurda bir şey olacak;
Gidip bakmalı bir kere, nedir hızlı hızlı vuran;
Yatışsın da şu yüreğim anlayayım nedir vuran;
Başkası değil rüzgârdan..."

Çırpınarak girdi birden o eski kutsal günlerden
Bugüne kalmış bir Kuzgun pancuru açtığım zaman.
Bana aldırmadı bile, pek ince bir hareketle
Süzüldü kapıya doğru hızla uçarak yanımdan,
Kondu Pallas'ın büstüne hızla geçerek yanımdan,
Kaldı orda oynamadan.

Gururlu, sert havasına kara kuşun alışınca
Hiçbir belirti kalmadı o hazin şaşkınlığımdan;
"Gerçi yolunmuş sorgucun" dedim, "ama korkmuyorsun
Gelmekten, kocamış Kuzgun, Gecelerin kıyısından;
Söyle, nasıl çağırırlar seni Ölüm kıyısından?"
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

Sözümü anlamasına bu kuşun şaşırdım ama
Hiçbir şey çıkaramadım bana verdiği cevaptan,
İlgisiz bir cevap sanki; şunu kabul etmeli ki
Kapısında böyle bir kuş kolay kolay görmez insan,
Böyle heykelin üstünde kolay kolay görmez insan;
Adı "Hiçbir zaman" olan.

Durgun büstte otururken içini dökmüştü birden
O kelimeleri değil, abanoz kanatlı hayvan.
Sözü bu kadarla kaldı, yerinden kıpırdamadı,
Sustu, sonra ben konuştum: "Dostlarım kaçtı yanımdan
Umutlarım gibi yarın sen de kaçarsın yanımdan."
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

Birdenbire irkilip de o bozulan sessizlikte
"Anlaşılıyor ki" dedim, "bu sözler aklında kalan;
İnsaf bilmez felâketin kovaladığı sahibin
Sana bunları bırakmış, tekrarlıyorsun durmadan.
Umutlarına yakılmış bir ağıt gibi durmadan:
Hiç -ama hiç- hiçbir zaman."

Çekip gitti beni o gün yaslı kılan garip hüzün;
Bir koltuk çektim kapıya, karşımdaydı artık hayvan,
Sonra gömüldüm mindere, sonra daldım hayallere,
Sonra Kuzgun'u düşündüm, geçmiş yüzyıllardan kalan
Ne demek istediğini böyle kulağımda kalan.
Çatlak çatlak: "Hiçbir zaman."

Oturup düşündüm öyle, söylemeden, tek söz bile
Ateşli gözleri şimdi göğsümün içini yakan
Durup o Kuzgun'a baktım, mindere gömüldü başım,
Kadife kaplı mindere, üzerine ışık vuran,
Elleri Lenore'un artık mor mindere, ışık vuran,
Değmeyecek hiçbir zaman!

Sanki ağırlaştı hava, çınlayan adımlarıyla
Melek geçti, ellerinde görünmeyen bir buhurdan.
"Aptal," dedim, "dön hayata; Tanrın sana acımış da
Meleklerini yollamış kurtul diye o anıdan;
İç bu iksiri de unut, kurtul artık o anıdan."
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

"Geldin bir kere nasılsa, cehennemlerden mi yoksa?
Ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
Bu çorak ülkede teksin, yine de çıkıyor sesin,
Korkuların hortladığı evimde, n'olur anlatsan
Acılarımın ilâcı oralarda mı, anlatsan..."
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

"Şu yukarda dönen gökle Tanrı'yı seversen söyle;
Ey kutsal yaratık" dedim, "uğursuz kuş ya da şeytan!
Azalt biraz kederimi, söyle ruhum cennette mi
Buluşacak o Lenore'la, adı meleklerce konan,
O sevgili, eşsiz kızla, adı meleklerce konan?"
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

Kalkıp haykırdım: "Getirsin ayrılışı bu sözlerin!
Rüzgârlara dön yeniden, ölüm kıyısına uzan!
Hatıra bırakma sakın, bir tüyün bile kalmasın!
Dağıtma yalnızlığımı! Bırak beni, git kapımdan!
Yüreğimden çek gaganı, çıkar artık, git kapımdan!"
Dedi Kuzgun: "Hiçbir zaman."

Oda kapımın üstünde, Pallas'ın solgun büstünde
Oturmakta, oturmakta Kuzgun hiç kıpırdamadan;
Hayal kuran bir iblisin gözleriyle derin derin
Bakarken yansıyor koyu gölgesi o tahtalardan,
O gölgede yüzen ruhum kurtulup da tahtalardan
Kalkmayacak - hiçbir zaman!


Çeviri : Ülkü TAMER

  
The Raven / Edgar Allan Poe

Once upon a midnight dreary, while I pondered weak and weary,
Over many a quaint and curious volume of forgotten lore,
While I nodded, nearly napping, suddenly there came a tapping,
As of some one gently rapping, rapping at my chamber door.
`'Tis some visitor,' I muttered, `tapping at my chamber door -
Only this, and nothing more.'

Ah, distinctly I remember it was in the bleak December,
And each separate dying ember wrought its ghost upon the floor.
Eagerly I wished the morrow; - vainly I had sought to borrow
From my books surcease of sorrow - sorrow for the lost Lenore -
For the rare and radiant maiden whom the angels named Lenore -
Nameless here for evermore.

And the silken sad uncertain rustling of each purple curtain
Thrilled me - filled me with fantastic terrors never felt before;
So that now, to still the beating of my heart, I stood repeating
`'Tis some visitor entreating entrance at my chamber door -
Some late visitor entreating entrance at my chamber door; -
This it is, and nothing more,'

Presently my soul grew stronger; hesitating then no longer,
`Sir,' said I, `or Madam, truly your forgiveness I implore;
But the fact is I was napping, and so gently you came rapping,
And so faintly you came tapping, tapping at my chamber door,
That I scarce was sure I heard you' - here I opened wide the door; -
Darkness there, and nothing more.

Deep into that darkness peering, long I stood there wondering, fearing,
Doubting, dreaming dreams no mortal ever dared to dream before
But the silence was unaberoken, and the darkness gave no token,
And the only word there spoken was the whispered word, `Lenore!'
This I whispered, and an echo murmured back the word, `Lenore!'
Merely this and nothing more.

Back into the chamber turning, all my soul within me burning,
Soon again I heard a tapping somewhat louder than before.
`Surely,' said I, `surely that is something at my window lattice;
Let me see then, what thereat is, and this mystery explore -
Let my heart be still a moment and this mystery explore; -
'Tis the wind and nothing more!'

Open here I flung the shutter, when, with many a flirt and flutter,
In there stepped a stately raven of the saintly days of yore.
Not the least obeisance made he; not a minute stopped or stayed he;
But, with mien of lord or lady, perched above my chamber door -
Perched upon a bust of Pallas just above my chamber door -
Perched, and sat, and nothing more.

Then this ebony bird beguiling my sad fancy into smiling,
By the grave and stern decorum of the countenance it wore,
`Though thy crest be shorn and shaven, thou,' I said, `art sure no craven.
Ghastly grim and ancient raven wandering from the nightly shore -
Tell me what thy lordly name is on the Night's Plutonian shore!'
Quoth the raven, `Nevermore.'

Much I marvelled this ungainly fowl to hear discourse so plainly,
Though its answer little meaning - little relevancy bore;
For we cannot help agreeing that no living human being
Ever yet was blessed with seeing bird above his chamber door -
Bird or beast above the sculptured bust above his chamber door,
With such name as `Nevermore.'

But the raven, sitting lonely on the placid bust, spoke only,
That one word, as if his soul in that one word he did outpour.
Nothing further then he uttered - not a feather then he fluttered -
Till I scarcely more than muttered `Other friends have flown before -
On the morrow will he leave me, as my hopes have flown before.'
Then the bird said, `Nevermore.'

Startled at the stillness broken by reply so aptly spoken,
`Doubtless,' said I, `what it utters is its only stock and store,
Caught from some unhappy master whom unmerciful disaster
Followed fast and followed faster till his songs one burden bore -
Till the dirges of his hope that melancholy burden bore
Of "Never-nevermore."'

But the raven still beguiling all my sad soul into smiling,
Straight I wheeled a cushioned seat in front of bird and bust and door;
Then, upon the velvet sinking, I betook myself to linking
Fancy unto fancy, thinking what this ominous bird of yore -
What this grim, ungainly, gaunt, and ominous bird of yore
Meant in croaking `Nevermore.'

This I sat engaged in guessing, but no syllable expressing
To the fowl whose fiery eyes now burned into my bosom's core;
This and more I sat divining, with my head at ease reclining
On the cushion's velvet lining that the lamp-light gloated o'er,
But whose velvet violet lining with the lamp-light gloating o'er,
She shall press, ah, nevermore!

Then, methought, the air grew denser, perfumed from an unseen censer
Swung by Seraphim whose foot-falls tinkled on the tufted floor.
`Wretch,' I cried, `thy God hath lent thee - by these angels he has sent thee
Respite - respite and nepenthe from thy memories of Lenore!
Quaff, oh quaff this kind nepenthe, and forget this lost Lenore!'
Quoth the raven, `Nevermore.'

`Prophet!' said I, `thing of evil! - prophet still, if bird or devil! -
Whether tempter sent, or whether tempest tossed thee here ashore,
Desolate yet all undaunted, on this desert land enchanted -
On this home by horror haunted - tell me truly, I implore -
Is there - is there balm in Gilead? - tell me - tell me, I implore!'
Quoth the raven, `Nevermore.'

`Prophet!' said I, `thing of evil! - prophet still, if bird or devil!
By that Heaven that bends above us - by that God we both adore -
Tell this soul with sorrow laden if, within the distant Aidenn,
It shall clasp a sainted maiden whom the angels named Lenore -
Clasp a rare and radiant maiden, whom the angels named Lenore?'
Quoth the raven, `Nevermore.'

`Be that word our sign of parting, bird or fiend!' I shrieked upstarting -
`Get thee back into the tempest and the Night's Plutonian shore!
Leave no black plume as a token of that lie thy soul hath spoken!
Leave my loneliness unaberoken! - quit the bust above my door!
Take thy beak from out my heart, and take thy form from off my door!'
Quoth the raven, `Nevermore.'

And the raven, never flitting, still is sitting, still is sitting
On the pallid bust of Pallas just above my chamber door;
And his eyes have all the seeming of a demon's that is dreaming,
And the lamp-light o'er him streaming throws his shadow on the floor;
And my soul from out that shadow that lies floating on the floor
Shall be lifted - nevermore!
« Son Düzenleme: 23 Temmuz 2009, 22:27:07 Gönderen: nonconformıst »
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

|nemesis|
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1586
  • poopyzopherenia
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #32 : 23 Eylül 2007, 23:22:35 »
0
bilmiyorum başka atan var mıydı iskenderin şiirlerinden ama haunting dikkatimi çekti (: benimde çok beğendiğim 2 şiiridir attıkları.bir ayrılığın anatomisi de mükemmeldir ayrıca...
Di mi Sig?

hardrockcafe
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 2704
  • GıBsoN Les PauL & 0.2 Pena / Mutlu olup unutmaya..
  • Popülerlik: 0
    • My space
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #33 : 29 Eylül 2007, 03:58:22 »
0
Seni seviyorum

Sana niye hayranım biliyor musun?
Çünkü sen beni tamamlıyorsun şiirimi tamamlayan
Bir kalem gibi.
Seni seviyorum çünkü bana ağır gelen yüreğimi
Sen yüklendin bir çırpıda. O kadar
Çok bensin ki,
O kadar çok benzeşiyoruz ki, ruhumuzun
Birleşmemesi için hiçbir engel göremiyorum.
Varlığındaki doyumsuz güzellik,
Sevgimi köprü
Yapıp sundu canım yüreğine.
Benimle konuşmasan ne yaparım?
Nasıl yaşarım? Bana açmasan kalbini,
Bir daha nasıl toparlanırım? Bir buket
Sevdadır her sözün. Beni her an baharlarda
Yaşatan, aydınlığımı sağlayan bir armağandır
Yüzün…
Ah o gülüşün yok mu? O, insanı diyardan diyara götüren alımlı,
Asi ama sıcacık tebessümün…
Biliyor musun? Gülüşündeki mutluluk ifadesi,
Kalbime kat kat sevgi olarak yansıyor ve
O sevgi ile besleniyorum artık.
Sana inandım çünkü hayatın acımasızlığı
Vurmuyor tokat gibi yüzümüze; iptal oluyor
Acılar, hayat bize dokunduğunda. Sevginin
Ve aşkın yoğunluğu eritiyor gerekli gereksiz
Tüm acıları.
Ama rüyalarımda hep sensizim. Çok korkuyorum.
Neden yoksun rüyalarımda? Oysa sadece orada
Uzaksın bana. Yüzünü görmek şöyle dursun,
Sesini nefesini arıyorum delice,
Düştüğüm her boşlukta… Ellerini arıyorum
Uzaklara koşarken; bana sevgini teslim
Edip gittiğin ellerini… Sonra birden
Kâbus başlıyor kayıp düşlerimin
Karanlıklarında. Gözlerin… Gözlerin
Işık saçardı olsaydın o an yanımda…
Işıl ışıl aydınlatırdın yine dünyamı.
Bir görebilseydim gözlerini… Rüyalarımda
Yoksun sadece; bu da kahrediyor beni…
Senin kalbin dokunduğu zaman ruhuma,
Huzurun, sükûnetin yanı sıra zıt iklimler de sarar
Her yanımı. Esaretinden mecnunlaşır,
İhanet şüphesiyle kavrulur, zincirlere
Vururum kendimi. Bir aydınlık bakışınla da,
Çocuklar gibi şımarır, sarılırım boynuna;
Sanki ayıracaklarmış gibi sımsıkı
Kilitlerim ellerimi ellerinde…
Sana, seni seviyorum demekten hiç
Bıkmayacağım.
Acıyla sevgi, hüzünle mutluluk, aynı
Yumakta birleşip, uzayıp gitse de… Kader
Çizgisinde yollar ikiye
Ayrılsa da hep söyleyeceğim. Neden?
Çünkü seni seviyorum.
Gerçekliği aşikâr, fakat sadece hissedilebilen…
Emeğin, fedakârlığın, inancın, ıstırabın, uğraşının,
Sadakatin karşılığında ortaya çıkan bu olgu,
İşte bizim sevgimiz. Ölçülemez, elle tutulamaz…
Kalple hissedilir,
Arttıkça artar. Yıllarla birlikte
O da çoğalır. Ömrü aşıp, kim bilir
Nerelere varır?
Herkes bana vücudumdaki tırnak izlerini soruyor. "Gamze" diyorum onlar, "küçük gamzecikler"... Küçük sevgilinin yaptığı küçük gamzecikler. Tırnaklarında et parçalarım var. Küfürbaz şairlerin mısraları dolaşıyor seninle dolaştığımız her sokakta. "Siktir olup gittiğini" söylüyorlar kafiye gereği...

hardrockcafe
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 2704
  • GıBsoN Les PauL & 0.2 Pena / Mutlu olup unutmaya..
  • Popülerlik: 0
    • My space
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #34 : 29 Eylül 2007, 04:03:11 »
0
Kiralık Hayatlar.....

Bakma...
Bana bakma o gözlerinle...
Yapma!
Atlarım kirpiklerinden, korkuyorum.

Yine cinayet süsü alacaksın bana, biliyorum.
Susmalara gömüleceğim.
Parmağınla dudaklarıma dokunup,
mühürleyeceksin beni...

Cesaretimi ağır ödeyeceğim.
Esaretim sende kalacak.
İçinin odalarından beni cağırırken,
'Çoktan döndüm' diyeceksin bana.

Öldüm. Milyon kere bittim ben sende
Sineye cektin beni.
İçime çektim seni, kaçamak...
Kendi katilim oldum, her seni çaldığımda.

Görme...
Beni görme gönül gözünden...
Anlatma!
Düşeyim tuzağına, seviyorum
Herkes bana vücudumdaki tırnak izlerini soruyor. "Gamze" diyorum onlar, "küçük gamzecikler"... Küçük sevgilinin yaptığı küçük gamzecikler. Tırnaklarında et parçalarım var. Küfürbaz şairlerin mısraları dolaşıyor seninle dolaştığımız her sokakta. "Siktir olup gittiğini" söylüyorlar kafiye gereği...

hardrockcafe
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 2704
  • GıBsoN Les PauL & 0.2 Pena / Mutlu olup unutmaya..
  • Popülerlik: 0
    • My space
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #35 : 29 Eylül 2007, 04:07:03 »
0
HAYATI VE KADINLARI ÖĞRENDİĞİMİZ KADIKÖY SOKAKLARI

          Susuz, buzsuz, şişeden içilen rakı. Orada olmayanların şerefine bir iki damla yere de dökelim desen, kızarlar para az kafa sağlam diye. Sinirlenip iki satır sinyale çıkar, bir ufak ayarlarsın. Bu sefer de inadına yere dökersin yarısını. Sadece orada olmayanlar da biraz içsin, onlar da geceden nasiplensin diye.

          Gece hiç bitmez. Bitse de hatırlamazsın zaten. Gündüz yaşamıyorumuşsun gibi gelir. Baş ağrısı ve mide bulantısı, hatırlamadığın bir odada veya bir bankta öğle güneşiyle beraber eşlik eder sana. Bir an önce gece olsun istersin. Gündüz içmekten çekindiğinden değil, bizzat gündüzün kendisinden çekindiğin için.

          Tanımadığın kadınlarla sohbet eder, tanımadığın erkeklerle beraber yanından ayrılışlarını izlersin. Bir bira da onlar için içersin ama bu sefer yere dökmeden. Tanımadığın adamlarla dost olur, tanıdıklarınla ise yoldaş olursun. Pilotların tiner kokuları burnuna dolarken acırsın onlara. Sonra da kendine acırsın ve herkes için biraz daha içersin.

          Kulağından içeri paldır küldür dökülürken gitar soloları, gece ilerledikçe bağıra çağıra söylenen türkülere bırakır yerini. Biraz daha solcu olur, biraz daha bıyık bırakasın gelir. Bir de yeşil parka çeker canın. Soğumuştur hava ve her şafak kızıla çalacaktır sen ayılana kadar.

          Bazen de sigara biter olmayacak zamanda. Tam da güzel kadınlar üzerinden başlayıp, ülkeyi kurtaracak kadar derinleştirmişken sohbeti, elinle rüzgârı kapatıp, yakacak bir dal sigara kalmamıştır. Sigara bulunur ama verilen ara yüzünden sohbet baştan başlar. Başka güzel kadınlar konuşulur ve başka türlü kurtarılır ülke.

          Sohbet [Oops]a sardıkça kafalar güzelleşmiş demektir. O zaman kulaklar çalışmaya başlar. Nerede bir gitar sesi duyulursa ayaklar da o yöne doğru hareket eder. İzin istemeden çökülür gitarcıların yanına. Kafa yeterince güzelse izin istenir gitar çalmak için. Hiçbir şarkı hatırlanamaz ve saçma sapan ritimlerle kendi yazdığın şarkıları çalarsın ya da sana yazıldığını zannettiğin. Tel kopana kadar yanında kalırlar. Tel kopunca da gitarlarını alıp giderler. Üzülmeden, darılmadan giderler.

          Kendini bir [Oops] zannedersin her gece delicesine içtiğin için. Filmlerdeki gibi yaşayan serseriler kadar asi, hiçbir şeyi umursamayan, kayıp kuşağın keşfedilmemiş genç dâhisi sanırsın kendini. Hâlbuki ayyaşın teki olmuşundur. “Nerede akşam orada sabah” yaşamanın pek de matah olmadığını anlayınca biraz daha içersin bu acınası haline ve teşekkür edersin Kadıköy’e. Sana hayatı ve kadınları öğrettiği için.

          Bazen de (sadece içkiye bahane olsun diye) şöyle dersin; “Hayat berbat be usta…”
Herkes bana vücudumdaki tırnak izlerini soruyor. "Gamze" diyorum onlar, "küçük gamzecikler"... Küçük sevgilinin yaptığı küçük gamzecikler. Tırnaklarında et parçalarım var. Küfürbaz şairlerin mısraları dolaşıyor seninle dolaştığımız her sokakta. "Siktir olup gittiğini" söylüyorlar kafiye gereği...

hardrockcafe
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 2704
  • GıBsoN Les PauL & 0.2 Pena / Mutlu olup unutmaya..
  • Popülerlik: 0
    • My space
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #36 : 29 Eylül 2007, 04:08:48 »
0
YAŞAM KÖTÜ DEĞİL

olmuyor değil mi?
nasıl da senin ellerinden tuttukların
kayıp düşüyorlar
ve
rengi soluyor değdiğin çiçeklerin
bir ara sanki tatlı bir esinti dağıtıyor saçlarını
ve sonra
hep yağmurlar çörekleniyor senin üstüne
ah ne yazık;
ömrün, boşa çekilen kürek sayısına dönüyor
ve
hiç kıpırdamadan ne yollar alıyorsun kim bilir?

***

olmuyor değil mi?
anılar her zaman canını sıkmıyor mesela
mutlaka,
soluklarını sayarak geçiyorsun bahar mevsiminden
ve
nice haykırışlar bırakıyorsun geride henüz kutusu açılmadan
kim bilir
kaçıncı vedada dönüyorsun o eski başa
hatta
gözlerinden dökülenlerle voltalar atıyorsun
gizli bahçelerinde yaşamın...

***

yaşam kötü değildir; biliyorsun,
belki;
acıyı örnekleyip iliklerine nakşediyorsun,
kırılıyor veya sen kırıp döküyorsun,
veyahut
ruhen soluyorsun
ancak
her seferinde bir başka sen olarak doğuyorsun
döşüne ağrılar alıp yatıyorsun mesela
ve
kor yangınlarda aklanıyorsun
ama;
asla vazgeçmiyorsun,
bir koza gibi örüyorsun ömrünü
geceyi gündüze katık ediyorsun.

***

yaşam kötü değildir, hiç bir şey olmasa da
en azından içten bir soluk alıyorsun
zamanı, an be an neşeyle kucaklıyorsun
düşüyorsun, kalkıyorsun bir ağlayıp gülüyorsun
her şey içinden geçip gidiyor sana sorulmasa da
ancak
yüreğini hala umutla çalkalıyorsun
bir ölüp dirilsen de
gün ile kendini harmanlıyorsun...
Herkes bana vücudumdaki tırnak izlerini soruyor. "Gamze" diyorum onlar, "küçük gamzecikler"... Küçük sevgilinin yaptığı küçük gamzecikler. Tırnaklarında et parçalarım var. Küfürbaz şairlerin mısraları dolaşıyor seninle dolaştığımız her sokakta. "Siktir olup gittiğini" söylüyorlar kafiye gereği...

hardrockcafe
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 2704
  • GıBsoN Les PauL & 0.2 Pena / Mutlu olup unutmaya..
  • Popülerlik: 0
    • My space
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #37 : 29 Eylül 2007, 04:09:55 »
0
YAŞAM

Yaşam;
Başıma kara belam
Ne o beni tükürebiliyor, ne de ben onu.
Sevdiğimizde oluyor birbirimizi,
Leyli zamanlarda.
Tam cayacak oluyorum
Yosma, makas alıyor
Az sonra tokat atacağı yanağımdan.

Sırtımı ona dönmüşken etti ihanetlerin en arsızını
Erkekliğim değil ama hep çelebiliğim tuttu.
Hiç edepsizlik etmedim edebiyatın dışında
Ama iyi sövdüm, harf harf küfrettim mısralarımda
Bitirimler okusa hayıflanırdı.

Yosma dedik
İş biliyor, gönül alıyor,
Bende çabuk kanıyorum aslında.
Tam ağzımdan tükürecekken MKE yapımı bir kurşunla
En incesinden ve de usulundan bir yağmur yağıyor
Canım öyle bir rakı çekiyor ki...
Yuttuğum tükürük taş oluyor kursağımda.
Bilirim onun işidir.

Halımdaki sigara yanığı kadar önemsemiyorum
Ta ki, bir sevda kulağımda taksim geçene kadar
Aman diyorum,
Mahşere kadar tacım, tahtım ol diyorum,
Ya duymazdan geliyor ya da dudak büküyor.

İnkâra tenezzül ayarımı düşürür.
Uçkuru gevşek gecelerde,
Birde bol alkollü dost muhabbetlerinde.
Kabulüm, anasını çok sattım,
Sızmaya yakın fütursuz kahkahalarla.

Dedim ya sevdim de onu
En çokta sevinç hüznü kovalarken.

Ey yaşam!
Yosmam
Sultanım
Belam
Kıyamadığım
Hakikatsen nakkaşım,
Sabrım Eyyüp'ten, beklerim.
Oyunsan!
Zorum
Zarlar fincandan atılsın bu kez.
İp ya da kurşun,
Bahta hesap sorulmaz.
Tekmeler ya da çekerim.
Herkes bana vücudumdaki tırnak izlerini soruyor. "Gamze" diyorum onlar, "küçük gamzecikler"... Küçük sevgilinin yaptığı küçük gamzecikler. Tırnaklarında et parçalarım var. Küfürbaz şairlerin mısraları dolaşıyor seninle dolaştığımız her sokakta. "Siktir olup gittiğini" söylüyorlar kafiye gereği...

hardrockcafe
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 2704
  • GıBsoN Les PauL & 0.2 Pena / Mutlu olup unutmaya..
  • Popülerlik: 0
    • My space
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #38 : 29 Eylül 2007, 04:17:17 »
0
ONU ÖLDÜRMEK,ONU KAYBETMEK,ONU GÖMMEK ONU UNUTMAK ONU YAŞAMAK....(elveda bitanem özlüyorum seni çok)


3 Ocak 2007

          Kış ölüm gibidir, güneş ışığını hissedemez, soğuğun içine işlemesini engelleyemezsin; artık bir ölüyüm, ciğerlerimin dibine kadar inen suyu hissediyorum. Boğazımdaki yanma hissi hoşuma gidiyor, ellerim titriyor, bedenim boşuna çırpınıyor. Suyun dondurucu soğukluğundan mı yoksa, havasızlığın etkisiyle mi bilmiyorum vücudumun morardığını görüyorum; sonra biri geliyor.. Beni sertçe çekip yüzüme eğiliyor. yüzündeki yarı telaş yarı korkuyu görebiliyorum ve derin bir uykuya dalıyorum, hissizleşiyorum…


29 Mart 2006

          Yanımda çok yakınımda birini hissediyorum. Gözlerimi açıyorum, merakla beni izleyen bir çift gözden başka bir şey göremiyorum önce, gözlerim parlak güneş ışığına alışınca şaşkın suratına bakıyorum; çok yabani bir tipi var. Kendimi yanlış bir şey yapıyorumuş gibi hissediyorum, yattığım yerden kalkıyorum, birkaç dakika sonra, kendimi konuşmaya hazır hissettiğimde, burada ne yaptığını soruyorum, sesimin endişeli çıkmasını engelleyemiyorum, gerçekten korkuyorum. Uzun zamandır benim olan bu cenneti başkalarıyla paylaşma fikri hoşuma gitmiyor zira. Birkaç fotoğraf çekip çekemeyeceğini soruyor... Çaresizce kabul ediyorum, o işini yaparken, gözlerimi ondan alamıyorum, simsiyah beline kadar uzanan saçlarından, beyaz uzun bir eteğinden, uzun kollu mavi kazağından, yüzündeki ciddi ifadeden… Parlıyor, ateş böceği misali... Birkaç fotoğraf daha çekiyor, tekrar o sevimli ifadesiyle teşekkür ediyor, hızla kayboluyor. Rüya gibi…


1 Nisan 2006

          Bugün tekrar oradaydı; ama bu sefer gözlerimi hemen açmadım. Göyle eğildiğini, suya dokunduğunu hissettim…


12 Nisan 2006

          Fotoğrafımı çekti, gözlerimi sinirle açtım, ama kızamadım, muzipçe sırıtıyordu. Neden fotoğraf çektiğini sordum; bundan hoşlandığını söyledi…


15 Nisan 2006

          Artık beraberiz…


28 Nisan 2006

          İlkbahar hayata tekrar başlamak gibi. Taze havanın arasından parlayan güneşin gözlerini kamaştırmasını engelleyemezsin. Kendimi Onunla mutlu hissediyorum, gülümsemesi mi? Yoksa sadece ilkbaharın varlığımı beni yaşama döndüren merak ediyorum…


8 Temmuz 2006

          Burayı başkalarına göstermek istediğini söylüyor, ilk kavgamızı yapıyoruz. Yazın kavurucu sıcağında iyice gerilmiş sinirlerimiz patlıyor. Ben kazanıyorum…


9 Temmuz 2006

          Bugün yanında birkaç kişiyi getiriyor. Onunla kavga etmek,akarsuyun tersine kürek çekmek gibi bir şey. Onunla bir kez daha tartışırsam sandalımın çatlayacağını hissediyorum…


16 Ağustos 2006

          Burayı gün geçtikçe daha çok insan tanıyor. O çok mutlu… Bense artık buradan nefret ediyorum…


23 Eylül 2006

          Bana cennetin ilk fotoğraflarını gösteriyor. Sıra beni gizlice çektiğine gelince, gülümsüyor, ben sinirleniyorum; çok şaşkın çıkmışım. Oysa o bu fotoğrafımdan çok hoşlandığını söylüyor. Zorla elinden aldım, suratımı ellerimle parçalarken, sonbaharın habercisi yağmur damlaları düşmeye başladı üzerimize. Kazanmamın zaferine yüzümde büyük bir gülümsemeyle döndüm eve. Onunsa yağmur damlaları zannettiğim iri gözyaşları varmış yüzünde. Ertesi gün, çok sevdiğim uzun saçları yoktu artık. Sandalımız parçalanıyor. Onu kaybediyorum…


3 Ocak 2007

          Bana günlüğünü verdi. Cennetin anahtarları yazılı kırmızı günlük.
İlk sayfasına şu cümleleri yazmış;

          “26 Nisan 1998… İlkbahar hayata tekrar başlamak gibi... Taze havanın arasından parlayan güneşin gözlerini kamaştırmasını engelleyemezsin. Kendimi Onunla mutlu hissediyorum, gülümsemesi mi? Yoksa sadece ilkbaharın varlığımı beni yaşama döndüren merak ediyorum…”

          Sayfaların arasından özenle yapıştırılmış resmim düştü kucağıma. Gözlerime dolan yaşlar yazıları okumamı güçleştiriyor; artık kışın keskin soğuğunu hissetmiyorum. Ayrılığımızın kırıcı şokunu kaldıramıyorum…
Belki de yazdığı her cümleyle,olanları tekrar yaşıyorum…

          Şimdi son sayfasındayım, veda sayfasında…

          “3 Ocak 2007… Kış ölüm gibidir, güneş ışığını hissedemez, soğuğun içine işlemesini engelleyemezsin. Her şey kışın önünde saygıyla eğilir. Ona karsı çıkamazsın, çıkarsan ne olur biliyor musun…”

          Sanırım biliyordum… Defter elimden düşüyor, kararlı adımlarla suyun yanına eğiliyorum…


bu yazıyı 1 yıl önce olan kız arkadaşıma adıyorum
Herkes bana vücudumdaki tırnak izlerini soruyor. "Gamze" diyorum onlar, "küçük gamzecikler"... Küçük sevgilinin yaptığı küçük gamzecikler. Tırnaklarında et parçalarım var. Küfürbaz şairlerin mısraları dolaşıyor seninle dolaştığımız her sokakta. "Siktir olup gittiğini" söylüyorlar kafiye gereği...

hardrockcafe
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 2704
  • GıBsoN Les PauL & 0.2 Pena / Mutlu olup unutmaya..
  • Popülerlik: 0
    • My space
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #39 : 29 Eylül 2007, 04:24:10 »
0
SON YAZILAN YAZIYI 1 YIL ÖNCE ÖLEN KIZ ARKADAŞIMA ADIYORUM... DİĞERLERİ SERBESTTİR.  BU KONUYU AÇIP BU YAZILARI PAYLAŞMAMI SAĞLAYAN ARKADAŞLARA SONSUZ TEŞEKKÜRLER....
Herkes bana vücudumdaki tırnak izlerini soruyor. "Gamze" diyorum onlar, "küçük gamzecikler"... Küçük sevgilinin yaptığı küçük gamzecikler. Tırnaklarında et parçalarım var. Küfürbaz şairlerin mısraları dolaşıyor seninle dolaştığımız her sokakta. "Siktir olup gittiğini" söylüyorlar kafiye gereği...

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #40 : 07 Ekim 2007, 16:15:28 »
0

Yağmur Damlası

Buluttan düşen bir damla yağmur
Denizi görünce kendinden utanır

 

Damla, gözünden akıtarak yaşlar
Kendi kendine konuşmaya başlar:

 

-Şu denizin yanında ben de neyim sanki
O kadar büyük ki, ben hiçbir şeyim inan ki…

 

Midyenin biri damlanın bu haline acır
Sevip okşayarak, onu koynuna alır
Damlaya şöyle der:

 

-Kendini hor görme
Hayatı zor görme
Büyük de, küçük de
Birbirinin kardeşidir
Bütün bunlar yaratanın işidir
Her şey O'ndan gelmiştir
Yine ona dönecektir

 
Hiç üzülme
Biliyor musun sende,
Ne yetenekler gizlidir?

 
Böylece birlikte yıllar geçti
Herkes kendi yolunu seçti
İkisi de yarışta birinci oldu
Saf yağmur damlası sonunda
Dünyada eşsiz bir inci oldu

 

Sa'di Şirâzî

Türkçeleştiren: Mustafa Baydemir
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #41 : 10 Ekim 2007, 16:00:18 »
0
KİM BİLİR  YA AY

kim bilir ya ay
bir balonsa,şahane bir şehirden gelen
gökteki-güzel insanlarla dolu?
(ve ya sen ve ben girseydik

içine onun,ya onlar
alsaydı beni ve alsaydı seni balonlarına,
işte o zaman
biz çıkardık daha yükseklere tüm o güzel insanlarla

evlerden ve çan kulelerinden ve bulutlardan:
giderdik süzülerek
uzaklara ta uzaklara süzülerek  şahane
bir şehre hiç kimsenin uğramadığı,orada

her daim
        mevsim
                Bahardır)ve herkes

âşıktır ve çiçekler toplar kendi kendilerini


SEVGİLİM

sevgilim
kralı karanlık olan
        bir ülkedir senin saçların
alnın çiçeklerin bir havalanışı

başın dipdiri bir ormandır senin
          uyuyan kuşlarla dolu
oğul oğul ak arıdır memelerin
         dalı üstünde gövdenin
gövden nisandır benim için
koltukaltlarında ilkbaharın gelişi

kralların arabasına koşulmuş
        ak atlardır kalçaların
ve has bir ozanın mızrap vuruşlarıdır
aralarında her zaman tatlı bir ezgi

sevgilim
başın kutusudur
          aklın olan o serin mücevherin
başındaki saç yenilgi bilmeyen
         bir yiğittir
omuzlarındaki saçlar
        zafer davullarıyla yürüyen bir ordu

düşlerin ağaçlarıdır bacakların
meyvesi unutkanlığın özü

kızıllar giyinmiş satraplardır dudakların
        öpüşü kralları birleştiren
bileklerin
kutsaldır
         kanının anahtarlarının bekçileri
gümüş vazolardaki çiçeklerdir ayak
         bileklerinin üstü

güzelliğinde flütlerin ikilemi

        gözlerin aldatışı çanların
günlük kokuları arasından sezilen


AŞKIN YAZGISINI AŞA YAZA GÖÇTÜ BABAM


aşkın yazgısını aşa yaza göçtü babam
kona göçe içi-dışı bir saça-döke varını yoğunu,
şarkılar söyleyerek durmagit sabahtan akşama
doruğun enginliklerine ine çıka göçtü babam

bu uyuşuk unutkan varlık orada
dönüştü bakışıyla mümtaz biri oldu bu yaşamda;
şu delikanlı (ki her daim ürkektir tavırları)
kanatları altındaysa canlanıp coşardı

tam da kara toprakla kucaklaşırken
kavuştu özbenliğine, onun nisan dokunuşu
bıraktı uyuyanları yazgılarıyla başbaşa kalmaya
çabaladı düş dünyasındakileri öz kökleriyle birleşmeye

ve biri gözyaşlarına boğulsa, derdi ne olursa
babamın parmakları dinginliği sunardı ona:
çıt çıkarmaktan korkardı ses bile boşu boşuna
çünkü dağların büyümesini seziyordu babam.

çoğaltarak denize açılan dereleri
sevincin acılarını kana süze göçtü babam;
övgüler düzerek bir alnaca, ay derlerdi adına
şarkılar söyleyerek tutkunun doğuşuna

sevinç türküsüydü onun ve sevinç öylesine içten
yüreğinin yıldızı yolunun aydınlatırdı onun
ve içten öylesine şimdi,ve şimdi öylesine keyifli
başarısızlığa yazgılı bilekleri sevindirirdi

şahane bir yazortası ne denli şahaneyse
güneşin havsalamasının alamayacağı ölçüde,
öylesine apaçık (zirvesinde tac'olurdu
öylesine kocaman) dikilirdi düşü babamın

onun eti etti kanı kandı onun:
hiçbir aç'ı;bir lokma ekmeğine muhtaç komazdı
hiçbir kötürüm bir mil bile sürünmezdi
bayırda,onun gülüşünü görmek için yalnızca

küçümseyerek keşke ile işte böyle'nin şatafatını
duyguların yazgısını süze duya göçtü babam;
kızdı mıydı haklıydı yağmurlar kadar
merhameti engindi dolu başaklar kadar

yaşamın eylülleşen kolları dağıtır
serveti kılı kırk yararak dosta düşmana
kıyaslayın o akılsızına akıllısına
hesapsız kitapsız sunmuştu bunu da

gururla ve (ekimleşen alev ile
çağrılmış) dünyadaki çukuru gitgide derinleşirken,
ölümsüz işler yapmak için alabildiğine çıplaktı
omuzları ilerledi karanlığa karşı

üzüncü gerçekti yediği nimet kadar:
hiçbir yalancı yüzüne bakamazdı;
her dostu düşman olsaydı bile güler
geçerdi ve apak bir dünya kurardı.

bizi kendimize sala yaza göçtü babam,
şarkılar söyleyerek dalından düşen her taze yaprak aşkına
(ve her çocuk anlardı ki bahar oynar gelirdi
işitilince babamın söylediği şarkılar)

kim ki paylaşmak nedir bilmez varsın insanlık harcasın,
varsın kan ve et, pislik ve çamurdan olsun,
düzenbaz düzen kurar, gözüdoymazlık miras kalır,
özgürlük bir afyondur alınır satılır

emanete ihanet eden ve zalim olanın,
korkmalı yüreği, kuşku duymalı aklı,
ayırt etmeli doğruyu eğriden,
benliğin doruğuna ermek için

parlak olan her şey donuktu sınadık biz,
acı olanların tümü dip-temel tatlı,
kurtlu kekre ve dilsiz ölümcül
hepsi mirasımız, tümü terekemiz

ve hiçbir şey o denli az değil gerçek kadar
-derim aslında nefretti insanlara can veren-
bundandır babamın kendi ruhunu yaşaması
tepeden tırnağa aşk ve herkesten de yoğun



EDWARD ESTLIN CUMMINGS
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #42 : 31 Ekim 2007, 14:01:22 »
0
Anlatamıyorum
Ağlasam sesimi duyar mısınız,
mısralarımda;
Dokunabilir misiniz,
Gözyaşlarıma, ellerinizle?

Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
Bu derde düşmeden önce.

Bir yer var, biliyorum;
Her şeyi söylemek mümkün;
Epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
Anlatamıyorum.


ORHAN VELİ
« Son Düzenleme: 31 Ekim 2007, 14:03:07 Gönderen: nonconformıst »
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #43 : 31 Ekim 2007, 14:18:19 »
0
Utancimi Anlatamiyorum

ölüm hiç özenilecek sey degil
sevgilim, ölümün güzeli yok
bir çirkin oluyor insan görme
sevmeyi, düsünmeyi unutuyor
öylecek misin;ya bir meydan da öl
ya da dag basinda kavgan için
böyle yatakta miskince ölme

önce ellerden basliyor ölmek
hiç yarim kalmis bardak gördün mü
kitap gördün mü az önce okunmus
görmedin degil mi, ben çok gördüm
bu yüzden öylemiyorum kolay kolay
hem ölmek de nereden aklima geliyor
insanlar uzayda dolasirken
bütün ilaçlari içiyorum yarim kalmasin diye
bütün kitaplari okuyup bitiriyorum
boyuna kuruyorum saatimi
getirdigin portakallari yiyorum
sana begendirmek zorundayim kendimi
bilmiyorsun, direnmek zorundayim
utanirim karsinda ölmekten
yasiyorum böylesi daha iyi

 Rıfat Ilgaz

Sonbahar Oluyorum

Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
Ağaçlar bükmesinler n'olursun boyunlarını
Neden akşam oluyorum tren kalkınca
Kırlangıçlar birdenbire çekip gidince
Mendiller sallanınca neden tıkanıyorum
Öyle çok acımasız ki öyle birdenbire ki
Az önceki çiçekler nasıl da diken diken
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç
O sularda çimdik, bitti; köprüleri geçtik, bitti
O elmanın tadı orda, o kuş çoktan öttü, bitti
Artık çocuk değiliz, susarak da bir şeyler diyebiliriz
Günler devlet alacağı, yıllar bir kadehçik buzlu rakı
Oyunlar oyuncaksı, oyuncaklar eski şarkı
Kavaklara oklu yürek çizip duran o çakı
Nerde şimdi nerde şimdi, nerde o kan sarhoşluğu
Gitme, sonbahar oluyorum, sonrası hiç

 Hasan Hüseyin Korkmazgil
« Son Düzenleme: 31 Ekim 2007, 14:26:48 Gönderen: nonconformıst »
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: beğendiğiniz şiirler
« Yanıtla #44 : 10 Kasım 2007, 21:58:54 »
0
139. SONE
Ah, sen kalbimi ezdin geçtin gaddarlığınla;
Şimdi üstüme atma tüm kötülüklerini!
Beni gözünle değil, şu dilinle yarala,
Hileyle değil, gerçek gücünle öldür beni.
Gözüme baka baka, “Sevdiğim başkası,” de;
Canım, başka bir yana çevirme o bakışı;
Türlü aldatmalarla yaralamak da niye,
Zaten savunma gücü nedir ki sana karşı?
Seni bağışlasam mı? Ah, sevgilim bilir ki
Güzelim bakışları olmuştur bana düşman.
Düşmanları hep benden öteye çevirir ki
Başkaları devrilsin o amansız oklardan.
Vazgeç, işte ben artık yarı ölüyüm ama,
Bak da büsbütün öldür beni, son ver acıma...
108. SONE
Beyinden mürekkebe dökülecek ne var ki
Sana bunca götüntü vermesin canevimden?
Dil yeni ne söyler ki, el yeni ne yazar ki
Sendeki erdemlerden, benim sana sevgimden.
Hiçbir şey, tatlı çocuk. Sanki kutsal törenin
Dualarını her gün söylerim birer birer;
Eskiye eski demem. Sen benimsin, ben senin:
Güzel adını nasıl kutsadımsa ilk sefer.
Sonsuz sevgi hep girer taze aşk kılığına;
Umursamaz zamanla tozlanıp yıpranmayı,
Hayat hakkı tanımaz hiçbir kırışığına -
Olur en eski çağlar onun sadık uşağı.

Aşk tohumu, düşünce gelişir vargücüyle
Zaman ve dış görünüş, olgun gösterse bile.

66. SONE
Vazgeçtim bu dünyadan
Tek ölüm paklar beni
Değmez bu yangın yeri
Avuç açmaya değmez.

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini
Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz
Ezilmiş hor görülmüş el emeği göz nuru
Ödlekler geçmiş başa derken mertlik bozulmuş.

Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın
Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene
Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın
Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen’e

Vazgeçtim bu dünyadan
Dünyamdan geçtim ama
Seni yalnız komak var
O koyuyor adama…
40. SONE
Hepsini al, sevgilim, ne sevgi varsa bende,
Çoktan senin olmayan ne sevgi sağlarsın ki?
Gerçek der misin ona eline geçirsen de
Sevdiklerimin hepsi sende değil mi sanki?
Sevgilimi alırsan gerçek sevgi uğruna
Ses çıkarmam onunla keyif sürdüğün için;
Sevgilime sırt çevirip el uzatırsan ona,
Kendini aldatırsan suçun büyüğü senin.
Tatlı hırsız, yine de bağışlarım suçunu
Sen varımı yoğumu aşırsan bile benden;
Oysa daha acıdır, sevenler bilir bunu,
Güzel sürtük, kötülük iyi görünür sende;
Biz düşman olmayalım canevini söksen de…
23. SONE
Bir acemi oyuncu nasıl beceriksizse
Sahnede korkusundan donakalmış dururken
Nasıl fazla duyguya kapılınca bir kimse
Zayıflarsa yüreği gücünden kudurken,
Benim de bu korkuyla guvensizlikten işte
Sevgi törenindeki duam aklımdan çıkmış,
Sevgimin gücü beni paramparça etmiş de
Aşkın bütün yükünü omuzlarıma yıkmış.
Öyleyse kitaplarım söylesin güzel sözler,
Sussun dilli gönlümün dilsiz laf ebeleri,
Onlar sevgi dilenir, ama bir çıkar bekler;
Gönlün sözü, bollukta hepsinden çok ileri.

Sessiz aşk ne yazmışsa onu oku ve öğren,
Aşkın ince aklıdır gözlerle duyup bilen…
2. SONE
Kırk yılın kışı, güzel alnını kuşattı mı,
Kapladı mı yüzünü derin çukurlar artık,
Gençliğin kibirli, süslü giyim kuşamı
Beş para etmez olur, hırpani yırtık pırtık:
O zaman sorarlarsa güzelliğin nerdedir,
Dinç ve şen günlerinin hazinesi ne oldu;
Dersen yuvalarına çökmüş şu gözlerdedir,
Bencil utancıyla israfa övgüdür bu.
Kavuşur güzelliğin çılgınca alkışlara
“Benim güzel çocuğum beni kurtarır” dersen
“Ve yüzümü ağartır ben yaşlandıktan sonra.”
Güzelliğin onda sürdüğünü göstersen!
O, sen yaşlandığında yeniler varlığını
Soğuktan donan kanın duyar ısındığını...
18. SONE

Seni bir yaz gününe benzetmek mi, ne gezer?
Çok daha güzelsin sen, çok daha cana yakın:
Taze tomurcukları sert rüzgârlar örseler,
Kısacıktır süresi yeryüzünde bir yazın:
Işıldar göğün gözü, yakacak kadar sıcak,
Ve sık sık kararı da yaldız düşer yüzünden;
Her güzel, güzellikten er geç yoksun kalacak
Kader ya da varlığın bozulması yüzünden;
Ama hiç solmayacak sendeki ölümsüz yaz,
Güzelliğin yitmez ki asla olmaz ki hurda;
Gölgesindesin diye ecel caka satamaz
Sen çağları aşarken bu ölmez satırlarda:
İnsanlar nefes alsın, gözler görsün elverir,
Yaşadıkça şiirim, sana da hayat verir.
132. SONE

Vurgunum gözlerine, o gözler acır bana:
Bilirler, yüreğin hor görüp işkence eder;
Seven yaslılar gibi kara çekmiş sırtına,
Kıvranışımı özlü bir şefkatle süzerler.
Sabahleyin göklerde ışıyan güneş bile
Yaraşamaz Doğunun soluk yanaklarına,
Akşama yol gösteren gür yıldız, görkemiyle
Böyle ışık saçmaz loş Batının yarısına:
Yaşlı gözlerin daha çok yaraşır yüzüne.
Bana da bir pay ayır yüreğindeki yastan:
Seni yas daha güzel gösterir ele güne;
İşte acıma duygun sana biçilmiş kaftan.
"Güzel ancak karadır," diye yemin ederim,
Senin renginden yoksun olan çirkindir derim.
Gezinen Bir Gölgedir Hayat

Gezinen bir gölgedir hayat, gariban bir aktör
sahnede bir ileri bir geri saatini doldurur
ve sonra duyulmaz olur sesi, bir masaldır
gürültücü bir salağın anlattığı
ki yoktur hiçbir anlamı.



William Shakespeare
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor