100471 İleti 1642 Konu - Gönderen: 8961 Üye - Son Üye: aragorn

Gönderen Konu: mitolojiden hikayeler, efsaneler ve masallar  (Okunma sayısı 49966 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
mitolojiden hikayeler, efsaneler ve masallar
« : 09 Eylül 2007, 20:39:35 »
0
EVRENİN OLUŞUMU : HESİODOS

Düşünce tarihinde felsefi düşünceye yakın olan mitolojik açıklamalar yönünden bizi en çok ilgilendiren yunan şairi Hesiodos’tur. M.Ö. VIII. yüzyılda yaşamış olan Hesiodos, Boitia’lı bir çiftçiydi. Onun kim olduğu tam olarak bilinmemekle birlikte, Khalkis’te bir şairler yarışmasını kazanmış olduğu biliniyor. Hesiodos’un evrenin oluşumuyla ve tanrıların soyağacıyla ilgili görüşleri mitolojik kavrayışta ussal arayışın doğuşunu göstermesi açısından önemlidir. Hesiodos’a göre başlangıçta yalnızca Khaos yani esneyen boşluk vardı. Sonsuz ve karmaşık Khaos bir gücülükten başka bir şey değildir, böyle olmakla kavranılamaz bir şeydir. Khaos’tan Nyks (Gece) ve Erebos (Yer altı ya da ölülerin bulunduğu dipsiz boşluk) oluşmuştur. Nyks, Khaos’un kızı, Erebos da oğludur, Nyks’den ve Erebos’tan Eros (Aşk) olmuştur, onun olmasıyla düzen ve güzellik karmaşanın yerini almıştır. Eros, Ether’i (Işık) ve Aitheros’u (Gün) oluşturmuştur. Bu arada “her şeyin sarsılmaz temeli” Gaia (Yer) ortaya çıkmıştır. Gaia da Uranos’u (Yıldızlı gök) oluşturmuştur. Daha sonra Gaia ve Uranos başta Okeanos olmak üzere pek çok varlığı oluşturmuşlardır, bu varlıkların başında Kyklops ve Titan’lar gelir. Gaia’yla Uranos’un çocukları Kronos ve Rea tanrıların başı Zeus’un ana-babasıdır. Kyklops denilen devler alnının ortasında iri bir gözü olan yaratıklardır. Dağlar kadar iri olan bu yaratıklardan sonra Titan’lar gelmiştir. Titan’lar da üstün güçleri olan varlıklardır, bunlardan tanrılar oluşmuştur.

DÜŞÜNCE TARİHİ
Afşar Timuçin
Bulut Yayınları
3. Basım, 2000

Sf. 155-179


İnsanın Yaratılması

Titan İapetos'un dört oğlu olmuştu.
Bunlardan Menoitios ve Atlas; Zeus'e başkaldıran Titan'larla beraber olduklarından cezalandırılmışlardı.
Menoitios hainliğinden ve ölçüsüz cüretinden dolayı Erebes'e daldırılmıştı.
Atlas ise dünyanın öbür ucunda ve Hesperides'lerin önünde omuzlarına gök kubbesini yüklenerek ayakta beklemek cezasına çarptırılmıştı.
Diğer iki kardeş Prometheus ve Epimetheus'un kaderleri daha farklı oldu.
Her ikiside insanın yaratılışında önemli rol oynadılar.
Olympos tanrılarının kudretine ve kuvvetine karşılık Prometheus'ta kurnazlık ve zeka vardı.
Titanların meşhur isyanları sırasında tarafsız davranan bir Titan olduğu halde baş tanrı kendisine baş kaldırmadığı, tersine saygı gösterdiği için Prometheus'u Olympos'a ölmezler arasına kabul etmişti.
Fakat kendi ırkını mahveden Zeus'a karşı içinde büyük bir kin ve öfke olan Prometheus, tanrılarını inkar edecek, onları hiçe sayacak ve işleyecekleri kötülüklerle en vahşi hayvanlara bile taş çıkartacak, dünyanın başına bela olacak bir mahluk'u, insanı yaratarak intikam almaya karar verdi.
Prometheus ilk insanı çamuru göz yaşlarıyla karıştırarak yarattı.
Buna aslanın gücünü, tavusun kibrini, tilkinin kurnazlığını tavşan'ın ürkekliğini kattı.
Fakat insan çıplaktı, kendisini koruyacak hiç bir şeye sahip değildi.
Doğduğu günden itibaren acıları, üzüntüleri, ve bitmek bilmeyen ihtiyaçları başlıyordu.
İlk insanlar çiğ meyvalarla, kanlı etlerle beslenip, elbise yerine bitkilerin yapraklarına sarılıyorlardı.
Güneşin faydalarını bilmeden kendilerini karanlık oyuklarda saklıyorlardı.
Yarattığı mahluklara acıyan Prometheus insanları daha iyi bir şekilde yaşatabilmek, vahşi hayvanlara karşı etkili silahlarla koruyabilmek, toprağı sürmeye yarayacak gerekli aletleri elde edebilmek için onlara madenleri işlemeyi ve ateşi vermeye karar verdi.
İçi baştan başa oyuk fakat yanabilir bir özle kaplı olan Ferule "Şeytantersi ağacı" denilen ağaçtan bir dal koparıp Lemnos adasına gitti.
Hephaistos'un (Ateş Tanrısı) alevler fışkıran ocağına yaklaştı ve madenleri eriten kızgın ateşinden bir kıvılcım çaldı.
Elindeki sopanın özünün içine sakladı ve onu ilahi bir armağan olarak insanlara götürdü.
O günden itibaren insanlar ateşin yardımıyla daha iyi yaşamaya başladılar.
Yiyeceklerini pişiriyorlar, soğuk havada ısınıyorlar, karanlık mağaralarda çıralı odunları yakarak birbirlerinin yüzlerini görüyorlardı.
Fakat bir süre sonra nerden geldiklerini unutarak kendilerini tanrılarla eşit tutmaya başladılar.
Zeus onların böyle şımarık davranacaklarını önceden tahmin ettiği için onlara ateşi vermemişti.
Kendi haberi olmaksızın insanlara ateşi hediye ettiği ve onları şımarttığı için Prometheus'a kızarak onu Kafkas dağlarının en yüksek tepesine gönderdi ve ateşin, sanayinin tanrısı Hephaistos'tan onu yalçın kayalara çakmasını istedi.
İlahi demirci istemeyerk Zeus'un bu emirine boyun eğdi ve Prometheus'un kollarına ayaklarına kırılmaz zincirler geçirerek onları sıkıca kayalara çaktı.
Prometheus'un cezası bununlada kalmadı.
Her sabah, kocaman bir kartal kanatlarını açarak süzülüyor ve gelip Prometheus'un ciğerlerini yiyordu.
Bu vahşi hayvan sivri tırnaklarını Prometheus'un göğsüne batırıyor ve korkunç gagası ile ciğerini didikliyordu.
Akşama kadar yediği ciğer, gece sabaha kadar tekrar bitiyor, çoğalıyor eski haline geliyordu.
Bu işkence tam bin sene sürecekti.
Fakat otuz sene sonra Zeus Prometheus'a acıdı ve onu affederek tekrar ölümsüzler arasına Olympos dağına aldı.


« Son Düzenleme: 12 Eylül 2007, 13:09:14 Gönderen: nonconformıst »
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: mitolojiden hikayeler
« Yanıtla #1 : 09 Eylül 2007, 20:44:55 »
0
Prometheus


Olympos tanrılarının kuvvet ve kudretine karşılık Prometheus’da kurnazlık ve zeka vardı. Titanların meşhur isyanları sırasında tarafsızlığını muhafaza etmiş ve baş kaldırmamış bir Titan oğlu olarak Zeus’un gözüne girmeyi başardı. Zeus onu Olympos’a ölmezler arasına aldı. Oysa o Zeus ve arkadaşlarına karşı kalbinde kin besliyordu. Bu nedenle Tanrıları inkar edecek, hiçe sayacak, işleyeceği kötülüklerle en vahşi hayvanlara bile taş çıkartacak, dünyanın başına bela olacak bir mahluku insanı yaratarak dedelerinin öcünü almayı planladı.

Prometheus’un ilk insanı su ile değil kendi gözyaşı ile yoğurduğu balçıktan yarattığı söylenir. İnsan belki de bu yüzden tabiatın en aciz mahlukuydu, kendisini koruyacak hiçbir şeyi yoktu. Fil gibi kuvvetli hortumu, aslan gibi pençesi, kuş gibi kanadı, at gibi koşacak bacakları yoktu. Daha doğuştan ıstırap ve üzüntüler yakasına yapışıyordu. İlk insanlar çiğ meyveler ve kanlı etlerle besleniyordu, güneşsiz oyuklarda barınıyor, sürünerek girdiği mağaralarda geceyi geçiriyorlardı. Yarattığı mahluklara acıyan Prometheus onları vahşi hayvanlardan korumak ve toprağı sürmeye yarayacak aletler elde etmek için madenleri işlemeyi öğretmek ve ateşi vermeyi düşündü.

İçi baştan başa oyuk fakat tutuşabilir bir özle kaplı olan Ferule’den (Şeytantersi Ağacı) bir dal aldı ve Lemnos Adasına gitti. Hephaistos’un (Ateş Tanrısı) alevler saçan ocağından kızgın bir kıvılcım çaldı. Elindeki sopanın özünün içine sakladı, kendisi de bir siyah bir de beyaz atın arasında tutunarak görünmeden kaçmayı başardı ve onu ilahi bir armağan olarak insanlara götürdü. Derler ki o günden sonra ateş (akıl) beyaz ve siyahın enerjisini almıştır, onunla aydınlık da yaratılır karanlık da.

O günden sonra insanlar ateşin yardımıyla daha iyi yaşamaya başladılar. Yiyecekleri pişiriyor, soğuk havalarda ısınıyor, karanlık mağaralarda çıralı odunları yakarak aydınlanıyorlardı. Zamanla zavallılıklarını unutarak, kendilerini tanrılarla eşit görmeye başladılar. Zeus bunların olacağını bildiğinden insanlığı kutsal ateşten mahrum bırakmıştı. Kendi haberi olmadan ateşi çalan ve insanları şımartan Prometheus’a çok kızdı ve onu Kafkas Dağlarının en yalçın tepesine gönderdi. Hephaistos’u (Yanardağların, ateşin, sanayinin tanrısı/ Aphrodite’in eşi) çağırarak bu saygısız Titan’ı bir kayaya çaktırdı. İlahi demirci istemeyerek de olsa Zeus’a boyun eğdi.

- Ey Prometheus dedi. Bu çekiçleri ve bu zincirleri görüyor musun? Bunlar senin bahtsızlığını ve benim sonsuz üzüntümü hazırlayacaklar. Seni bu vahşi kayaya çivileyeceğim.Artık sen buradan hiç insan sesi işitmeyeceksin, teselli ve acımak sana yüzünü göstermeyecek, güneşin kızgın ışınlarıyla kuruyarak vücut çiçeğin solacak. Çok sonra gece yıldızlı mantosunun altında geldiğinde sen kalbinde bitmez acılar bulunan bir keder nöbetçisi, bu korkunç yerde, hiç dinlenmeden, uyku nedir bilmeden, dizlerini bükmeden yalnız başına kalacaksın. İniltilerini insafsız kayalardan başka duyan olmayacak. Boş yere feryat edeceksin.

Bunları söyleyen Hephaistos bahtsız Prometheus’un ayaklarına, kollarına kırılmaz zinciri geçirdi, sağlam kayaya çaktı. Bununla da bitmedi. Her sabah kocaman bir kartal geliyor ve süzülüp Prometheus’un ciğerlerini yiyordu. Sivri tırnaklarını göğsüne batırıyor, ciğerini didikliyordu. Akşama kadar onun yediği ciğer, gece sabaha kadar tekrar eski haline geliyor ve işkence aynen devam ediyordu. Bu işkence 30 sene sürdü, sonra Zeus onu affetti ve ölmezler arasına aldı.

Başka bir mite göre de Prometheus heykel yapmasını bilen bir Titan’dı. sadece bir insan değil birçok adamlar yapmış ve onlara can vermişti. Atölyesinde kollar, bacaklar, gövdeler, kafalar, kalpler yapıp, birbirine ekleyerek tamamladığı heykelleri raflara diziyordu. O sırada Dionysos (Şarap Tanrısı) atölyeye geldi, çok çalıştın yoruldun, biraz dinlenip içelim dedi. Prometheus atölyesine döndüğünde sarhoştu. Bu yüzden bazı hatalar yaptı, küçük bir gövdeye koca bir baş, iri bir gövdeye ait olan kolları küçük bir gövdeye taktı. Derler ki hayatta koca başların, uzun bacakların, düzensiz vücutların sebebi de Prometheus’un sarhoş anlarıdır.

Yunanlılara göre Prometheus sadece erkekleri yaratmıştı. Kadın o devirde mevcut değildi. İnsanların ömürleri güzel geçiyor, neşe içinde yaşıyor, huzur içinde ölüyorlardı. Ne zamanki ateşi elde ettiler, gururlanıp Tanrılığa soyundular. Madenleri eritip silahlar yaptılar, birbirlerini boğazladılar, Prometheus’un verdiği seytani zekayla erdemlerini kaybedip, kabalaştılar, bütün iyi huyları kalplerinden kovdular. Manevi bir sefalete düştüler. Eğer Prometheus aklın sembolü olan ilahi ateşi Tanrılardan çalıp insanlara vermeseydi, bu mahluk bu kadar sefil olmayacaktı.(Belki akla ikna olup aşkı üzenler Tarkan’ın şarkısındaki gibi o zaman da akıl değil huzur istemeliydiler kim bilir!) Prometheus’un kurnazlıkla çaldığı akıl onları şımartınca Zeus yalnız erkeklerden ibaret olan bu yüzsüz ve terbiyesiz mahlukların başına bela olarak kadını gönderdi. Zeus usta bir Tanrı olan Hephaistos’u çağırdı ve ona kadını yaratmasını emretti. Hephaistos balçığı su ile yoğurdu ve eşi Aphrodite’i model alarak ilk bakirenin vücudunu yaptı. Heykel bitince onun kalbine ruh yerine Prometheus’un çaldığı ateşten bir kıvılcım koydu. Bütün tanrı ve tanrıçalar ona bir şeyler armağan etti ve ona Pandora (bütün armağan) ismini verdiler. Aphrodite güzellik, Hermes hıyanet ve aldatıcı sözler, Zeus da esrarlı bir kutu armağan etti ve ona bu kutuyu asla açmamasını söyledi. Zeus Pandora’yı Prometheus’un kardeşi Epimetheus’a hediye olarak gönderdi. Her ne kadar Prometheus kardeşine Zeus’tan gelen hiçbir hediyeyi kabul etmemesini söylediyse de Pandora’nın güzelliğine hayran olan Epimetheus onu alıp insanların arasına götürdü. Pandora dünyaya gelir gelmez sabırsızlık ve merakla “Acaba kutunun içinde ne var?” diyerek kapağını açtı. Kutunun içinden hastalık, keder, yalan, riya, şehvet, insanların felaketini hazırlayan ne varsa fırlayıp kuşlar gibi uçuşarak dünyaya yayıldı. Pandora hatasını anlayıp kutuyu kapattı ama geç kalmıştı, bu arada insanları yaşatacak, teselli edecek “ümit” de kutunun içinde kapalı kaldı. Zeus ilk kadınla birlikte tüm fenalık ve ıstırapları da dünyaya göndermişti.

Buna rağmen Zeus’un kini sönmedi. Bir tufan çıkararak insanları boğarak öldürmek istedi. Fakat kurnaz Prometheus bir kayık yaparak kendi oğlu olan 1 erkek (Deukalion/ dindar insan) ve 1 dişiyi (Sofi /dişil enerji, insanlığın ulaşabileceği son nokta, 7.mertebe/Zeus’un Meliades perilerinden olma kızı olduğu söyleniyor.) bu kayıkta saklayıp tufandan kurtardı. Derler ki tufandan kurtulan Deukalion Zeus’a bir kurban kesmiş, o da kendisine yalvaran bu dindarı ve eşi olan öz kızını affetmiş ve ilk adağını yerine getireceğini söylemiştir. Deukalion insanlığın tekrar yaratılmasını istedi. Zeus Themis’i (adalet tanrıçası) çağırdı. Themis “başınıza birer örtü sarınız, kemerlerinizi çözünüz ve yerden aldığınız taşları arkanıza atınız” dedi. Deukalion’un attığı taşlar erkeklere, Sofi’nin attıkları ise kadınlara dönüştü. Onlar 2. defa taştan yaratıldıklarından her şeye katlandılar. İşte Prometheus ve insanlığın masalı…

Masallar ,
Evrensel ve sonsuz, yersiz yurtsuz ve
Sahiplenilemeyen,
İnandığınız sürece olan…
En cesur, en ümitli zamanlarımız değil miydi
Çocukluğumuz?
Unuttuk, uzaklaştık,
Büyüdük!
Oysa hep yanımızda değil mi?
Periler, cadılar, kurnaz tilkiler, hain kurtlar,
Şaşkın kargalar, haramiler, krallar, kraliçeler,
Prensler,prensesler…
Herkesin her şeyin masalı yok mu?
Birinin masalıdır belki aslolan yaşam da!
Biz de o masalın kahramanları…
Ancak masallara inananların bildiği gibi,
Tüm masalların ortak yönü sonucudur!



8. paragraftan itibaren ilk kadının yaratılışı anlatılır (Pndora) ha ama direk okumak isterseniz



İLK KADININ YARATILMASI
Prometheus'un kurnazlıkla çalarak insanlara verdiği akıl onları şımartınca Zeus o zamana kadar yalnız erkeklerden ibaret olan insan topluluğuna ceza vermek istedi ve onlara kadını gönderdi. Zeus , oldukça başarılı bir usta olan oğlu Hephaistos'tan kadını yaratmasını istedi. Hephaistos babasının isteği üzerine çamuru su ile yoğurdu ve görenleri şaşırtacak güzellikte bir kadın vücudu yarattı.
Olympos'ta oturan tanrıçaların en güzeli olan ve kendi karısı olan Aphrodite'in vücudunu model olarak kullanmıştı. Heykel bitince onun kalbine ruh yerine bir kıvılcım koydu. O zaman heykelin gözleri açıldı. Kolları bacakları kıpırdamaya ve dudakları konuşmaya başladı. Onu süslemek için bütün tanrılar ve tanrıçalar yardım ettiler. Herkes kendisinden ona bir şey armağan etti ve ona Rumca "bütün armağan" anlamına gelen Pndora adını taktılar. Athena ona güzel bir kemer, süslü elbiseler verdi. Letafet perileri Kharites beyaz göğsüne parlak altın gerdanlık taktılar. Aphrodite başına güzellikler saçtı. Güzel saçlı Horalar ilkbahar çiçekleriyle onu süslediler. Hermes Pandora'nın kalbine, hıyanet ve aldatıcı sözler yerleştirdi. Zeus da ona esrarlı bir kutu armağan etti ve ona dediki; Sakın verdiğim kutuyu açma, içindeki iyi şeyler uzaklara kaçar ve onların yerine fenalıklar gelir, seni rahatsız ederler. Bu kutuyu iyi sakla bütün insanların saadeti ve felaketi bu kutunun açılıp açılmamasına bağlıdır. Böyle dedikten sonra baş tanrı ilk kadını yeryüzüne indirdi ve Prometheus'un kardeşi Epimetheus'a gelin olarak gönderdi. Prometheus kardeşine Zeus'dan hiç bir şekilde hediye kabul etmemesini tembih ettiği halde Pandora'nın güzelliğine hayran kalan Epimetheus öğüdü tutmadı ve onunla evlendi.
Pandora da tıpkı tüm kadınlar gibi doğuştan meraklı olduğunda dünyaya gelir gelmez kutunun içinde ne olabileceğini düşünmeye başladı ve Zeus'un uyarısını unutarak kutuyu açtı. Kutunun içindeki hastalık, keder, ıstırap, yalan, riya gibi insanları rahatsız edecek ve onları felakete sürükleyecek ne kadar kötülük varsa hepsi açılan kutudan kuşlar gibi uçuştular. Pandora hatasını anlayarak biraz sonra kutuyu kapadı ancak kutuya kapatılan kötülüklerin arasında, insanları yaşatacak, teselli edecek "ümit" te vardı. Fakat ümit dışarı çıkamamış kutuda kalmıştı.. Böylece Zeus ilk kadını beraberinde kötülüklerle dolu bir kutuyla yeryüzüne yollayarak insanlardan intikam almıştı.
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: mitolojiden hikayeler
« Yanıtla #2 : 09 Eylül 2007, 20:49:10 »
0
APOLLONUN AŞKLARI DAPHNE ADINDAKİ GUZEL KIZIN DEFNE OLUŞU


Bir gun Apollon Thessaliada, kiyilari agaclarla golgelenen Peneus ir-magi kenarinda, guzel, genc bir kiz gordu. Bu essiz guzelin adi Daphne idi. Artemis gibi o da lekesiz bir kiz olarak kalmaya and icmisti. O, ormanların derinliklerinde yalniz basına dolasmaktan zevk aliyordu. Ay isiginda, yaban hayvanlari kovalamak, avlamak, derilerinden faydalanmak onun icin en buyuk eglence idi. Uzun saclari omuzlari ustunde dalgalanan guzel! Daphne; erkeklerden igrenir ve bir adamin karisi olarak yasamayi aklina bile getirmezdi. (yasak kelime kullandınız)sik babası ona; Kizim, beni torun sahibi etmelisin; dedigi zaman, Daphne kollariyla ihtiyar babasinin boynuna sariliyor ve ona soyle karsilik veriyordu:
Ey, dunyaya gelmeme sebeb olan sevgili babacigim, kadınlık gorevlerini bilmeden ve birisinin karisi olmadan, bagimsiz olarak yaşamama musaade et...

işte bu hos kizin guzel saclari, alev sacan gozleri, mutenasip endami, Apollonun kalbinde arzular uyandirdi. Bir gn yalniz basina ormanda dolasan bu bakireye rastlayinca onunla konusmak istedi, fakat cok guzel ve genc delikanlı olan Apollonu, Daphne karsisinda gorur gormez sirtini ona cevirdi ve bir ruzgar gibi, ggn boslugunda hizla kayarak ayin yuvarlak ve yaldizli cehresini tulleyen bulutlar gibi kosmaya basladi. Fakat Tanri onun pesini bırakmadi. Hem kosuyor hem de ona soyle bagiriyordu: Daphne, yalvaririm sana dur, benden sana zarar gelmez. Ben senin dusmanin degilim, dur peri, dur; beni pesinden kosturan yalniz sevgimdir; lutfen, hizini biraz yavaslat, hic olmazsa, arkandan-kosanın kim oldugunu gren. Arkandan kosan ne yaban bir dagli; ne de dik yamaclarda kecilerini otlatan kaba bir cobandir. Ben Isık Tanrisiyim. Benim babam butun Tan rilarin buyugu olan Zeusdur.

Bana insanlarin mazisini, halini, uzuntulerle dolu Istikballerini okuyan ve her seyi bilen, her seye hayat veren Tanri Apollon derler O, boyle soylyordu. Fakat bu takipten korkan Daphne ucuyorumus gibi kosuyordu. Ruzgarin nefesi robunun ince kıvrımlarını havaya kaldiriyor, kokulu saclarini ensesi ustunde dalgalandiriyordu. O kosarken daha hos bir hal aliyor, bakir guzelligi daha cok beliriyordu. Apollon bu periyi muhakkak yakalamak arzusunda idi. Askinin kudreti ona kanad vermiş gibi idi. O, adeta ucuyordu. Simdi, onu yakalamak uzere idi, Daphnenin havada ucan saclarini sicak nefesi oksamaya baslamisti. Kuvvetinin azaldığını, bu hizli ve surekli kosudan yoruldugunu hisseden guzel peri birden bire durdu ve ayagi ile topraği kazıyarak soyle bagirdi: Ey, toprak ana, beni ort, beni sakla, beni kurtar. Bu yurekten kopan yalvaris biter bitmez o agirlasan uzuvlarinin odunlastigini hissetti. Gri renkginde bir kabuk, olgun gogsunu kapladı. Kokulu sacları yapraklara cevrildi. Kollan dallar halinde uzadi. Nazik ve kucuk ayaklan kok olup topragin derinliklerine daldilar. Bası İse buyuk bir agacin tepesi oldu. Sasirmis bir halde Apollon, peri kizini kucaklamak isterken bir defne agacim govdesine carptı. Fakat agaca sarilarak sert kabuklarin altinda henuz olmemis olan Daphnenin kalbinin heyecanli heyecanli carptigini duydu. Daphne, dedi. Bundan sonra sen Apollonun kutsal agaci olacaksin, senin solmayan ve dokulmeyen yapraklarin benim saclarımın celengi olacak. Ve degerli kahramanlar, muharipler, unlu sairler, buyuk isler basaranlar, hep senin yapraklarınla magrur alinlarini susleyecekler. Apollon bunları soyleyince defne ağacı onun lutfuna teşekkur etmek icin dallarını yavaşa salladı ve başını hurmetle eğdi. Maden ve sert yapraklari bulunan defne agacının, vaktiyle guzel bir peri kizi olduğunu dusunelim. Onun saclarının guzel kokusunu defnenin yapraklarından koklayalım, fakat Daphnenin dogan gunesin nnden kacan guler yuzlu, genc Safak oldugunu da unutmayalim. Her sabah parlak gunes onu yakalamak icin kosar fakat pembe yanakli, utangac Safak, yakalanmak istemez kacar. Gunes onu, isiklariyla kucaklamak uzere iken o birdenbire gunesin onunde kaybolur..


Artemis ve Büyük Aşkı Orion


Artemis günün birinde uzun boylu iri yapılı fakat çok yakışıklı bir avcı olan Orion'u görerek ona aşık oldu. Öyleki bir zamanlar kendi kendine aldığı evlenmeme kararını bile unutup bu yakışıklı avcı ile evlenmek istedi. Fakat Apollon kızkardeşinin bu dev cüsseli mahlukla evlenmesini uygun bulmuyordu. Kız kardeşini vaz geçirmek iin çok uğraştı ancak Artemis onu dinlemedi. Kardeşinin Orion'a duyduğu sevginin ne kadar büyük olduğunu görüncede bunu kıskanmaya başladı. Ne söylerse söylesin kardeşi Artemis'I vaz geçiremeyeceğini anlayınca hileye başvurarak Orion'u ortadan kaldırmaya karar verdi.

Birgün Orion denize girmiş yüzüyordu. Kıyıdan okadar uzaklaşmıştı ki, başı kara küçük bir nokta gibi görünüyordu. Apollon kızkardeşini yanına çağırdı, uzaktan görünen kara noktayı ona göstererek "Oraya kadar okunu gönderebilirmisin" dedi. Artemis heyecanla yayını hazırlarken o kara noktanın sevdiği erkeğin kafası olabileceğinin nerden bilecekti ki. Yayını çekti ve ok fırladı. Çok iyi nişancı olan Artemis'in oku tam hedefi vurmuştu ve Artemis bilmeden sevdiği erkeği başından vurmuştu. Bu ölüm onu çok üzdü günlerce bulutların ardına gizlendi gök yüzünde dolaşmaz geceleri yeryüzünü aydınlatmaz oldu. Sonunda bir gün babasının yanına giderek ondan Orion'u bir takım yılz olarak gök yüzüne çıkarmasını istedi. Zeus ta kızının bu arzusunu yerine getirdi.
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: mitolojiden hikayeler
« Yanıtla #3 : 09 Eylül 2007, 20:53:28 »
0
mümkün olduğunca en kısa hallerini ekliyorum ::)

Kral Midas - Tuttuğun Altın Olsun Efsanesi


Sanat. Eğlence ve şarap Tanrısı Dionysos ve alayı Frigya yaylarında oradan oraya dolaşırken, yaşlı Silenos, yorulur bir ağaç gölgesinde uyuyakalır. Bulanlar alay edip aşağılayarak Kral Midas'a getirirler. Midas, Silenos'u on gün krallar gibi ağırlar ve Dionysos'a götürür. Tanrı çok memnun olur ve Midas'a " dile benden ne dilersen " der.
Midas; "Her tuttuğum altın olsun"
Midas'ın her tuttuğu hakikaten altın olur. Kral mutlu ve çok sevinçlidir. Akşam olur,
büyük bir iştahla sofraya oturur. Evet her tuttuğu altın olmaktadır. Ekmeği, yemeği hatta sevmek için sarıldığı güzel kızı'da. Kral pişman olur ve isteğinin yanlışlığını anlar.
Tanrıdan, dileğini geri almasını ister. Yoksa açlıktan öylecektir.
Tanrı. Paktolos* ırmağında yıkanmasını söyler.

Midas, Paktolos Irmağında yıkanır, dileğinden kurtulur, ırmağın kumları altın olur.
Irmağın kıyısında yer alan SARDES kenti, ırmaktan topladığı altınla zengin olur. Dünyada ki ilk parayı basarlar. "Karun gibi zengin" sözü. SARDES Kralı Kraisos için söylenmiştir.

Bilgi:
DIONYSOS Üzüm. Şarap, eğlence, sanat Tanrısı, Antik tiyatrolarda, Dionysos Sunağı bulunurdu. Önce bu sunağa adaklar sunulur sonra gösteriye geçilirdi.
DİONYSOS, çocukluğunda Silenos'un himayesinde büyüdüğü için, ona çok değer verirdi.
DIONYSOS, Çoğu kez genç ve güzel bir delikanlı olarak gösterilir.
Dionysos Alayı; Geceleri dağarda meşalelerle ve dans ederek dolaşırlar. Bir sevinç fırtınası koparırlardı.
SİLENOS, İhtiyar ama akıllı ve müzik ustasıdır.
SİLENOS, Yaşlanmış Satyr'lere verilen genel bir isimdir.
PAKTOLOS Irmağı, Gediz Nehri
SARDES Kenti; Salihli!ye bağlı sart köyünde

Kaynakça;
Ovidius, Fasti
Livius, XXIX
Herodotos, History
Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü
Halikarnas Balıkçısı, Deneme Kitaplarından
Ali GÜNEYGÜL, Özel Araştırmaları



Lykaon ve Kallisto


Zeus'un bir gün yolu Arkadia'ya düştü. Arkadia kralı Lykaon kan dökücülüğü ve acımasılığı ile tanınırmış, kendisine misafir olanları yakalatıp öldürmeyi eğlence haline getirmiş bir kralmış. Zeus bu insafsız kralın sarayına geldiğinde kim olduğuu açıklamamış. Lykaon Zeus'u denemek için daha önceden öldürttüğü bir yolcunun etinden hazırlattığı yemeği baş tanrının önüne koymuş. Zeus bunun üzerine yıldırımıyla sarayı yakıp kül etmiş ve Lykaon'u da kurta çevirmiş.
Lykaon'un kızı Kallisto ise Artemis'in yakın arkadaşı olan bir periydi. Tanrıça ile birlikte ava çıkar ona yoldaşlık ederdi. O da tıpkı Artemis gibi evlenmemeye ve bir erkekle birlikte olmamaya yeminliydi. Ancak Zeus bu güzel periyi görür görmez ona gönül verdi ve bir gün Kallisto ağaçların altında dinlenirken Artemis'inkılığına girerek yanına yaklaştı. Kallisto baştanrıyı Artemis sandığında ondan çekinmedi fakat hatasını anladığı zaman iş işten geçmişti. Hamileliğini gizlemek için büyük çaba harcadı ancak bir gün arkadaşları ile birlikte gölde yıkanırlarken Artemis peri kızın hamile olduğunu fark etti. Zeus sevdiği kızı Artemis'in öfkesinden korumak için Kallisto'yu bir ayıya çevirdi ama bu bile onu Artemis'in öfkesinden korumaya yetmedi. Artemis okları ile onu delik deşik etti. Kallisto ölmeden az önce Arkas adında bir erkek çocuk dünyaya getirdi. Bu çocuk daha sonra Arkadia'ların babası oldu. Kallisto ise öldükten sonra Zeus tarafında gök yüzüne alındı ve kutup yıldıına 'Büyük Ayıya' çevirildi.
« Son Düzenleme: 09 Eylül 2007, 20:55:13 Gönderen: nonconformıst »
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: mitolojiden hikayeler ve efsaneler
« Yanıtla #4 : 09 Eylül 2007, 21:02:27 »
0
Çanakkale Boğazıyla İlgili  Efsaneler


Efsaneye göre Denizlerin efendisi olan Poseidon, Çanakkale Boğazı'nı karaların arasına girerek ve toprakları ikiye böylerek açmıştı.

Yunanistan'ın Thebai kentinin kralı Anthamas ile güzel karısı Nephele'nin Phriksos adında bir erkek ve Helle adında bir kız çocuğu vardı. Ancak kral bir süre sonra karısından bıkarak ikinci bir kadınla evlenir. Anthamas'ın ilk karısını ve çocuklarını kıskanan kadın kahinleri etkileyerek, O sırada sürmekte olan kıtlığın giderilmesi için iki çocuğun kurban edilmesi gerektiğini söyletir. Kurban töreni sırasında Nephele (kelime anlamı bulut) ikisini de bir buluta sararak kaçırır.Çocukları kanatlı ve altın bir posta bindirerek Karadeniz'e yollar. Ancak Çanakkale Boğazı'nı geçerlerken büyük bir fırtına kopar ve Helle denize düşerek boğulur. Ondan sonra da buraya Helle'nin denizi anlamına gelen Hellespontos adı verilir. Herodot tarihinde Helle'nin mezarının Kardiya (Bolayır)'da olduğu belirtilmektedir. Phriksos Karadeniz'de Kolktis'e (Gürcistan) vardıktan sonra koçu Zeus'a kurban eder.

Dardanel Boğazı'nın efsanesi ise şöyledir; Okeanos'la Tethy'in venmelerinden Elektra adlı güzel bir kız doğmuştur. Kıza aşık olan Zeus, Elektra'yla zorla sevişir ve Elektra Dardonos adında bir erkek çocuk doğurur. Daha sonra Çanakkale'ye gelen Dardanos kralın kızıyla evlenerek Dardania adlı bir kent kurar. Çanakkale Boğazı'nın adı da Dardanos'tan Dardanel olur.

Dardanos'un oğlu Tros, bu bölgeye Troad, halkına da Troyalı adını verir. Onun oğlu İlus da kente kenti adını koyar ve kent ondan sonra İlium olarak tanınır.

Hera, Zeus'un diğer sevgilileri gibi Elektra'nın da farkına varmış, Elektra'dan doğacak Zeus soyunu lanetlemiştir. Gerçekten de bu lanet tutar ve Troya yerle bir olur.

Çanakkale ile ilgili bir başka efsane de Hero ile Leandros öyküsüdür. Bir zamanlar Çanakkale'nin Anadolu kıyısında, Nara kıyısında Abydos olarak anılan çok eski bir kent varmış. Abydos'un karşı kıyısında, Trakya tarafında Miletoslular tarafından kurulan Sestos adında bir kent daha varmış. Bu iki kent arası Boğaz'ın en dar yeriymiş. Sestos'ta Aphrodite'nin öylen sevgilisi Adonis için her yıl şenlikler düzenlenirmiş.Bu törenlerden biri sırasında Abydos kralının oğlu Leandros, Aphrodite'nin rahibesi Sestoslu güzel Hero'ya aşık olmuş.Ancak nevar ki Hero da ona aşık olmasına rağmen rahibe olduğu için evlenmemişler.Bu iki sevgilinin birbirlerini görmelerini engelleyemiş.Leandros her gece Marmara'nın bembeyaz köpükleri üzerine binerek karşı kıyıya, sevglisini görmeye gidermiş. Efsaneye göre Hero da her gece bir kuleye çıkarak, elinde tuttuğu meşaleyle, denizde yüzmekte olduğu sevgiisine yol gösterirmiş. Hero zaman zaman çok korkmasına rağmen ona gelme diyemez, en azgın fırtınalarda bile meşaleyi yanına çağırırmış. Bir gece denizde korkunç bir fırtına patlamış ve Hero'nun meşalesini söndürmüştü. Yolun yarısındayken ışık sönünce nereye yüzeceğini bilemeyen Leandros sonunda dalgalara yenik düşüp boğuldu. Cesedi sabahleyin Sestos kıyılarına vurdu. Hero da sevgilisinin ölüsünü görünce kendisini kuleden atarak canına kıydı.
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

thewitchof_punk
  • Global Moderator
  • *
  • İleti: 2601
  • Popülerlik: 0
Ynt: mitolojiden hikayeler ve efsaneler
« Yanıtla #5 : 09 Eylül 2007, 21:56:47 »
0
ya nonconformist iyi hoş başlıklar açıyosun hepsine saygım sonsuzda keşke mitolojiyle ilgili olan başlıktan devam etseydin neyse sağlık olsun :) bu arada evrenin oluşumuyla ilgili hikayeyi bilirim saçmalık falan istediğiniz yorumlarda bulunabilrisiniz ama en azından ilginçtir bunlar..eğlencelidir hoş bilgilerdir :)
"..and maybe knowing isn't the point."Chuck Palahniuk

Unknown
  • Ultra Malt Fan
  • *
  • İleti: 556
  • işte benim tipim..
  • Popülerlik: 0
Ynt: mitolojiden hikayeler ve efsaneler
« Yanıtla #6 : 09 Eylül 2007, 22:02:17 »
0
Ben bayılırım mitolojiye..En sevdiğim efsaneyi de ben ekleyeyim.

Medusa ; Yunan mitolojisinde yeraltı dünyasının dişi canavarı olan üç Gorgona’ dan biridir. Bu üç kız kardeşten yalnızca yilan saçlı Medusa ölümlüdür ve kendisine bakanları taşa çevirme güçüne sahiptir. Bu sebeple Antik dönemde büyük yapıları ve özel yerleri kötülüklerden korumak için Medusa kabartmaları ve resimleri kullanılmıştır.

Medusa, yaşamına çok güzel bir genç kız olarak başlamıştır. O kadar güzeldir ki tanrıçaların kıskançlığını üzerinde toplamış, tanrıları da peşinde koşturmuştur. Tanrıça Athena ( Zeus’un en çok sevdiği kızı) onu çok kıskanmaktadır özellikle. Denizlerin tanrısı Poseidon ise Medusa’ya hayrandır. Başı öylesine dönmüştür ki bir gün Athena’nın tapınağında Medusa’ya zorla sahip olur.

Bu durumu kendisi için aşağılayıcı bulan Athena, Medusa’yı gorgon yaparak cezalandırır. Çok çirkinleşmiş, saçları yılana dönüşmüştür, yüzüne bakanlar taş kesilmektedir. Medusa insan olduğu için ölümlüdür. Gorgon yapma cezasını az bulur Athena ve Perseus’la iş birliği yaparak Medusa’nın başını kestirir. Başı kesildiği anda Medusa’nın Poseidon’dan olma çocukları Pegasus ve Chrysar gövdesinden dışarı fırlarlar. Medusa’dan sıçrayan kan damlaları Libya çöllerine düşer ve birer yılana dönüşürler.

Perseus, Medusa’nın kesik kafasını alır gider. Athena ise Medusa’nın derisini yüzüp Aegis’in markası yapar. İki damla kanını kral Erichthonius’a hediye eder. Bu iki damla kandan biri öldürücü zehirdir,diğeri ise panzehirdir, tüm hastalıklara deva olmaktadır.



Unknown
  • Ultra Malt Fan
  • *
  • İleti: 556
  • işte benim tipim..
  • Popülerlik: 0
Ynt: mitolojiden hikayeler ve efsaneler
« Yanıtla #7 : 09 Eylül 2007, 22:06:33 »
0

thewitchof_punk
  • Global Moderator
  • *
  • İleti: 2601
  • Popülerlik: 0
Ynt: mitolojiden hikayeler ve efsaneler
« Yanıtla #8 : 09 Eylül 2007, 22:07:28 »
0
aa çok iyi bilirim unknown o hikayeyi en sevdiklerimdendir benimde :)
"..and maybe knowing isn't the point."Chuck Palahniuk

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: mitolojiden hikayeler ve efsaneler
« Yanıtla #9 : 10 Eylül 2007, 00:15:17 »
0
aslında  o başlığı değiştirip devam edicektimde nedense sonradan böyle olsun dedim ;D ::)


medusa hmm çizgi filmlere baya konu olan yılan saçlı kadın :D genelde kötü oluyordu sanırsam  :-\


Narcissus


Irmak tanrısı cephisus ile mavi peri leiriope'nin biricik, güzel oğlu narcissus... falcının kehanetine göre eğer kendi görüntüsünü görmezse ya da efsanenin bir başka anlatımına göre kendini tanıma imkanı bulmazsa upuzun bir ömrü olacaktır. Çok güzel bir bebektir narcissus ve büyüdükçe çok yakışıklı bir erkek olur. Onu gören tüm kadınlar,kızlar aşık olur. Çevresi kırık kalpli aşıklarla dolar kısa zamanda. Kendinden o kadar emindir ki kimseyi kendine layık görmez,beğenmez.ona aşık olanları beğenmez, küçük görür .

Narcissus'a aşıklardan biri de güzel nymphe echo'dur. Narcissus, echo'yu da reddeder. Echo da aşkının karşılıksız kalmasının verdiği acıya dayanamayacak hale gelir ve intikam tanrıçası nemesis'ten yardım ister. Ve tanrıça nemesis, narcissus'tan intikam alır. Onu asla aşkı tadamayacağı, karşılığını göremeyeceği biçimde aşık ederek.

Sıcak bir yaz günü gümüş gibi parlak, duru bir ırmaktan su içerken narcissus suda çok güzel birini görür. Hayatında gördüğü en güzel şeye aşık olur. İlk görüşte aşktır narcissus'un yaşadığı ve hayatında ilk kez aşık olmuştur, kendi görüntüsüne.

Narcissus öyle aşık olmuştur ki sudaki görüntüye, o andan sonra artık ne su içebilir ne de başka birşey yapmak için oradan ayrılabilir. Günden güne erir aşkının verdiği acı ile, sudaki görüntüyü seyrederek ömrünün kalanını tüketir. Yıllar sonra orada ölür narcissus.

Suların, ormanların nympheleri ona ağladılar.. ekho'nun sesi nymphelerin ağlayıp sızlamalarını hep tekrarladı.. ama yakılacağı odun yığını hazırlanırken bedeni kayboldu.. onun yerine kalbi, tam ortası, beyaz taçyapraklarla çevrili safran sarısı bir çiçek vardı.."

Söylendiğine göre, ölüler ülkesinde de narkissos, ülkenin girişinde akan stiks nehrinin sularında hala kendi görüntüsünü izlemekteymiş..geride kalan mezarındaki çiçek ise, adından türeyip gelen ve türkçesi ile nergis olarak anılan çiçektir..



Psyche



Psyche, bir kralın üç kızından biriydi; fakat o kardeşlerinden farklı olarak o kadar büyüleyici bir güzelliğe sahipti ki herkes Afrodit’i bırakmış, ona tapınmaya başlamıştı. Afrodit tapınağının sunakları artık bomboştu ve herkes hediyelerini Psyche’ye götürüyordu. Bu durumdan aşk tanrıçası Afrodit küplere biniyor, kıskançlığından çatlıyordu. İntikam almak için iş başa düşünce oğlu Eros’a gitti ve onun için Psyche’ye cezasını vermesini istedi.

Halk, Psyche’ye taparken babası ve Psyche bu durumdan hoşnut değillerdi, çünkü Psyche artık aşık olmak ve evlenmek istiyordu, fakat kimse bir kralın kızı olan bu büyüleyici kadına yaklaşmaya cesaret edemiyordu.. Halkın gözünde Psyche artık tanrıçalaştırılmıştı. Bu duruma üzülen kral, ailesini alıp geleceği sormak için bir kahine gitti. Kahin, Psyche’nin mutluluğu için onu alıp bir dağın tepesine çıkmaları gerektiğini, ordaki uçurumun kenarında bekleyen Psyche’yi dev bir kara yılanın gelip alacağını ve kocasına götüreceğini söyledi. Önce bu duruma çok üzülseler de başka çözümleri olmadığını anlayan aile, kızlarını uçurumun kenarına götürdüler ve o sırada pamuk gibi beyaz bir bulut geldi, Psyche’yi içine aldı ve kız derin, yumuşak ve ılık bir uykuya daldı. Bulut onu çok uzakta bir sırça saraya götürdü. Psyche gözlerini açtığında etrafında onun hizmetkarları olacak melekler vardı.

Hizmetkarları Psyche’nin bir dediğini iki yapmıyorlardı ve Psyche günlerini sadece gece odası kapkaranlıkken gelen kocasını bekleyerek geçiriyordu. Eşinin Psyche’den sevgisi karşılığında tek istediği, onun yüzünü görmeye çalışmaması ve ona sonsuz güvenmesiydi. Psyche de bu durumdan memnundu, çünkü kocası da çevresindeki diğerleri de her istediğini yapıyorlar, onu çok seviyorlardı.

Gel zaman git zaman, Psyche mutsuz olmaya başladı, çünkü kocası onu bu altın kafeste mutlu etse de ailesini özlüyordu, onları görmek için çıldırıyordu. Bir gün kocasına bu isteğinden bahsetti, kocasıysa bir şartla gidip onları görebileceğini söyledi; Psyche’den bir şey yapmasını isterlerse onu yapmayacaktı... Psyche’nin isteği karşılığında bu, çok kolay bir şarttı..

Ailesinin yanına gittiğinde hepsi onu özlemle karşıladılar. Hepsi birbirini çok özlemişti, onu çok merak etmişlerdi, bir sürü sorular soruyorlardı ve duyduklarıyla dehşete düşüyorlardı. Psyche, kocasını sadece geceleri yanında bulduğunu ve asla yüzünü göremediğini ama çok iyi kalpli bir insan olduğunu ve onu çok sevdiğini anlatınca kızkardeşleri kıskançlıktan çatlarken, gayet fesatça bir fikir ürettiler; belki de Psyche’nin kocası gerçekleri saklamaya çalışan bir canavardı ya da o kadar çirkindi ki bundan çok utanıyordu... Fesatça fikirlerinin ardından, Psyche’nin kafasını bir sürü sorularla doldurdular, ve ona bir gece kocası uyurken bir hançer alıp mum ışığında bakmasını söylediler.

Psyche eve döndüğünde aklını bu sorular kemiriyordu ve akşam merakına yenik düştü, kocası uyumuşken eline bir mum, bir de canavarsa ve uyanıp saldırırsa diye hançer alıp kocasının yüzüne doğru eğildi. Güllerle kaplı bir yatakta yatan dünyanın en yakışıklı, en mükemmel erkeğini, kocaman beyaz kanatlarını ve yanında duran bir okla yayları gördü. Kocası aşk tanrısı, Eros’tu. Psyche adeta büyülenmişti ve kocasına bir kez daha aşık olmuştu. Bakarken, elindeki mumu unuttu, ve dalgınlığından mumdan kızgın bir damla Eros’un kanatlarına damladı. Damlanın verdiği sıcaklıkla uyanan Eros, ondan istediği tek şeyi de yapmayan Psyche’yi görünce hayalkırıklığına uğradı ve pencereden uçarak onu terk etti.

Psyche ne yapacağını şaşırdı, teker teker tüm tanrılara gidip Eros’u ona geri dönmesi için ikna etmelerine yalvardı, fakat Eros Olimpos Dağı’nın tepesinden Psyche’yi sadece seyrediyordu, onu hala çok seviyordu fakat yaşattığı hayalkırıklığını unutamıyordu. Psyche, son şansı olarak kendisinden nefret ettiğini bildiği Afrodit’e yalvarmaya gitti. Afrodit ise onu soğuk ve düşmanca bir gülümseyişle karşıladı, ve onun iyi bir eş olup olamayacağını test edeceğini söyledi(kaynana). Psyche’ye yapmadığını bırakmadı, önce bir sürü tahılın içinden tane buğdayları ayırttı (neyse ki karıncalar yardımına koştu), sonra da gidip altın koyunların tüylerini kırpmasını istedi (bu vahşi koyunları kırpması ve yünlerini eğirmesi için çoban yardımcı oldu ve öğlen hepsini kavalıyla uyuttu), son olarak da Hades’in karısı Persephone’den büyülü makyaj kutusunu almasını ama ne olursa olsun kutunun içine bakmamasını söyledi. Malesef Psyche bir kez daha merakının gazabına uğradı ve zor da olsa alabildiği kutunun içini açıp baktı, kutunun içindeyse gözle görülebilir bir şey yoktu; sadece ölüm uykusu...

Psyche orada uyuyakaldı ve nefes alışı durdu. Bunu gören Zeus daha fazla dayanamadı, Eros’u yanına çağırdı ve buna bir son vermesini, artık onu affetmesini söyledi. Eros, gidip Psyche’yi alıp Olimpos Dağı’na getirdi. Zeus’un önünde Psyche’ye önce ambrosia içirip ölümsüzlüğe kavuşturdular, sonra da Psyche ile Eros evlendi. Tanrı ve tanrıçaların arasında sonsuza dek mutlu yaşadılar
« Son Düzenleme: 10 Eylül 2007, 14:49:46 Gönderen: nonconformıst »
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: mitolojiden hikayeler ve efsaneler
« Yanıtla #10 : 10 Eylül 2007, 00:59:53 »
0

Sinopun mitolojisi


Hitit yazılarına göre, adını Sinova isimli Amazon kraliçesinden alan Sinop, Karadeniz'in en kuzey noktasında, aynı isimle anılan yarımada üzerine kurulmuş. Dikkat çeken coğrafi konumu nedeniyle iki büyük doğal limanıyla önem kazanmış. Pontus Krallığı, Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı çağlarını yaşamış. Fatih Sultan Mehmet 1461 yılında Trabzon Rum İmparatorluğu'nu kaldırmak üzere sefere çıktığında, Sinop'u savaşsız ele geçirmiş. Sinop, Osmanlılar'ın elinde önemli bir liman ve tersane olarak yaşamış. 1571 İnebahtı bozgununda kaybedilen gemilerin yerine, bu tersanede gemiler inşa edilmiş. Yalnız Kıbrıs seferi için Sinop'ta 72 gemi yapılmış ve sefere çıkarılmış. Sinop'un mitolojik hikayesi de oldukça ilginç. Sinope, ırmak tanrısı Osopos'un güzeller güzeli kızıymış ve mutlu bir hayat yaşarmış. Tanrılar tanrısı Zeus, Sinope'yi görür görmez aşık olmuş. Zeus gönlünü kaptırdığı kızı elde etmek için yapmadığını bırakmamış. Sinope sonunda Zeus'un aşkına karşılık vereceğini, ancak kendisine dokunmamasını söylemiş. Zeus sözüne sadık kalmış ve Sinope'yi en sevdiği yerlerden biri olan Karadeniz'in cennete benzeyen bu yemyeşil yarımadasına bırakmış. İşte Sinop, adını mitolojik güzel Sinope'den alıyor. "Gölge etme, başka ihsan istemem!.." Bu sözüyle tanıdığımız ünlü filozof Diyojen (Diogenes) M.Ö. 413'te bu kentte doğmuş. Babasının kalp para bastığını ve servetini bu yoldan kazandığını öğrendiğinde yurdundan kaçarak Korinthos'a, daha sonra da Atina'ya gitmiş. Her türlü gösterişten uzak, yaz, kış fıçı içinde yaşayan; tüm eşyası bir asa, bir torba ve bir çanak olan filozof Diyojen; en büyük erdemin doğaya uygun yaşamak olduğunu, böylece insanda tutku, ölçüsüzlük, gösteriş ve kendini beğenmişliğin olamayacağını savunmuş. Diyojen "Bilgi, ruhun olgunlaşmasını sağlar" derken, gündüz gözüyle elinde fenerle dolaştığını görüp soranlara verdiği cevap, "İnsan arıyorum" olmuş.


Hint mitolojisinde aşk
Çok ama çok eski zamanlarda 60 kızı olan Dakşina adında bir adam yaşarmış. Bu adamın en büyük derdi evlilik çağına gelmiş olan bu kızlarını evlendirmekmiş. Ancak  kızlardan 27'si birbirlerine o kadar bağlıymışlar ki, hiç ayrılmak istemezlermiş.  Bu 27 gelin adayı kız evlendikleri zaman bile ayrılmamaya karar vermişler.

Hint mitolojisinde planetlere kişilik özellikleri verildiğini biliyoruz. Ay planeti de 27 kızla beraber evlenmek üzere damat adayı olmuş. Kızlar babalarının seçiminden çok hoşnutmuşlar, çünkü Ay çok güzel görünüşlüymüş. Düğünden sonra Ay, kızların  en güzeli olan Rohini'yle daha çok ilgilenir olmuş ve diğer 26 gelini ihmal etmeye başlamış. Baba Dakşina bu işe çok kızmış, ama Ay'ı ikna çabaları sonuç vermemiş.

Bunun üzerine Dakşina Ay'ı lanetlemeye karar vermiş. Bu lanet sonucu Ay hergün başka bir gelinle ilgilenmeye başlamış. Bu durum Ay'ı o kadar yorumuş ki, her gün ışığını biraz daha kaybetmeye başlamış. 27. gün ise hiç ışığı kalmamış. Tabi bu durumdan  gelinler hiç hoşlanmamışlar, ama yapılan laneti geri almak imkansızmış. Baba Dakşina kızlarının gönlünü şu şekilde alabilmiş; Ay 14 gün boyunca ışığını kaybedecekmiş, ama daha sonraki 14 günde ışığını tekrar kazanmaya başlayacakmış.

Bu öykünün sonunda Ay 27,5 günde burçlar kuşağını ışığını 14 gün azaltarak sonra da 14 gün tekrar kazanarak dolaşmaya başlamış. Böylece ayın fazları dediğimiz durum oluşmuş. 27 gelin ise Hint Astrolojisinde "nakşatra"lar dediğimiz takım yıldızlarını meydana getirmiş.

Rohini dediğimiz takım yıldızı astrolojide en güzel nakşatrayı temsil eder. Nakşatraların her biri burçlar kuşağında 13° 20' derecelik bir dilime karşılık gelirler ve detaylı analizlerde kullanılırlar. Bir kişinin yıldız haritasında Ay'ın hangi nakşatrada olduğu o kişiyle ilgili bize  ayrıntılı bilgiler  verir.

Daha önce ki yazılarımızda bahsettiğimiz hayat devreleri ya da Vimsottari Dasa sistemi de yıldız haritamızda Ay'ın bulunduğu nakşatraya göre şekillenir. Vimsottari Dasa konusunu başka bir yazıda detaylı işlemek istiyoruz. 

Nakşatraların kullanıldığı başka önemli bir konu ise ise, çiftler arasındaki uyum hesaplarıdır. İki kişinin Ay'larının bulunduğu nakşatraların arasındaki uyuma göre o kişilerin anlaşıp anlaşamayacağı belirlenebilir.

Nakşatralardan herhangi bir olay için en iyi başlama zamanını belirlemekte de  faydalanılır. Yani Ay’ın hangi nakşatrada olduğunu bilirsek, o günün başlanacak herhangi bir olay için uygun olup olmadığını anlayabiliriz. Bu konu Hint Astrolojisinin önemli dallarından biri olup Muhurta olarak anılmaktadır.

Haritanızdaki Ay'ın sürekli ışık vermesi dileğiyle.


Metin ÖZENBAŞ
« Son Düzenleme: 10 Eylül 2007, 01:10:40 Gönderen: nonconformıst »
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: mitolojiden hikayeler ve efsaneler
« Yanıtla #11 : 10 Eylül 2007, 14:52:18 »
0
ÜÇ GÜZELLER MASALI (İLK GÜZELLİK YARIŞMASI)

Peleus’la Thetis’in Olympos’ta kutlanan bir düğününe Fesatlık Tanrıçası Eris davet edilmemiş… fesatlık bu ya boş durur mu, düğüne davetsiz gelip masanın ortasına altın bir elma atıvermiş, elmanın üzerinde “en güzele” yazıyorumuş. Bütün kadınlar elma benim, bana yakışır diyerek elmayı sahiplenmeye kalkmışlar, bunun üzerine en güzeli Tanrılar Tanrısı Zeus seçsin denmiş, ama Zeus elmayı karısı Tanrıça Hera’ya verse diğer Tanrıçalar kıyameti koparacaklar, başka Tanrıçalara verse bu sefer de karısı ortalığı kaldıracak, Zeus bu işi başından savmak için Kaz Dağlarının yakışıklı çobanı Paris’i elmayı en güzele vermesi için görevlendirmiş. Bu karmaşadan sonra ortada en güzelim diye üç Tanrıça kalmış. Zeus’un karısı Hera, Akıl Tanrıçası Atena, Güzellik ve Sevgi Tanrıçası Venüs. Bu üç Tanrıça, yakışıklı çobanın karşısına çıkmışlar. Çobanın elinde “en güzele” diye yazan altın elma, karşısında yürekleri heyecandan çarpan üç Tanrıça…

Tanrıçalar başlamışlar akıllarına gelen vaatlerle çobanı etki altına almaya. Atena; ün, şan vaat etmiş, Hera; zenginlik ve kuvvet. Venüs ise, dünyanın en güzel kızını vaat etmiş. Atena ve Hera en güzel elbiselerini giyip, en süslü mücevherlerini takmışlar, oysa güzellik örtü istemez, güzellik onun örtüsü diyen Venüs bunların hiçbirini yapmamış. Paris’in altın elmayı tutan eli kımıldamış… herkes heyecan içinde ve el geniş bir kavis çizerek Venüs’e doğru uzanmış. Paris üzerinde “en güzele” yazan altın elmayı Venüs’e vermiş…

PARİS DEDİKLERİ


Paris, öbür adıyla Aleksandros, Troya kralı Priamos’la karısı Hekabe’nin en küçük oğlu. Kraliçe onu doğurmadan birkaç gün önce uykusunda bir düş görmüş: karnından çıkan bir alev Troya surlarını sarıyor, bütün şehri yangına veriyorumuş. Falcılar bu düşü kötüye yorumlamışlar, doğacak olan çocuk şehri yıkıma götürecek demişler. Bebek doğunca da Priamos onu İda dağına bırakmak üzere bir uşağına vermiş. Uşak Paris’i dağa bırakmış , vahşi hayvanlar hakkından gelir diye düşünmüş. Ama öyle olmamış, bir dişi ayı gelip bebeği emzirmiş. Bir süre bu böyle gitmiş, sonra çocuğu Agelaos adındaki bir çoban bulmuş, evine götürmüş ve kendi çocuklarıyla bir arada büyütmüş. Paris çobanlar arasıdan güzelliği yardımseverliğiyle dikkati çekermiş, sürülerine çok iyi baktığı için, ona koruyucu anlamına gelen Aleksandros adını takmışlar, dağda önce Oinone adlı bir nympha ile sevişmiş. Evlenmişler, ama mutlulukları uzun sürmemiş.

OİNONE

Oinone İda dağının nymphalarından biridir. Paris ile evlenir. Paris güzellik yarışmasında yargıç olarak çağrıldığında onu vazgeçirmeye çalışır ama başaramaz; ancak bir gün yaralanırsa onu gelip bulmasını söyler. Apollon’un kendisine verdiği şifalı otlar vardır. Paris Troya savaşının sonlarında Philoktetes’in attığı bir okla yaralanınca Oinone’nin bu sözünü hatırlar, ona haber gönderir, ama nympha yardıma gelmez. Paris ölünce Oinone pişman olup canına kıyar.

(Nympha: Aslında başı örtülü, yani gelin anlamına gelen nympha kırlarda, sularda, ormanlarda yaşayan doğal ve tanrısal varlıkların dişi olanlarına verilen addır. Homeros’a göre nympha’lar Zeus’un kızlarıdır.)

ANKHİSES

Troya kral soyundan olan Asarakos’un oğlu Ankhises Tanrıça Aphrodite ile sevişmiş ve Aineias’ın babası olmuştur. Homerik denilen övgülerden Aphrodite’e ayrılmış olanı, bu sevişmeyi en ince ayrıntılarına dek anlatır: Tanrıça Ankhises’i İda yamaçlarında sığırlarını otlatırken görür, delikanlının güzelliğine vurulur ve dağa iner. Övgüde “canavarların anası, bin pınarlı İda” diye tanımlanan İda dağına Aphrodite’in inişi, peşinde vahşi hayvanlar sürükleyen ana tanrıçanın gelişine benzetilmiş, tanrıçanın büyüsüne kapılan hayvanların ormanlarda, fundalıklarda sevişmesi gösterilmiştir. Tanrıça Phrygia’lı bir genç kız kılığına girer de öyle görünür Ankhises’e. Troyalı prens arzu ile yanıp tutuşarak tanrıçaya yaklaşır. sevişmelerinin sonunda gülümser tanrıça, sevgilisine şöyle seslenir:

Senin bir oğlun doğacak,

Troya’lılara kral olacaktır o

ve çocuklarına çocuklar doğacaktır

sonsuzluğa dek!

Tanrıça doğuracağı oğlanı büyütmek için nympha’lara vereceğini, onu beş yaşında babasına tanıtacağını ve çocuğun kimin olduğu sorulursa sakın Aphrodite’in oğlu olduğunu bildirmemesini, yoksa Zeus’un yıldırımına çarpılacağını söyler ve Ankhises’i bırakıp gider.

Bir efsaneye göre Ankhises tanrıçanın sözünü tutmaz, fazlaca içtiği bir gün Aphrodite ile sevişmiş olmakla övünür ve çarpılır. Bunun sonucunda topal kaldığı, Troya’dan kaçarken Aineias’ın onu sırtına almasının nedeninin bu olduğu anlatılır.
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

Unknown
  • Ultra Malt Fan
  • *
  • İleti: 556
  • işte benim tipim..
  • Popülerlik: 0
Ynt: mitolojiden hikayeler ve efsaneler
« Yanıtla #12 : 10 Eylül 2007, 18:56:24 »
0
Artemis,Roma'daki adı Diana, Zeus ile Leto’nun kızı. Phoebe olarak da bilinir. Apollon’un ikiz kız kardeşi, vahşi doğa tanrıçası. Kardeşinden bir gün önce doğup Apollon’un doğumu sırasında annesine yardım etmiştir. Annesinin çektiği acıyı gören Artemis evlenmemeye ve bakire kalmaya yemin etmiştir.Fakat rivayete göre Nenflerden oluşan hizmetçileriyle ormanda avlandığı bir gün karşısına çıkan Orion'a aşık olmuştur ve onunla evlenmek istemiştir. Kardeşini kıskanan Apollon, bir gün Orion denizde yüzerken kıyıdan uzaklaşıp, kafasının bir nokta gibi göründüğü anda Artemis'i çağırıp o noktaya kadar ok atıp atamayacağını sormuş, Artemis oku fırlatmış ve bilmeden sevdiği adamı öldürmüştür. Bu olaydan sonra ışığını kaybeden Artemis babası Zeus'tan Orion'u bir takımyıldızı olarak gökyüzüne çıkarmasını istemiş, Zeus da kızının bu isteğini yerine getirmiştir.

Unknown
  • Ultra Malt Fan
  • *
  • İleti: 556
  • işte benim tipim..
  • Popülerlik: 0
Ynt: mitolojiden hikayeler ve efsaneler
« Yanıtla #13 : 10 Eylül 2007, 18:58:57 »
0
Yunan mitolojisinde Herakles (Ηρακλής), Roma Mitolojisi'nde Herkül, Zeus ile Miken kralının kızı Alkmene'nin oğludur. Kadına aşık olan Zeus ona kocası kılığında yaklaşmıştır. Herakles'in Zeus'un çocuğu olduğunu anlayan Hera onunla sürekli uğraşmış ve ölümüne neden olmuştur. Herakles doğduğu günden itibaren tanrısal bir kuvvete sahiptir. Hera'nın gönderdiği iki büyük yılanı öldürdüğünde henüz birkaç günlük bebektir. Herakles üstün bir eğitim görmüştür. En iyi yaptığı işler ok atmak, araba kullanmak ve güreşmektir. 18 yaşına geldiği zaman Kitharion ormanlarında yaşayan ünlü canavarı öldürmüştür. Kendisine ödül olarak Thebai kralının kızı Megara verilmiştir. Bu kızdan üç oğlu olmuştur. Hera işe karışarak Herakles'i çıldırtmış, Herakles'te karısını ve çocuklarını öldürmüştür. Suçlarından arınması için Miken kralının hizmetine girip, onun her istediğini yapması gerekmiştir. Kralın Herakles'e yaptırdığı 12 işe mitolojide Herakles'in 12 görevi ve ya işleri denir.


 12 İş  [değiştir]Bu 12 iş şunlardır:

Nemean Aslanı'nı öldürüp, derisini yüzmek
Lerna gölündeki Hydra'yı öldürmek
Artemis'in kutsal hayvanlarından Kyreneia Geyiğini yakalamak
Erymanthian dağında yaşayan büyük yaban domuzunu ağla tutmak
Augias'ın ahırlarını bir günde temizlemek (iki büyük ırmağın yataklarını değiştirip ahırlardan geçirerek)
Stymphalos'da yaşayan ve o bölgedeki insanların rahatını kaçıran kuşları Athena'nın yardımıyla kovmak
Girit'e gidip Poseidon'un Minos'a verdiği azgın Girit Boğası'nı getirmek
Troya kralı Diomedes'in insan eti yiyen kısraklarını yakalamak,bunun için önce Diomedes'i öldürmüştür.
Amazonlar kraliçesi Hippolyta'dan kemerini almak. Kemeri almak için kraliçe ile anlaşmış, ancak Hera'nın kışkırtmasıyla Amazonlar, Herakles'e saldırmış, Herakles de kraliçeyi öldürmek zorunda kalmıştır.
Okeanos'un bir adasında bulunan 3 gövdeli dev Geryoneus'un sığırlarını çalmak,
Hesperidler'in altın elmalarını getirmek. Elmaları almak için altın elma ağacını koruyan kızları ve daha da önemlisi onların ejderini geçmesi gerekiyordu. bunun için Herakles altın elmaların koruyucusu olan kızların babası Atlas'a gider ama o da biraz kurnaz davranarak Herakles'le bir anlaşma yapar.
Hades'in ölüler ülkesini koruyan Kerberos adlı köpeği yeryüzüne çıkarmak (Kerberos'u daha sonra geri götürdü).



Unknown
  • Ultra Malt Fan
  • *
  • İleti: 556
  • işte benim tipim..
  • Popülerlik: 0
Ynt: mitolojiden hikayeler ve efsaneler
« Yanıtla #14 : 10 Eylül 2007, 19:00:01 »
0
Yunan mitolojisinde, Hades'in yönettiği, ölülerin bulunduğu yeraltının kapısında bekçilik yapan üç başlı köpek (Hesiode'a göre 50, Horace'a göre ise 100 başı vardı). Kuyruğu bir yılan olan ve sırtında sayısız yılanbaşı bulunan , ısırıkları zehirli bu köpek Herakles'ün 12 görevi arasında yer alır. Kerberos Yunanca 'çukur (çok derinlerdeki, şeytani çukur) iblisi' demektir. Yarı kadın yarı yılan Ekhidna ile dev Typhon'un oğlu olan Kerberos'un kardeşi Orthros 'tur. Dev zincirlerle bağlı olan bu köpeğin görevi yer altına giren ölülerin tekrar yeryüzüne çıkmalarını önlemektir. Sadece üç kere yenilmiştir:

Son görevi Kerberos'u yakalamak olan Herakles tarafından yakalanarak.,
Müzik yeteneğini kullanan Orpheus tarafından uyutularak,
Lethe ırmağındaki su yardımıyla Hermes tarafından uyutularak,
Roma mitolojisinde, ilaçlı keklerle Aineias tarafından uyutularak,
Yine bir Roma masalında, ilaçlı keklerle Psykhe tarafından uyutularak.
Kerberos özellikle kapıların, eşiklerin ve sınırların bekçisi olmanın arketipi olmuştur. Orta Çağdan günümüze kurgu yapıtlarda sıkça bu özelliğiyle yer almıştır (Dante'nin İlahi Komedya'sında ve Fluffy olarak J. K. Rowling'in Harry Potter ve Felsefe Taşı adlı kitabında.) Ayrıca günümüzde güvenlik ve savaş alanında da kullanılmaktadır (MIT tarafından geliştirilen Kerberos protokolü gibi.)

Herkül'ün onikinci ve son görevi, Hades'in krallığını yaptığı ölüler diyarının bekçi köpeği olan Kerberos'u Atina'ya getirmekti.Görevi aldıktan sonra, diğer tarafa geçmek için Eleusis'tan yardım ve bilgi alan Herkül, Tanareum bölgesinde ölüler diyarına geçiş yapabileceği girişi bulur. Athena ve Hermes'in yardımı ile girişten geçen ve Charon'u da yine Hermes'in yardımı ile geride bırakan Herkül Kerberos ararken, Ölüler diyarında Hades tarafından zincirlenen Thesus'u sihirli kelepçelerinden güç de olsa kurtarır.

 
Herkül'ün Kerberos'u yakalarken yapılmış tasviri,Sebald Beham 1540Hades ve Persephone'nin karşısına çıkıp durumunu anlatan Herkül, onların onayını alarak Kerberos'u geri getirmek üzere izin alır. Kerberos'un karşısına çıkıp, güreşte onu yenmeyi başaran Herkül, Kerberos'u yeraltı dünyasından çıkararak Atina'ya; Eurystheus'un karşısına çıkarır. Korkudan nereye saklanacağını bilemeyen Eurystheus, yakınında bulunan büyük bir amfora'nın içerisine saklanır. Herkül'ün Kerberos'u yeryüzüne çıkardıktan sonra,etrafa saçılan zehirli salyasından dünya üzerindeki ilk zehirli bitkiler oluşmuş ve buradan yayılarak diğer ülke ve topraklarda da yetişmeye başlamıştır.