100471 İleti 1642 Konu - Gönderen: 8961 Üye - Son Üye: aragorn

Gönderen Konu: mitolojiden hikayeler, efsaneler ve masallar  (Okunma sayısı 49868 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: mitolojiden hikayeler, efsaneler ve masallar
« Yanıtla #45 : 23 Nisan 2008, 19:55:51 »
0
VERMEYİNCE MABUD, NEYLESİN SULTAN MAHMUT

Sultan Mahmut kılık kıyafetini değiştirip dolaşmaya başlamış. Dolaşırken bir kahvehaneye girmiş oturmuş. Herkes bir şeyler istiyor.

Tıkandı baba, çay getir. Tıkandı baba, oralet getir. Vb

Bu durum Sultan Mahmut un dikkatini çekmiş.

Hele baba anlat bakalım, nedir bu Tıkandı baba meselesi?

Uzun mesele evlat, demiş Tıkandı baba

Anlat baba anlat merak ettim deyip çekmiş sandalyeyi. Tıkandı baba da peki deyip başlamış anlatmaya;

Bir gece rüyamda birçok insan gördüm ve her birinin bir çeşmesi vardı ve hepsi de akıyordu. Benimki de akıyordu ama az akıyordu. "Benimki de onlarınki kadar aksın" diye içimden geçirdim. Bir çomak aldım ve oluğu açmaya çalıştım. Ben uğraşırken çomak kırıldı ve akan su damlamaya başladı. Bu sefer içimden " Onlarınki kadar akmasa da olur, yeter ki eskisi kadar aksın" dedim ve uğraşırken oluk tamamen tıkandı ve hiç akmamaya başladı. Ben yine açmak için uğraşırken Cebrail göründü ve Tıkandı baba, tıkandı. Uğraşma artık, dedi. O gün bu gün adım "Tıkandı baba" ya çıktı ve hangi işe elimi attıysam olmadı. Şimdi de burada çaycılık yapıp geçinmeye çalışıyoruz.

Tıkandı baba nın anlattıkları Sultan Mahmut un dikkatini çekmiş. Çayını içtikten sonra dışarı çıkmış ve adamlarına ;

Hergün bu adama bir tepsi baklava getireceksiniz. Her dilimin altında bir altın koyacaksınız ve bir ay boyunca buna devam edeceksiniz.

Sultan Mahmut un adamları peki demişler ve ertesi akşam bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba ya baklavaları vermişler. Tıkandı baba baklavayı almış , bakmış baklava nefis. " Uzun zamandır tatlı da yiyememiştik. Şöyle ağız tadıyla bir güzel yiyelim" diye içinden geçirmiş. Baklava tepsisini almış evin yolunu tutmuş. Yolda giderken "Ben en iyisi bu baklavayı satayım evin ihtiyaçlarını gidereyim" demiş ve işlek bir yol kenarına geçip başlamış bağırmaya:

Taze baklava, güzel baklava ! Bu esnada oradan geçen bir Yahudi baklavaları beğenmiş. Üç aşağı beş yukarı anlaşmışlar ve Tıkandı baba baklavayı satıp elde ettiği para ile evin ihtiyaçlarının bir kısmını karşılamış. Yahudi baklavayı alıp evine gitmiş. Bir dilim baklava almış yerken ağzına bir şey gelmiş. Bir bakmış ki altın. Şaşırmış, diğer dilim diğer dilim derken bir bakmış her dilimin altında altın. Ertesi akşam Yahudi acaba yine gelirmi diye aynı yere geçip başlamış beklemeye. Sultanın adamları ertesi akşam yine bir tepsi baklavayı getirmişler. Tıkandı baba yine baklavayı satıp evin diğer ihtiyaçlarını karşılamak için aynı yere gitmiş. Yahudi hiçbir şey olmamış gibi

Baba baklavan güzeldi. Biraz indirim yaparsan her akşam senden alırım, demiş. Tıkandı baba da Peki, demiş ve anlaşmışlar. Tıkandı babaya her akşam baklavalar gelmiş ve Yahudi de her akşam Tıkandı baba dan baklavaları satın almış. Aradan bir ay geçince Sultan Mahmut ;

Bizim Tıkandı baba ya bir bakalım, deyip Tıkandı baba nın yanına gitmiş. Bu sefer padişah kıyafetleri ile içeri girmiş. Girmiş girmesine ama birde ne görsün bizim tıkandı baba eskisi gibi darmadağın. Sultan;

Tıkandı baba sana baklavalar gelmedi? mi, demiş

Geldi sultanım

Peki ne yaptın sen o kadar baklavayı?

Efendim satıp evin ihtiyaçlarını giderdim, sağolasınız, duacınızım.

Sultan şöyle bir tebessüm etmiş.

Anlaşıldı Tıkandı baba anlaşıldı, hadi benle gel, deyip almış ve Devletin hazine odasına götürmüş.

Baba şuradan küreği al ve hazinenin içine daldır küreğine ne kadar gelirse hepsi senindir, demiş. Tıkandı baba o heyecanla küreği tersten hazinenin içine bir daldırıp çıkarmış ama bir tane altın küreğin ucunda düştü düşecek. Sultan demiş;

Baba senin buradan da nasibin yok. Sen bizim şu askerlerle beraber git onlar sana ne yapacağını anlatırlar demiş ve askerlerden birini çağırmış

Alın bu adamı Üsküdar ın en güzel yerine götürün ve bir tane taş beğensin. O taşı ne kadar uzağa atarsa o mesafe arasını ona verin demiş. Padişahın adamları "peki" deyip adamı alıp Üsküdar a götürmüşler.

Baba hele şuradan bir taş beğen bakalım, demişler. Baba,

Niçin, demiş. Askerler

Hele sen bir beğen bakalım demişler. Baba şu yamuk, bu küçük, derken kocaman bir kayayı beğenip almış eline

Ne olacak şimdi, demiş

Baba sen bu taşı atacaksın ne kadar uzağa giderse o mesafe arasını padişahımız sana bağışladı.demiş. adam taşı kaldırmış tam atacakken taş elinden kayıp başına düşmüş. Adamcağız oracıkta ölmüş. Askerler bu durumu Padişaha haber vermişler. İşte o zaman Sultan Mahmut o meşhur sözünü söylemiş;

           "VERMEYİNCE MABUD,

        NEYLESİN SULTAN MAHMUT"

Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: mitolojiden hikayeler, efsaneler ve masallar
« Yanıtla #46 : 23 Nisan 2008, 19:58:05 »
0
Tayran han ve ceylan kızın hikayesi

Munzur dağı yamaçlarında yemyeşil bir vadinin içinde akan görkemli bir çağlayan ve o çağlayanın kıyısında insanları kardeşçe ve huzur içinde yaşayan bir köy varmış. o zamanlar gündüzler hep güneşli, geceler hep yıldızlı geçermiş yağmur yağmadıkça. O köyün insanları hayvancılık ve tarımla sağlarmış geçimini. Akıllısı varmış delisi varmış, uslusu varmış mutlusu varmış o Köyde herkes biribirini sever,sayarmış. Anlayacağınız dost çokmuş, düşman yokmuş.

Bitkiler boy boy, hayvanlar soy soy, yamaçlar renk renk nergiz, bahçeler gül, lâle, sümbül,dağlar süsen, kardelen, tarlalar başak başak ekin, ağaçlar çeşit çeşit meyve doluymuş…Öyle ki güzellikler çok, kötülükler yokmuş.

Gelgelelimki bu güzel yörede sesi dağları yakan, dağlara yamaçlara yanık türküler söyleyen Tayran Han adında genç bir aşık yaşarmış. Tayran Han onca güzelliğe çağlayana, çiçeğe, bahçeye, suya, babasının varlığına ve etrafındaki insanlara rağmen çok yalnızmış... Gün geceye durduğunda, gökyüzüne bakar, gördüğü her yıldıza bir türkü söyler, içini tarifsiz bir aşk ateşi yakarmış…Efkarından sazı ağlar, yüreği sızım sızım sızlarmış... Her gece Ceylan gözlü, gül bakışlı bir kız girermiş rüyalarına, yüreği aşkla, özlemle çarparmış her sabah uyandığında.

İstermiş ki, rüyaları gerçek olsun, rüyasında gördüğü ceylan gözlüsüne kavuşsun, koynunda uyuyup, koynunda uyansın, yüreği her gece aşkla dağlansın, çağlayanlar daha bir çağlayan, sevdalar daha bir sevda olsun, sevda türküleri aksın durmadan dilinden koylara, nehirlere, alıp götürsün sesini rüzgarlar sevdalı iklimlere.

Günlerden bir gün yine sazını eline alıp dağın başında, başını göğe kaldırmış türküsünü söylerken birden bir hışırtı duymuş... Bakmış ki her gece rüyalarına girdiği güzeller güzeli Ceylan bakışlı kız durur karşısında... Durur da öylece süzer nazlı gözlerini ona doğru... Tayran Han 'nın kalbine kor olur düşer bakışı, heyecanla sarsılır gövdesi...Sevdası türkü olur, şiir olur dökülür dilinden dağlara, ovalara, çağlayanlara...
"Hoş geldin ceylan bakışlım... maralım, yaklaş, daha da yaklaş ki yakından göreyim ceylan gözlerini, nicedir beklediğimdin, düşlediğimdin, umudum, ışığım, sevincim, her gece rüyalarıma giren sevdiğimdin." der

Ceylan bakışlı kız yaklaşmış ürkek ürkek sonra telaşlı bir biçimde yürüyüp gözden kaybolmuş... Sinmiş bir ağacın gölgesine, derdini dillendirmiş kendince:

"Sesini duydum uzaklardan, yaktığın türkülerden aldım sesini!... Sesine sevdalandım da geldim sana, yüreğine sevdalandım da sevdim seni. Ne var ki ben yetim, kimsesiz fakir bir kızım, yaralı bir kardeşim vardı, çekip gitti buralardan, onu bulmadan, bulup yarasını saramadan sana dönemem, ahtım var, andım var… Geldim, gördüm, bildim, sevdim seni...Fakat benim daha gidecek yolum, çekecek çilem var. Ama dünyanın neresine gidersem gideyim bir gün mutlaka döneceğim sana"

"Duydum demiş sesini Ceylan bakışlım, duydum duymasına da hem gelir kendini gösterirsin, hem de giderim dersin? Her gece seni söyledim ezgilerimde, seni yazdım gökyüzüne. Uçan kuşun kanadında, çağlayan nehirlerin nefesinde, tan yerinde şavkıyan seherlerde, yağmurların buğusunda aradım izini.

Gitme… Önce görünüp, sonra bırak git diye mi geldin? Gidersen yaşadıkça bükülür boynum, yüzün gülmez, dünya döndükçe kanar yaram, muradım, ereğim sensin…"

Ceylan kızın sevdalı yüreği acıyla burkulmuş... Seslenmiş titreyen sesiyle:
"Nedir bu ilenmen ? Nedir bu halden bilmez tavrın?... 'Zaman' dedikleri bir ilaç var, ben yollara düşüp onu bulacağım, kardeşimin yarasını onunla sarıp iyileşmesini bekleyeceğim... Burda kalırsam şu halimle; sana acıdan, tasadan başka bir şey veremem. Sen gönlü yüce bir aşıksın, sevda ipekleriyle döşeli yolların... Beni sen anlamazsan, kimler anlasın?"

Tayran Han küsmüş, Ceylan gözlü boynu bükük; vurmuş kendini yollara... Bağrında kardeşine yetişmenin ve sevdalısına geri dönmenin hasreti, vuslata ömrü yetsin diye dualar ederek çekip gitmiş uzaklara...

Tayran Han fısıldamış ardından:
" Bekleyeceğim maralım, Ceylan bakışlım, başımda bir tek saç, ağzımda bir tek diş kalmayıncaya ve toprağa girip mezarımda tek bir ot bitmeyinceye değin..."

Ay geçmiş, gün geçmiş, mevsimler mevsimlere, yıllar yıllara kavuşmuş... Diyar diyar gezmiş Ceylan kız, bulmuş kardeşini, sarıp iyileştirmiş yarasını, iyileştirmişte aradan çok uzun zaman geçmiş ne eski güzelliği ne de ceylan bakışı kalmış… Sevdalısının içli sesi, gönlünün mabedinden bir an olsun silinmemiş, hayali gözlerinin önünden gitmemiş…...

Tayran Han sarılıp sazına o dağ benim, bu yayla benim gece gündüz çağlayanlara, esip geçen rüzgarlara türküler söylemiş yanık sesiyle.

eser bahar yeli dağlar serindir
yardan ayrılmışam yaram derindir
ceylan gözlerine kurban olduğum
gel de bu gönlümü artık sevindir

elden ele uçup giti can kuşum
bu ağzıma kilit vurmuş susmuşum
yüreğimde yamru yumru sancı var
hasretinden sararmışım solmuşum

aşkının oduyla kahroldum ceylan
hicran oklarıyla vuruldum ceylan
günler asır oldu geceler zindan
seni beklemekten yoruldum ceylan

Günler, haftalar, aylar, yıllar birbiri ardına geçip giderken, Ceylan bakışlı kız hastalanmış... Ayaklarında sevdalısına kavuşacak dermanı kalmamış, acıkmış, susamış... Ama yine de bir an olsun durmamış, düşe kalka düşmüş yola, bilirmişki derman, sevdalısına kavuşmada, sevdiğine sarılmadaymış.

Aç susuz varmış köye, sevdalısının dağın eteklerinde kendisini beklediğini söylemişler.
Birbirlerini gördükleri ilk andaki kadar ışıltılı ve sakin bir sabahmış munzur dağının etekleri. Ceylan gözlü zar zor varmış munzur dağının eteklerine.

Nice soğuk iklimlerden sıcak iklimlere değin yolunu gözlediği ceylanını, gelişinden bilmiş Aşık Tayran Han ... Seslenmiş usulca:
"Ey sevdiğim, ey bir ömür yollarını gözlediğim, ey güzeller güzeli ceylan gözlüm, nihayet döndün sonunda... Buldun mu kardeşini, iyileşti mi yarası?. Vardın geldin ama; şimdi de benim sana verecek bir şeyim kalmadı gönlümden başka. Gönlümü kasıp kavuran hasretin, ateşi oldu bağrımın, türkülerim, şiirlerim savrulup hasret rüzgarında sana kavuşmadan küle döndü...
Varım yoğum savrulup gitti elimde tek bir kırık saz kaldı.. Susuzluğunu gidereceğin bir pınarım bile yok, kuruyup gitti hepsi, acıkırsan neyle doyurayım seni; sabır taşlarımda biriktirdiğim sabrım yetmezki mutluluğuna "
Ceylan gözlü; içinde yıllarca biriktirdiği ateşle koşmaya çalışırken sevdiği adama, yuvarlanıvermiş dağdan aşağı, başı kocaman bir taşa değmiş... Son mecaliyle konuşmaya çalışmış ve bu konuştuğu son cümleler olmuş. Tayran Han, Ceylan gözlüsünü kurtarmak isterken birlikte yuvarlanıvermişler kayalardan aşağı.

"Sarıl bana hasret kaldığım, söndür içimde yıllaraca biriktirdiğim ateşi.... Sar beni yazgım olan; canım tenimden çıkmadan beni sana kavuşturan sevdan ile...
Koynundan alsın canımı ölüm, dinsin bu hasret ateşi. Yüreğim yüreğinden hayat bulsun yeniden. Sevdanla yaşat beni en güzel türküler söyleyerek, kollarında uyut beni güzel sesinle.."

Ve Tayran Han nın yıllarca yolunu gözlediği sevgilisi teslim etmiş canını kollarında, nazlı gözleri kapanırken yanaklarında süzülen yaşları ırmağa dönüşmüş...

Tayran Han tüm acılardan da büyük bir acıyla öyle sarsılmış, öyle inlemiş ki, gökyüzü yırtılmış acılı türküler okurken sesinden, şimşekler çakmış, simsiyah bir yıldırım düşmüş dağlara, acıyla inlemiş koca munzur dağı...
İşte o gün bu gündür ne zaman mevsim bahara dönse, Teyran vadisinden Ceylan kızın gözyaşları pınar olur çağlayarak akar ve bir yerden sonra kaybolur. Munzur ve Mercan dağının kesiştiği noktada ağıtlar rüzgar olur haykırır yıldızlı gecelerde; Tayran Han sesinde kimselerin duymadığı, kimselerin bilmediği bir türkü yankılanırmış o vadinin en kuytu yerinde...
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: mitolojiden hikayeler, efsaneler ve masallar
« Yanıtla #47 : 23 Nisan 2008, 20:07:02 »
0
ZİYA EFENDİ EFSANESİ

Çevrede yaygın olarak anlatılan efsaneye göre; Yavuz Sultan Selim İran seferine giderken Karaman-Ereğli güzergahında yer alan Ayrancı bölgesine geldiğinde coşkun şekilde akan ve şimdi üzerine baraj kurulmuş olan dere ile karşılaşır. Bu akarsu üzerinde değişik aralıklarla on iki köprü vardır. Yavuz iki koldan köprülerden geçilmesini ister. Birinci kolun başında kendisi bugün “Ziya Efendi Köprüsü” adı verilen köprüden geçmek ister.

Yavuz Sultan Selim ordusunun başında köprüye gelince, Ziya Efendi ve adamlarınca karşılanıp, köprüden geçmelerine izin verilmez. Yavuz, Ziya Efendi’ye köprüden geçmek için fazlasıyla para teklif eder. Ziya Efendi kabul etmeyerek Yavuz Sultan Selim’e gözlerini kapatıp, açmasını söyler. Yavuz gözlerini açınca dağların taşların altın olduğunu görür. Ziya Efendi bu işte paranın önemli olmadığını ancak kendisini geçirtmeyeceğini söyleyince, Yavuz da “Geçme namert köprüsünden, seller alırsa alsın beni” diyerek ordusunu sudan geçirir. Sudan geçerken iki asker boğulur ve iki katır da sırtındaki erzaklarla birlikte suya kapılır kaybolur. Ordunun karşıya geçişi tamamlanınca, Ziya Efendi Yavuz Sultan Selim’in huzuruna çıkar ve öylen askerlerin düşman casusu olduğunu, kaybedilen erzakların da dul ve yetimlerden gönülsüzce alındığını belirterek, Yavuz’a altından yapılmış bir ibrik hediye eder.

Yavuz Çaldıran’a vardığında namaz kılmak için abdest alırken ibriğin üzerindeki yazılar gözüne ilişir. Yazı şöyledir : “AKŞAMKİ AŞINI SABAHA BIRAK AŞ OLUR, AKŞAMKİ İŞİNİ SABAHA BIRAKMA, İŞ OLUR”. Bunu okuyan Yavuz Sultan Selim orduya hemen saldırı emrini vererek büyük bir zafer kazanır.

Bu tarihi köprünün günümüzdeki hali ise içler acısıdır. Defineciler tarafından yıkılacak derecede harap edilen köprünün yanındaki mezarlık da, başta Ziya Efendi’ye ait olduğu söylenen mezar olmak üzere, büyük ölçüde yağmalanmıştır.
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: mitolojiden hikayeler, efsaneler ve masallar
« Yanıtla #48 : 12 Mayıs 2008, 13:31:04 »
0
JAPON MİTOLOJİSİ

Japon mitolojisine göre birbiriyle hem kardeş, hem karı-koca olan Gök (İnazagi) ile Yeryüzü (İnazami) kaostan ayrıştıktan sonra gökyüzünün yüzen köprüsünden, tanrısal mücevherlerle süslü bir mızrakla okyanusu karıştırarak, ilk kara parçalarını yaratırlar. Sonra bütün Japon adalarını ve diğer tabiat Tanrılarını doğururlar. Japonya'da 8 milyon ilah vardır. Dağ, ırmak, ateş, gök gürlemesi, fırtına, yağmur, vb. ilahlar dışında her meslek sahibinin de ayrı bir ilahı vardır.

İnazagi ve İnazami ilk olarak Hiruko'yu doğururlar. Çocuk sakat olduğu için ondan iğrenir ve onu bir teknenin içine koyup sulara terk ederler. Yeni çocuklar doğurmaya başlarlar. Ateş Tanrısı Kagutsuchi doğar. İnazagi'nin sol gözünden Güneş Tanrıçası Amaterasu, sağ gözünden Ay Tanrısı Tsukiyomi, burnundan Fırtına Tanrısı Susanowa doğar.

Güneş Tanrıçası Amaterasu mitolojide önemli bir yere sahiptir. İzanagi, Amaretasu'ya inci bir gerdanlık armağan etmiş ve ona Kami'lerin oturduğu Takamagahara'nın sorumluluğunu vermiştir. 'Kami' kelimesi üstün, yüce anlamına gelmekte olup Japon mitolojisinde Tanrılara verilen addır. Denizler Fırtına Tanrısı Susanowa'yun yönetimi altına girmişti. Susanowa kız kardeşi Amaterasu'nun sarayında taşkın davranışlarda bulunmuş ve bu nedenle cennetten kovulmuştu. Daha Susanowa'nun oğlu Okuni-Nushi bütün ülkenin Tanrısı olur. Amaterasu'nun torunu Ninigi ile ülkeyi paylaşır. Dinsel işlerin yönetiminden Okuni-Nushi, siyasal işlerden de Ninigi sorumlu olur.

Ukemoçi no Kami Yiyecek Tanrıçasıdır. Yiyecek, Giyecek ve Barınak Tanrısı Tayuke okami ile birlikte anılır. Sukunahikona, dünyayı kurmak ve hastalıklarla vahşi hayvanlara karşı korunma çarelerini bulmak için Okuni-Nushi'ye yardım eden Cüce Tanrıdır. Amenouzume dansçıların koruyucu Tanrıçasıdır. İnari pirinç üretiminin koruyucu Tanrısıdır.

Yedi Şans Tanrıları (Shichi Fukujin) mitolojide önemli yere sahipler. Ebisu balıkçıların ve tüccarların koruyucusudur. Daikoku zenginlik Tanrısı ve çiftçilerin koruyucusudur. Bişamon doğruların ve savaşçıların koruyucusudur. Fukurokucu saflığı ve bilgeliği, uzun yaşamı simgeler. Benten edebiyat, müzik, zenginlik ve dişilik Tanrıçasıdır. Hotei çocukların eşlik ettiği, neşe saçan, halinden memnun bir Tanrıdır. Jurojin uzun yaşam ve mutluluk Tanrısıdır.

Fuji-Yama Dağı kutsal dağlar silsilesinin en önemlisidir. O-Ana-Mochi - bu kutsal dağlarda kriterlerin efendisidir. Gongen Japon mitolojisinin Dağ Tanrısıdır. Ruhu yeniden vücut bularak insanların içlerinde yaşar. Shinto inancına göre Buddha enkarnasyonudur. Dağ tırmanıcıları onun bilgeliğini ele geçirebileceklerine inanırlar.

Japon mitolojisinde her yıl Tanrılar kutsal Izumo tapınağında bir araya gelip toplantı yaparlar. Orada insanların aşkla ilgili alın yazgısı belirlenir. Tanrılar hangi insanın hangisini sevmesi gerektiğine inanırlar. Uba("yaşlı kadın, yağmur hemşire") mitolojide çam ağacının ruhudur. O ve kocası Jo ("sevgi") evlilikteki aşkı ve sadakati sembolize ederler.

Aizen-Myoo - (Aizen Myo'o)
Japon mitolojisinde aşk Tanrısı, genel olarak şarkıcılar ve müzisyenler ona tapardı. Saçlarının arasında bir aslan kafası bulunmasının yanı sıra, üçüncü bir gözü bulunurdu ki bu diğer gözlerinin üstünde ve ortadaydı.

Ajari Joan - Hakkotsu-San ("İskelet Dağ") dağından Japon rahibi.

Aji-Shiki - Genç Japon Tanrısı.

Aji-Suki- Taka-Hi- Kone - Yıldırımların ve gök gürültüsünün Tanrısı. Onu tıpkı bir çocuk gibi susturmak için diğer Tanrılar bir merdivende bir aşağı bir yukarı taşırlar. Bu da yıldırımların yaklaşan ve uzaklaşan seslerini açıklamakta kullanılır.

Ama-No- Minaka- Nushi
- Cehennem ve aynı zamanda Kutup Yıldızının Tanrısı.

Amaterasu - (Ama Terasu) Shinto inancına göre Güneş Tanrıçası.

Amatsu- Kami - Dünyanın yüzeyinden yukarıda yaşayan cennetin Tanrıları. Onlar görevleri itibariyle cennetle ilişkilidirler ve ölümsüzdürler. Amutsu-Kami Kunitsu-Kami'nin aksine yukarılarda yaşar.

Ama-Tsu- Mara
- Shinto inancına göre Demircilerin Tanrısı. Cyclops'a benzer bir şekilde resmedilirdi.

Amatsu Mikaboshi - Kötülüğün ve karanlık güçlerin Tanrısı. İsmi "Gökyüzünün Heybetli Yıldızı" anlamına gelmektedir.

Ame-No-Kagase-Wo - Japon astronomi Tanrısı.

Ame-No-Mi- Kumari
- (Ame-No-Mi-Kumari-no-Kami) Shinto inancına göre suyun Tanrıçası.

Ame-No-Oshido-Mimi - Tanrıça Amaterasu'nun oğlu. O kendisine edilen yeryüzünün yöneticisi olma teklifini geri çevirmişti.

Amida - (Amida-Nyorai) Ölüm Tanrısı. Kimler inançlıysa onları ölümlerinin anında dönüştürürdü. Krallığı çok güzeldi, ambrosia ağaçları, hafiften esen yeller ve kuşlarla doluydu.

Am-No-Tanabata-Hime - Japon dokumacılarının astral Tanrıçası.

Anan - Buddha'nın kuzeni, arkadaşı ve yakın bir yandaşı. Japonya'da ölümsüz olduğuna inanılırdı. Hindu mitolojisinde Ananda adını almıştır.

Anshitsu - Yalnız yaşayan Japon Budist rahiplerinin inzivaya çekildikleri yer.

Ashuku-Nyorai - Japon evren bilimine göre yer küresinin bir elementi. Bu elementin gösteri yapmak için insanlarda bir güç uyandırdığına inanılmıştır. Aynı 'Kımıldamayan Buddha' adını almıştır.

Bakemono - Karanlık güçlerin çılgın ruhları. Bu terim kappa, mono-no-ke (şeytani ruhlar), oni, ten-gu, ve yamanba yahut yama-ubu (dağ büyücüleri) gibi çeşitli ruhları kapsamaktadır.

Baku - "Rüyaları yiyen" olarak bilinen bir "iyi ruh". Kendisinden yardım dilenenlerin kabusları yiyerek iyi şans getirdiğine inanılırdı. Aslan kafalı, kaplan bacaklı ve at gibi bir vücudu olan bir yaratık şeklinde resmedilirdi.

Benkei - Japon mitolojisinde efsaneleşmiş bir savaşçı ve kılıç ustası.

Benten - (Benzai-Ten, Benzai-tennyo) Aşk, sanat, bilgelik, şiir, iyi şans ve suyun Tanrıçası. Bir ejderhaya binmiş güzel bir kadın olarak görünen Benten'in sekiz elinde bir kılıç, bir mücevher, bir yay, bir ok, bir tekerlek ve bir anahtar tutar, kalan diğer iki eli ile de dua ederdi.

Benzai-Ten - (Benzaiten) Japon dil, akıl, bilgi, iyi talih ve su Tanrıçası.

Bimbogami - (Bimbo-Gami) Yoksulluk Tanrısı. Onu defetmek için ayinler yapılırdı.

Binzuru-Sonja
- Hastalıkların iyileşmesini sağlayan ve iyimserlik Tanrısı.

Bishamon
- (Bishamon-ten) Savaş Tanrısı, yasaların adaletli ve koruyucu savunucusu. Shichi Fukujin'lerden biridir. Her yanı zırhlarla kaplı, şeytanların yanında ve elinde bir mızrakla resmedilir.

Bosatsu - Buddha'nın geçmiş, gelecek yahut şimdiki zamandaki görünümü.

Butsu - Japonya'da Buddha'ya verilen adlardan biri.

Butsudan - Japon'ların evlerinde Tanrılara çiçek ve yiyecekler sunarak onlara taptıkları ve dua ettikleri köşeler.

Butsudo - Budizm için kullanılan bir Japon kelimesi. 'Buddha'nın Yolu' anlamına gelmektedir.

Cennet köprüsü
- Hareketli bir köprü cennetten Takachihi dağlarının üzerine uzanır. Buradan yer yüzüne ulaşılabilir. Köprü onun koruyucu Patikalar Tanrısı ile evlenen dans Tanrıçası Uzume'ye benzetilmiştir.

Centipede - Dağ büyüklüğünde, korkunç, insan etiyle beslenen bir canavar. Biwa gölünün yanındaki dağlarda yaşarmış. Gölün Ejder kralı Hidesato adlı kahramandan onu öldürmesini istemiş. Kahraman canavarın beynine bir ok saplayarak onu öldürmüş. Ejder kral teşekkür ifadesi olarak kahramana sihirli pirinç torbasını vermiş. Bu pirinç torbasındaki yiyecek hiçbir zaman bitmemiş ve kahramanın bütün sülalesini doyurmuş.

Chien-shin
- Belirli bir coğrafi bölgeyle beraber düşünülen ve bu bölgedeki yaşamı koruyan bir Tanrı.

Chimata-no- kami - Kavşakların, anayolların ve patikaların Tanrısı.

Chujo Hime - Tanrıça Kannon'un vücudunda canlandığına inanılan bir Japon rahibesi. Nakış işlemesini icat etmiştir.

Chup-Kamui - Ainu şehrinin güneş Tanrıçası.

Daibosatsu
- (Dai Bosatsu) Son enkarnasyonundaki Büyük bodhisattva yahut Buddha.

Daikoku - (Daikoko-tenn) Zenginliğin, toprağın ve çiftçilerin Tanrısı. İki patates torbasının yanında oturan mutlu, dev gibi bir adam olarak resmedilirdi ve omzunda mücevherler dolu bir çuval taşırdı.

Dainichi
- Budizm'de bilgelik ve saflıkla özdeşleştirilen yüce ruh.

Dainichi-Nyorai
- Japon evren biliminde bodhisattva Dainichi için kullanılan ad. Ayrıca 'Büyük Güneş Buddha' şeklinde de ifade edilmiştir.

Dosojin - Yolların Tanrısı.

Dozoku-shin
- Dozoku grubuna ait eski bir kami. Dozoku grubu bir ana soyun (honke) yan (bunke) soyudur. Dozoku-shin'e ibadet etmek ev halkından başlayarak yayılmıştır.

Ebisu - Deniz zenginliklerinin, balıkların ve balıkçıların Tanrısı ve koruyucusu. Bir oltayla balık tutarken resmedilirdi.

Ekibiogami
- Veba ve salgın hastalıkların Tanrısı.

Ema - Japonların Tanrılara yaptıkları bağış veya kurban.

Emma-o - (Emma-ten) Japon Budist inancına göre yeraltı Tanrısı. Ölülerin ruhlarını Buddha yasalarına göre yargılar ve cezalandırırdı.

Fudo - (Fudo-Myoo) Ateş, bilgelik ve astroloji Tanrısı, insanların koruyucusu. Ateş tarafından sarılmış, bir elinde kılıç diğerinde ise bir ip taşıyan, çirkin, yaşlı bir adam olarak resmedilirdi.

Fujin - (Ryobu) Shinto inancına göre rüzgar Tanrısı. Omzunda bir rüzgar çuvalı taşıyan, leopar derili, korkunç ve siyah bir şeytan olarak ortaya çıkardı.

Fukurokuju - Shinto inancına göre, bilgelik, şans ve başarı Tanrısı.

Funadama - Denizcileri ve balıkçıları koruduğuna inanılan deniz Tanrıçası.

Futsu-Nushi- no-Kami - Yıldırım ve ateş Tanrısı, daha sonra Amaterasu 'nun bir generali ve savaş Tanrısı oldu.

Gaki - Japonların "aç ruhlar " için kullandıkları ifade. Zen manastırlarında yemeğe başlamadan önce gaki için küçük bir yemek hazırlayıp sunmak geleneksel hal almıştır.

Gakido - Japon kozmolojisinde 'Şeytan Yolu' veya acı çekilen arife dönemi.

Gama - Yaşam süresini belirleyen Tanrı. Gizli bilgeliğin bütün sırlarının yazılı olduğu bir tomarı elinde tutar, bir katıra binmiş, neşeli, yaşlı bir adam gibi ortaya çıkardı.

Gama-Sennin
- Japon mitolojisinde iyi huylu bir bilge. Yanında her zaman bir kara kurbağası bulunur. O yılana dönüşebiliyor veya bazen yüzünü değiştirerek gençleşiyordu. O ölümsüzlüğün sırrını bulmuştu.

Gekka-o - Evlilik Tanrısı. Aşıkların ayaklarını kırmızı ipekten bir iplikle birbirlerine bağlardı.

Gongen -
Japon dağ Tanrısı. Ruhu yeniden vücut bularak insanların içlerinde yaşar. Shinto inancına göre Buddha enkarnasyonudur. Dağ tırmanıcıları onun bilgeliğini ele geçirebileceklerine inanırlardı.

Go-Shin Tai
- Japon krallık mücevherleri. Bu kutsal sembol Amaterasu tarafından ilk Japon İmparatoruna verilmişti.

Gozu-Tenno - Japon veba ve salgın hastalıklar Tanrısı.

Hachiman
- Savaş ve tarım Tanrısı ve Japon insanlarının kutsal koruyucusu.

Haniyasu- hiko - Yeryüzü Tanrısı.

Haya-Ji - Hortumların ve kasırgaların Tanrısı.

Hiruko
- Sabah güneşinin Tanrısı. Küçük çocukların sağlıklarını koruduğuna inanılırdı.

Hoso-no- Kami
- Çiçek hastalığı Tanrısı.

Ida-Ten - Kanunların ve tapınakların Tanrısı. Genç, yakışıklı bir delikanlı şeklinde görülürdü.

Ika-Zuchi- no-Kami - Shinto inancına göre yeraltında yaşayan bir grup şeytan. Gürültülerinin volkanik patlamalar ve depremler şeklinde kendini gösterdiğine inanılırdı.

Iki-Ryo
- Öfke ve hasetin ruhu.

Inari - Hem dişi hem de erkek ilah, başakların ve tarımın Tanrı ve Tanrıçası.

Isora - Sahillerin Tanrısı.

Issunboshi
- Japon mitolojisinde bir bilge veya rahip. Boyunun bir inç olduğu bilinirdi. O bir pirinç kasesini içine binip su yolculuğuna çıkarmış. İki habis ruhu iğne ile yendiği anlatılırdı.

Izanagi - Japon mitolojisinde Gök yüzü Tanrısı. Japon mitolojisine göre birbiriyle hem kardeş hem karı-koca olan Gök (İnazagi) ile Yer (İnazami) kaostan ayrıştıktan gökyüzünün yüzen köprüsünden, tanrısal mücevherlerle süslü bir mızrakla okyanusu karıştırarak ilk kara parçalarını yaratırlar. Sonra bütün Japon adalarını ve diğer tabiat Tanrılarını doğururlar.

Izanami
- Japon mitolojisinde Yer Tanrıçası. Gök (İnazagi) ile Yer (İnazami) kaostan ayrıştıktan gökyüzünün yüzen köprüsünden, tanrısal mücevherlerle süslü bir mızrakla okyanusu karıştırarak ilk kara parçalarını yaratırlar. Sonra bütün Japon adalarını ve diğer tabiat Tanrılarını doğururlar.

Jigami
- 'Yer kami'. Batı Japonya'da kullanılmış, jinushigami veya tochigami benzeri bir terim.

Jingo - Japon imparatoriçesi. Ojin Tenno ve Hachiman'in annesi.

Jurojin
- Japon Shinto inancına göre, uzun yaşam ve mutluluk Tanrısı. O yedi şans Tanrıları Shichi Fukujin'lerden biridir. Ona turna ve kaplumbağa eşlik eder. Beyaz geyiğin üzerinde, güler yüzlü ve sıcakkanlı yaşlı bir adam olarak resmedilirdi.

Kagutsuchi - (Kagu-Tsuchi) Ateş Tanrısı, Gök (İnazagi) ile Yer (İnazami) nin oğlu.

Kanayama-hiko - Japon madenlerin Tanrısı. Kanayama-hime'nin kocası.

Kuruma - Budizm felsefesinin çekirdeğini oluşturan fikir. Budizm'e göre tekerlekler öküzün ayaklarını nasıl kullanırlarsa, acı da suçluları öyle kullanır.

Magatama - Shinto geleneğinin kutsal taşları.

Miyazu-Hime
- Japon mitolojisinde hak Tanrıçası. Fırtına Tanrısı Susanowo onun kocasıdır. Ona Atsuta'da tapılmıştır.

Musubi-no-Kami - Japon mitolojisinde aşk ve evlilik Tanrısı.

Nai-no-Kami
- Japon mitolojisinde deprem Tanrısı. Bu Tanrı Japon panteonunda yedinci yüzyılda ortaya çıkmıştır.

Nakisawame - Japon mitolojisinde Tanrıça, Tanrı Izanagi karisinin ölümüne ağlarken onun gözyaşlarından oluşmuştu.

Nyorai - Japon mitolojisinde Buddha'nın bütün görünümleri için kullanılan bir ifade.

O-Ana-Mochi - Fuji-Yama Dağında "Kraterlerin Efendisi".

Otohime - (Toyotama) "Parlak Mücevher". Japon Tanrıçası. Deniz Tanrısı Ryujin 'in güzel kızı. Hoori ile evlendi ve oğlunu doğurduktan sonra ejderhaya dönüştü. (bu onun babasının asıl şekliydi) Toyotama olarak da tanınmıştı.

Raicho
- Japon mitolojisinde yıldırım kuşu. Kargaya benzer ve korkunç sesler çıkarırdı. Bu yaratık çam ağaçlarında yaşardı.

Raitaro
- Yıldırım çocuk. Bir gün yoksul bir Japon köylüsü kuralık döneminde Buddha'ya yağmur için dua eder. Birden bire dışarıdan gök gürültüsü ve yağmur sesleri duyulur. Bimbo adındaki bu fakir köylü olup biteni görmek için dışarıya çıkar. Ve otların üzerinde yatmış küçük bir çocuk görür. Bimbo ve karısı çocuğu evlatlığa kabul ederler ve ona Raitaro ("Yıldırım çocuk") ismini verirler. Raitaro daha sonra istediği zaman yağmur bulutlarını çağırır ve yağmur yağdırır. Böylece Bimbo zengin olur. 18 yaşına geldiğinde Raitaro köylülere onu büyüttükleri için teşekkür eder, beyaz bir ejdere dönüşür ve ortalıktan kaybolur.

Ryujin -
(Rinjin) "Parlak varlık". Japon mitolojisinde denizlerin ejder Tanrısı. Ryujin Ryugu'da doğmuştu. Sarayı denizin derinliklerindeydi. Kızı Otohime (Toyo-Tame) prens Hoori ile evlenmişti. Deniz kralının büyük bir ağzı olduğu söylenirdi. Kaplumbağalar onun haberciliğini üstlenmişlerdi.

Sae-no-Kami - Köprüleri koruyan Tanrı grubuna verilen genel ad.

Sazan Balığı -
Japonya ve Kore'de gençlik, yiğitlik, azim, kuvvet, kendini savunma sembolü. Japon mitolojisine göre onlar dokuz fit uzunluğundaki Biwa gölünün içinde yaşayan bir sazan balığının içinde yaşamaktadırlar.

Shotoku
- Siddharta'nın reankarnasyonu olduğuna inanıldığı için saygı ve tapınım gören bir Japon prensi.

Susanowa
- (Susanoto) Fırtına Tanrısı. Gök (İnazagi) ile Yer (İnazami) in oğlu. Güneş Tanrıçası Amaterasu'nun kardeşi. Denizler Fırtına Tanrısı Susanoo'yun yönetimi altına girmişti. Susanoo kız kardeşi Amaterasu'nun sarayında taşkın davranışlarda bulunmuş ve bu nedenle cennetten kovulmuştu. Daha Susanowa'nun oğlu Okuni-Nushi bütün ülkenin Tanrısı olur. Amaterasu'nun torunu Ninigi ile ülkeyi paylaşır. Dinsel işlerin yönetiminden Okuni-Nushi, siyasal işlerden de Ninigi sorumlu olur.

Taishaku -
Japon mitolojisinde Hindu Tanrısı Indra'ya verilen ad.

Tanrıların toplantısı
- Japon mitolojisinde her yıl Tanrılar kutsal Izumo tapınağında bir araya gelirler. Orada insanların aşkla alın yazgısı belirlenir. Tanrılar kimin kimi sevmesi gerektiğini belirlerler.

Tenjin - Bilgi, eğitim ve hattatlık Tanrısı. İnsanlara kendi dillerinde yazmayı öğretmişti.

Toyo-Uke-Bime - Tarım ve besin Tanrıçası.

Uba - Uba ("yaşlı kadın, yağmur hemşire") mitolojide çam ağacının ruhu. O ve kocası Jo ("sevgi") evlilikteki aşkı ve sadakati sembolize ederler.

Uwibami - Japon mitolojisinde dev bir canavar yılan. Gök yüzünde uçar, at sırtında giden kişilerin üzerine saldırırmış. Kahraman Yegara-no-Heida tarafından öldürülmüştü.

Yabune - Eski bir ev Tanrısı.

Yomi-no-kuni - Japon Shinto inancına göre bu kapısını korkunç bir bekçinin beklediği yer altı dünyasıydı.

Yuki-Onna -
'Bayan Kar'. Japon mitolojisinin kar kraliçesi veya kış ruhu. Bazen dünyaya inen insan görünümü alır, bazense beyaz sis bulutlarının arkasında görünmez olurdu.
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor