100471 İleti 1642 Konu - Gönderen: 8961 Üye - Son Üye: aragorn

Gönderen Konu: Sinema  (Okunma sayısı 2109 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

alicetin
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 3823
  • Popülerlik: 0
Sinema
« : 01 Ağustos 2007, 20:28:20 »
0
Sinemanın temelinde yatan şey göz yanılsamasıdır. Görüntünün ağ tabakasında iz bırakarak hareket yanılgısına yol açması 10. yüzyıldan beri biliniyordu. Bu anlamda ilk önemli adım Belçikalı fizikçi Joseph Plateau tarafından 1832'de geliştirilen, belli bir hareketin aşamalarını saptayan bir dizi görüntünün hızlı akmasıyla göz aldanmasına yol açan "fenakistiskop"du. Daha sonraları ise Thomas Alva Edison'un yaptığı kinotograf, kameranın ilk biçimi olarak ortaya çıktı. Bu aygıtla kenarlarına delikler açılmış 15m lik filmler üzerinde 40 sn lik görüntü saptaya biliyordu. Kinetoskopların ticari olarak kullanılmaya başlaması ile Edison kitlesel film çekimi yapabilen ve güneşin durumuna göre tekerlekler üzerinde döndürülebilen ilk film stüdyosunu "Black Maria" yı icat etti. kinetoskpu gören Lumiere kardeşler kinetoskopu geliştirip sinematograf adı verilen bir makine geliştirdiler. Sinematograf film çekimi yapabilen, ağırlığı az olması dolayısıyla da portatif bir aletti. Sinemanın mucidi olarak tanınan Louis ve Aguste Lumiere Kardeşler 28 aralık 1805'te Paris grand cafe de ilk gösterimi gerçekleştirdiler. bu filmler dünyanın her yerinden görüntüler içermekteydi.

Sinemanın bir şeyler anlatması dönemi Fransız yönetmen George Melies ile başladı. Melies fantastik sinema ile uğraşmıştır. Filmlerinde hileler kullanmıştır. Fakat kamerayı sabit kullanmıştır. Kamerayı ilk kez hareket ettirip ölçekler kullanan Amerikalı bir sinemacıdır. Edwin S. Porter yaptığı "the great train robbery" (1903) filminde hareketli kısa çekimler ile gerçekçi sinemanın temellerini attı.   

Bu arada Avrupa da neler oluyordu peki?

Almanya, Avrupa'nın en kuvvetli devletidir. devlet hudutları ise Balkan Savaşı'yla sona erecek huzursuz bir istikrara kavuşmuş kolnyalist bir dönem olarak nitelenebilecek 1850-1900 arasındaki elli yıllık zaman dilimi içersinde bütün Afrika kıtasının haritası çıkartılmış, kıtanın değerlerine paha biçilmiş ve bunlar Avrupalılar arasında paylaştırılmıştır. Asya'da ise Çin-Japon savaşı Japonya'nın zaferiyle sonuçlanmıştır. İkinci Enternasyonal önce Brüksel'de sonra Londra'da toplanır. Fransa Dreyfus Davası'yla çalkalanmaktadır. İspanyol-Amerikan savaşı sonunda İspanyollar, Küba, Porto Riko ve Filipinleri Amerika'ya bırakırlar. Elektrikli sandalye ile ilk idam cezası infaz edilir. Ekonomik alanda 1870'lerde yaşanan krizden sonra korumacılık duvarlarının yükseldiği Avrupa, 1895 yılından itibaren bir ekonomik ferahlama ve genişleme dönemine girmeye başlamıştır.   

Bu yıllarda şiirde sembolizm ile parnasçıların tartışması iyice alevlenmiştir. Conan Doyle, Sherlock Holmes'un maceralarını yayımlar. Romanda ise natüralizm etkisi vardır, romancının sosyal endişeleri her şeyin önüne geçmiş görünmektedir. İlk çizgi roman Amerikalı Rudolph Dirks'in "The Katzen Jammer" adlı çalışmasıdır. Mimari alanda Louis Sullivan'ın yapımına başladığı Schlessinge-Mayer mağazası 9. kata kadar yükselerek gökdelenlerin arketipini oluşturur.   

Düşün alanında da son derece hareketlidir ortam: Bergson "Madde ve Bellek", Durkheim "İntihar", Husserl "Mantık Araştırmaları", Freud "Rüyaların Yorumu" kitaplarını yayımlamışlardır.   

Psikikolojide ilginç adımlar atılmakta, insan kişiliğinin yapı taşlarından olan hafıza ve irade P. Janet, Levy-Bruhl gibi yetkin bilim adamları tarafından incelenmektedir. Freud psikanalizle ilgili çalışmalarını büyük bir hızla sürdürmektedir. İnsanbilimleri ortak bir araştırma çerçevesine girerken, bilim adamları kongrelerde bir araya gelme alışkanlığını edinmeye başlamıştır. 1890'lardan itibaren bilim dergileri ardı ardına yayımlanmaya başlar. Yeni fikirler, yeni teoriler, yeni araştırmalar büyük bir hızla yayılmaktadır.   

Keşifler de birbiri ardına gelmektedir: John Boyd Dunlop havayla şişirilen lastiği imal eder. Thomas Edison West Orange'de mucitleri bir araya getirerek bir çalışma labaratuarı kurar. Marey sinema projektörünü bulur. Wilhelm Röntgen X ışınlarını keşfeder. Dizel motorları ilk kez sergilenir. Ses ilk kez manyetik olarak kaydedilir. Marie ve Pierre Curie, radyum ve polonyumu keşfederler. Kan grupları ilk kez ayırt edilir. Aspirin satışa sunulur. Marconi ilk radyo yayınını yüzyıl bitmeden gerçekleştirir. Modern Olimpiyat Oyunlarının ilki büyük tartışmalardan sonra Atina'da gerçekleştirilir.   

Daha ilk gösteriminden itibaren yoğun ilgi gören sinema günümüzde de yaygın bir eğlence aracıdır. 20.yy. ilk 10 yılı da baslı bir ticaret dalı olmuştur. ilk dönemlerinde dünya sinemasında Fransız oyuncular hakimdi. ilk sinema imparatorluğu Fransa'da kurulmuştu. (Charles patche). Amerika'da ise nicelodeon sinema salonlarının yayılması ile ardı arda film yapım şirketleri kurulmaya başladı. Hollywood un temelleri bu donemde atılmıştır. 1927 ye kadar bütün filmler sessizdi. İlk sesli film 1927 de çekilen şarkıcı Al Jolson'un oynadığı Caz Şarkıcısı'dır. 1930 lar renkli sinemaya geçiş dönemi oldu. Üç temel renk kullanımına dayanan technicolor yöntemi ilk kez Walt Disney'in Üç Küçük Domuz(1933) adlı çizgi filminde kullanıldı.


Sessiz Sinema 1910-27:

Bu donemde başlayan rekabet kitlelerin ilgisini çekmek için yeni filmler yapılmaya başlandı. 10 dakikalık tek makaralar haricinde uzun filmlerde çekilmeye başlandı. Bu donemde unlu yıldızlar ilk kez ortaya çıkmaya başlamıştır. 1. dünya savası öncesi Avrupa'da Fransız ve İtalyan sinemaları bası çekmekteydi Amerika'da ise sessiz komedyenler in yaptığı filmler gelişti. Bu donemde Louis faudialle korku ve cinayet sinemasını geliştirmiştir. Les vampires 1915 – fantomas 1913. Bu dönemde İtalyan sineması cok figüranlı büyük dekorlu ve 6 7 makaralık destansı filmleriyle dikkat çekti. 1908 ve 1913 te iki kez çekilen "pompeinin so günleri" –quo vadis? 1912 –cabaria 1914- gibi yapımlar Amerikalı D. W. Griffith i derinden etkilemiştir. Griffith sinemayı ilginç bir eğlence düzeyine ulaştıran en önemli sinemacıdır. Sinema da söze ve yazıya gerek duymadan izleyiciyi etkilemeyi başarmıştır.   

I. Dünya savaşından önceki dönemde Avrupa ülkeleri sinema alanında oldukça ileri idiler. Savaşla birlikte çöküntüye uğradı. Oysa aynı dönemde Amerika sineması gelişmekte idi. David Griffith sinemada klasik anlatım üslubunun öncüsü oldu. Mary Pickford 1928'de imzaladığı anlaşmayla starlık dönemini başlattı. Charlie Chaplin gibi unutulmaz sanatçılar doğdu. Fakat en önemli yenilik ise savaştan yenik çıkmış Almanya'dan geldi. Savaştan sonra özel bir denetime verilen UFA adlı bir şirket ilk yapımları gerçekleştirdi. İlk yapımlar Weinmann Lubitsch madamme du barry –Anna Boleyn 1919- 1920 gibi gösterişli kostümlü tarihsel filmlerdi. Ama Almanya dünya sinemasına en büyük katkıyı Robert Waine'nin Das Kabbinet des Dr. Caligari (doktor caligari'nin muayenehanesi) dışa vurumcu sinemayı başlatmış oldu. Daha ileride ise alman sineması dışa vuruculuğu ilerletmiş fakat UFA bir süre sonra çöküşe geçmiş son anda Amerikan sinema şirketleri tarafından kurtarılmış karşılığında ise Alman sinemacılar Amerika'ya giderek orda çalışmışlardır bu olayın ardından patlak veren 2. dünya savaşı ve Hitler in başa gelmesi sebebi ile sinemacılar Amerika ya yerleşmiş ve Hollywood un temellerinin atılmasında rol oynamışlardır. 1920'lerin sonlarında Alman sineması toplumsal çöküntünün etkisi ile dışavurumcu psikolojik temalardan yaşamı yasamı olduğu gibi anlatan gerçekçilik akımına yöneldi. Savaş yılları sırasında gösterilen çok sayıda Amerikan ve Mısır melodramları serüven filmleri de gelişme için esin kaynağı olmuştur.

II. Dünya savaşı yıllarında Çevrilen önemli filmler: Frank Capra'nın Neden Savaşıyoruz, Orson Welles'in Yurttaş Kane, John Ford'un Gazap Üzümleri sayılabilir. SSCB de ise Ayzenştayn Korkunç İvan'ı, çekti.

Lütfi ö. Akad kanun namına 1952. Atif Yılmaz ve Memduh Ünün ilk filmleri ile sinemacılar dönemine geçildi. Ülkemiz sineması açısından önemi ise her ne kadar dışarıdan etkilenilmişse de uluslararası bir dil kullanılmaya çalışılmıştır.

1960'ların canlı ortamında ise Türk sineması önemli atılımlar geçekleştirdi. Seyirci sayısı hızla artarken popüler filmler üretti. Bir yandan özgün düşünce ile üretilen filmler artarken diğer yandan sinema, bir sanat dalı olarak tartışılmaya başlandı.

Dünya sineması 80'lere kadar olağan gelişimini sürdürdü. 80'lerden sonra ise bilgisayar teknolojisi sinemayla kullanılmaya başlandı. Günümüzde ise sinema artık bir göz yanılgısını geçmiş ve ayrı bir dünya haline gelmiştir.     
 

   (alıntıdır)

alicetin
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 3823
  • Popülerlik: 0
Ynt: Sinema
« Yanıtla #1 : 01 Ağustos 2007, 20:28:44 »
0
Sinemada ilkler:

1909: 35mm film endüstrisi standartlarına uygun hale getirildi.
1915: D. W. Griffith'in"Bir ulusun doğuşu" filmi modern teknikleri sanatla birleştirdi
1925: Eisenstein's "Potemkin" filminde kullandığı yeni öyküleme teknikleri
1927: "The Jazz Singer" filmi ile sesli sinemaya geçilmiştir
1936: ilk TV yayını İngiltere de yapıldı
1939: "Gone with the Wind", renkli ve zamanının en pahalı filmi yapıldı
1951: Louis B. Mayer cedes control of the MGM (Metro-Goldwyn- Mayer) studios, heralding the end of the studio system.
1959: Godardın "A Bout de Souffle" and Truffaut's "Les 400 Coups" filmleri yeni Fransız akımının öncüleridir
1975: ilk ev videoları satışa sunuldu

alicetin
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 3823
  • Popülerlik: 0
Ynt: Sinema
« Yanıtla #2 : 01 Ağustos 2007, 21:31:44 »
0
en son ne zmaan gittim ya ben sinemaya  ::) hiç hatrlamıorm..anca cd'den izleyebiliorm .onun da sienam gbi tadı olmuor ama

charmed
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1460
  • AntiRakun
  • Popülerlik: +1
Ynt: Sinema
« Yanıtla #3 : 01 Ağustos 2007, 21:50:25 »
0
en son geçen cumartesi gittim sinemaya uzun bir aradan sonra.. dehşet gezegenine.. film iğrençti o 18yaş sınırını neden koymuşlar alamadım hiç korkunç değildi ama dehşet bir biçimde iğrençti ;D şiddetle gitmemenizi tavsiye ediyorum..
DüzMantık

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: Sinema
« Yanıtla #4 : 01 Ağustos 2007, 22:27:01 »
0
sinemaya gidiceksem önceden mutlaka eleştirmenlerin yazılarını falan okurum (son 2 gittiğim film hariç ;D ) eh ben koltukta oturmuş bir film izliyorsam yarıda bırakılıp gidilicek birşey olmasını istemem boşuna zaman kaybı olur sanki benim için ::)
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

|nemesis|
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1586
  • poopyzopherenia
  • Popülerlik: 0
Ynt: Sinema
« Yanıtla #5 : 01 Ağustos 2007, 23:36:38 »
0
hiç sinema tutkum olmadı.en son ocakta annemle gittim okadar.
Di mi Sig?

şamşeytanı
  • Ultra Malt Fan
  • *
  • İleti: 607
  • Popülerlik: 0
Ynt: Sinema
« Yanıtla #6 : 05 Ağustos 2007, 16:17:46 »
0
sessiz filmlerin özellikle şarlo'ya hayranım
İnsan büyüdükçe hayalleri küçülür mü?

rarely
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1168
  • Popülerlik: 0
    • rarely
Ynt: Sinema
« Yanıtla #7 : 05 Ağustos 2007, 16:57:15 »
0
bir ara feçi takmıştım hatta yönetmen olmayı bile düşünüyordum daha sonra sıkıldım ve bıraktım sinema işerini tv de verirlerse anca o zaman izlerim hatta o zamanbile izlemem :-\
ediyesel titinet

rodyan
  • Ultra Malt Fan
  • *
  • İleti: 638
  • '''kalabalıktan kaçan, yanlızlıktan dem vuran'''
  • Popülerlik: 0
Ynt: Sinema
« Yanıtla #8 : 09 Mayıs 2008, 13:05:52 »
0
98 yapımı ''american History'' yi ancak izleyebildim... Irkçılık üzerine yapılmış en iyi film diyebilirim... Ondan evvel bu alandaki en iyi filmin ''crash''  olduğunu düşünüyodum..
Şarap küpü önüne serdik seccademizi; 
Şarap yakutuyla adam ettik kendimizi; 
Umudumuz, meyanede yeniden bulmak 
Camide, medresede  yiten günlerimizi.

rodyan
  • Ultra Malt Fan
  • *
  • İleti: 638
  • '''kalabalıktan kaçan, yanlızlıktan dem vuran'''
  • Popülerlik: 0
Ynt: Sinema
« Yanıtla #9 : 23 Mayıs 2008, 15:40:22 »
0
Goyanın hayaletleri... 

Goyanın gözlemlediği bir dönemi anlatıyor... engizisyonun tekrardan acımasızlaştığı  ve napolyonun işgaliyle  kana bulanan ispanyada yaşanan dramatik bir hikaye... Filmden öte ders çıkarılabilir nitelikte..
Şarap küpü önüne serdik seccademizi; 
Şarap yakutuyla adam ettik kendimizi; 
Umudumuz, meyanede yeniden bulmak 
Camide, medresede  yiten günlerimizi.

Abacrombi
  • Süper Malt Fan
  • *
  • İleti: 213
  • |.Crash
  • Popülerlik: 0
Ynt: Sinema
« Yanıtla #10 : 01 Haziran 2008, 18:56:05 »
0
sinema iyidir hoştur  :) film izlemesini çok severim özellikle Tim Burton filmlerini.. hafta da en az bir doz mutlaka alırım zaten.  :)
|.You know sometimes words have two meanings.. |.Nothing's gonna change my world..

öslem
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 2405
  • Popülerlik: 0
Ynt: Sinema
« Yanıtla #11 : 01 Haziran 2008, 19:35:08 »
0
sinema iyidir hoştur  :) film izlemesini çok severim özellikle Tim Burton filmlerini.. hafta da en az bir doz mutlaka alırım zaten.  :)

ben de severim tim burton filmlerini..en sevmediğim filmi the nightmare before christmas tır ama en popüleri de o  :-\ son zamnalrda tiffany de kahvaltıyı izledim çok güzel bi filmdi gerçkten bu ara yeni dvdsi çıkan edie de muhteşem bi film.izlenmeli!
her kapının bir handikapı vardır. // HGÖ !

Abacrombi
  • Süper Malt Fan
  • *
  • İleti: 213
  • |.Crash
  • Popülerlik: 0
Ynt: Sinema
« Yanıtla #12 : 02 Haziran 2008, 21:11:52 »
0
az önce the nines(3x3) adlı bir film izledim hafif "olmak ya da olmamak işte bütün mesele bu." modu girer gibi oldum.  :) john august yazan / yöneten ( ölü gelin,çarlinin çikolata fabrikası,big fish gibi tim burton filmlerinin senaryo yazarı olan kişilik)dir.  beynimi 3 e böylerek izledim diyebilirim.  :).
|.You know sometimes words have two meanings.. |.Nothing's gonna change my world..