100471 İleti 1642 Konu - Gönderen: 8961 Üye - Son Üye: aragorn

Gönderen Konu: tiyatro  (Okunma sayısı 3634 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
tiyatro
« : 01 Ağustos 2007, 13:10:41 »
0
ANTİK ÇAĞ TİYATROSU


Tiyatro ilk kez IO 6. yüzyılda Yunan toplumunda dinsel törenden özerkleşerek bir sanat türü haline geldi; dinsel ya da pratik ölçütlerle değil, estetik ölçütlerle değerlendirilen bir "oyun" a dönüştü. Yunan toplumunda tiyatronun öncülü, şarap, bereket ve bitkiler tanrısı Dionysos'u kutsamak için yapılan Bacchanolia şenliklerinde bir koronun söylediği dithayıramboy şarkılarıydı. Koro, bu şarkılarda, farkı kişilerin konuşmasını canlandırmak için söz ve tavır değişikliğinden yararlanıyordu. Daha sonra, oyuncu ve oyun yazarı Thespis, koronun karşısına, farklı kişilikleri farklı maskelerle temsil eden bir oyuncu koydu. Böylece daha karmaşık konular ele alınabiliyor, farklı anlatım biçimleri denenebiliyordu. İÖ 534'te Atina'daki ilk tiyatro şenliğinde, Thespis'in bir tragedyası ödül kazandı. Bu tarihten sonrada tragedyalar Dionysos şenliklerinin bir parçası olarak gelenekselleşti.
İÖ 5 . yüzyılın ilk yarısında, Aiskhylos, koroyu 50 kişiden 12 kişiye indirerek ve ikinci bir oyuncu ekleyerek bugünkü Batı tiyatrosunun da temelini attı. Artık birden fazla kişi arasında yaşanan bir olayın, bir ilişkinin, sahnede canlandırılması olanağı doğmuştu. Aiskhylos, tragedyayı Dionysos cümbüşündeki azgın ve utançsız kökeninden de kopardı. Tiyatro önemli kişilerin başından geçen önemli olayları yüceltmiş bir üslupya temsil etme sanatı haline geldi. Efsaneleri, mitleri ve efsaneleşecek kadar eski olayları işleyen tragedyanın dinsel, ahlaki ya da siyasi bir mesaj vermesi, toplumu ve evreni bir bütün olarak temsil etmesi bekleniyordu. Hiyerarşik bir evrendi bu: En üstte tanrılar katı yer alıyor, altta ölümün, sürgünün ve cezanın yurdu bulunuyor, bu ikisinin ortasında da oyunun, dramatik eylemin gerçekleştiği yuvarlık sahneyle temsil edilen insanların dünyası duruyordu. Tragedya, daha sonra Sophokles ve Euripides tarafından daha da geliştirildi, gerçekçi gözlem öğeleri katılarak Aiskhylos'taki soyutluğundan bir ölçüde uzaklaştırıldı.
Komedya ise İÖ 486'dan başlayarak Atina'da Lenia kış şenliğinde yapılan yarışmalarla yaygınlık kazandı. Yunanca Komos sözcüğünden türeyen komedya, Dionysosçu kökenlerine tragedyadan çok daha bağlı kaldı. İÖ 6. yüzyıldan sonra Yunan egemen sınıfları arasında gözden düştüğü halde köylülerin ve yoksul halkın yaşamında önemini koruyan soytarılık, hokkabazlık, herkesin birbiriyle utançsızca çiftleştiği bahar ayinleri gibi avam öğeler, komedyada önemli yer tutuyordu. Dili de konuşma diline yakındı. Eski Komedya'nın en büyük temsilcisi Aristophanes'in oyunları, siyasal ve toplumsal yergicilikleriyle ahlaki bir görev de üstlenmişlerdir. Euripides'in İÖ 406'da ölümünden ve Atina'nın İÖ 404'te yenilgisinden sonra tragedya iyice geriledi ve komedya en popüler tür haline geldi. İÖ 320'den sonra, Büyük İskender döneminde ortaya çıkan Yeni Komedya eskisinden oldukça farklıydı. Mitolojik öğelerin yerini genç Atinalıların erotik serüvenleri ve aile yaşamları almış, eski şen, cümbüşlü ve grotesk üslup da daha gerçekçi ve yumuşak bir anlatıma dönüşmüştür. Bu dönemden günümüze yalnızca Menandros'tan bazı parçalar kalmıştır.
Eski Yunan tiyatrosunun önemli bir özelliği kamusallığıdır. Oyunları ortalama 10 bin ile 20 bin seyirci aynı anda izleyebiliyordu. Eski Yunan oyunları, Sofokles'in trajedileriyle teknik yetkinliğe ulaşmıştır. Sofokles oyunlarında dekor kullanan ilk tiyatro yazarıdır. Aiskhylos, Sofokles ve Euripides konularını mitolojisinden alan oyunlar yazmıştır. Bu üç yazar, sonradan Aristo'nun Poetika adlı yapıtında belirlediği kurallara uygun oyunlar yazmışlardır. Bu kurallardan biri zaman, yer ve eylemde birliktir. Eski Yunan komedisinin tanınmış yazarlarından Aristofanes, oyunlarında dönemin siyaset adamlarının ve düşünürlerinin yanlış tutumlarını alaya almıştır.
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

alicetin
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 3823
  • Popülerlik: 0
Ynt: tiyatro
« Yanıtla #1 : 01 Ağustos 2007, 14:16:03 »
0
bu yıl okulda edebiyat dallarında sırf tiyatro gördük nerdeyse...ama çok güzel eserler var esiki zamanlardan.yabancıları pek sürükleyici yada eğlenceli bulmasam da bir çok başarılısına rastladm

|nemesis|
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1586
  • poopyzopherenia
  • Popülerlik: 0
Ynt: tiyatro
« Yanıtla #2 : 01 Ağustos 2007, 15:40:00 »
0
  Çağdaş Tiyatro

a)Absürt Tiyatro
 
 -Birbiryle ilgisiz görülen sesler,olaylar mevcuttur.
 -Az söz,çok mesaj amacı vardır.
 -Acıklı olaylar alay konusu olur.
 -Duygu ve olayın biçimi,oluşumu gösterilir.
 -Güngör Dilmen:Canlı Maymun Lokantası


b)Epik Tiyatro
 
 -Oyunun izleyiciyi büyülemesine karşı bir tavır sergilenir
 -İzleyicinin oyuna kendini kaptırması önlenmek istenir.
 -Aralara konuyla alakalı,alakasız şarkılar,tekerlemeler girer.
 -Entrikaların iç yüzü durup dururken açıklanır.
 -Haldun Taner:Keşanlı Ali Destanı


 Geleneksel Türk Tiyatrosu

-Köylü Tiyatrosu Geleneği
-Halk Tiyatrosu Geleneği
   -Meddah
   -Orta Oyunu
   -Karagöz
-Batı Tiyatrosu Geneleği(günümüz tiyatrosu)

 Meddah
Tek adamlı tiyatro olarak tanımlanır.Klasikleşmiş beyitlerde oyuna başlanır.Canlandırılan kişiler ağız özelliklerine göre anlatılır.Sadece insan taklidi yapılmaz.Sahne dekor ve kişi barındırmaz.Bunların boşluğunu doldurmak meddahın işidir.Meddahın elinde bir asa ve bir havlu vardır.Bunlar aracıyla kılık değiştirir.

 Orta Oyunu
Doğaçlama oyunu olarak tanımlanır.Oyun ortada oynanır ve bu yere palaga adı verilir.Yeni dünya denilen bezsiz paravan,dükkan denilen iki katlı kafesten oluşan dekora sahiptir.En önemli oyuncuları Kavuklu ve Pişekar'dır.Bölümleri:
Mukaddime:Pişekar havası çalınır ve sahneye pişekar çıkar.Kavuku havasının çalınmasıyla kavuklu ve kavuklu arkası sahnye çıkar.Kavuklu arkasının pişekardan korkup birbirlerinin üstüne düşmesiyle bu bölüm kapanır.
muhavere:kavuklu ve pişekar tanıdık çıkarlar.Birbirlerinin sözlerini yanlış anlamaları sonucu arzbar oluşur.Olmamış bir olayın olmuş gibi anlatılması ve bunun yalan olduğunun ortaya çıkmasıyla bu bölüm kapanır
Fasıl:Kavuklu iş arar.Pişekar ona iş bulur.Kavuklu arkası evsiz kalır.Pişekar onlara ev bulur.
Bitiş:Pişekar izleyicilerden özür diler,bir sonraki oyunun yerini söyler...

 Karagöz
Gölge oyunu olarak adlandırılır.Tasvir adıverilen beyaz perdeye yansıtmalarla oluşturulan oyundur.En önemli oyuncuları Hacivat ve Karagözdür.Hacivat bilgin kesimi,Karagöz cahil kesimi simgeler.Bölümleri
Mukaddime:Hacivar sahneye "off haay haak!"diyerk çıkar.
Muhavere:Yalnız Hacivat ve Karagöz'ün sahnede bulunduğu bölümdür.Olmamış bir olayın olmuş gibi anlatılması ve bunun yalan olduğunun orata çıktığı bölümdür.
Fasıl:oyunun asıl bölümüdür.Başka karkterlerinde sahneye çıktığı bölümdür.
Bitiş:Karagöz kusurlar için af diler ve oyun biter.

 Alntı değildir :D bu yılki lise 3 kitabından çıkardığım notlarımdır kendileri eheh.bana çok yardımcı olmuşlardı sağolsular.


 
Di mi Sig?

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: tiyatro
« Yanıtla #3 : 01 Ağustos 2007, 15:42:17 »
0
saol sultan ;) yazılı zamanında kısa bi ziyarette bulunuruz ;D
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor

alicetin
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 3823
  • Popülerlik: 0
Ynt: tiyatro
« Yanıtla #4 : 01 Ağustos 2007, 15:43:14 »
0
kıza bak kitabı dökmüş ortaya :D :D allahm ya o yazılılara çalşmak bi dertti....nseki bitti lanet lise

|nemesis|
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1586
  • poopyzopherenia
  • Popülerlik: 0
Ynt: tiyatro
« Yanıtla #5 : 01 Ağustos 2007, 15:47:32 »
0
kıza bak kitabı dökmüş ortaya :D :D allahm ya o yazılılara çalşmak bi dertti....nseki bitti lanet lise

hey bence dert falan değildi.kitabımı atmamış olsaydım hatırlamadığım yerleride yazıcaktım :D
Di mi Sig?

alicetin
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 3823
  • Popülerlik: 0
Ynt: tiyatro
« Yanıtla #6 : 01 Ağustos 2007, 15:49:51 »
0
kıza bak kitabı dökmüş ortaya :D :D allahm ya o yazılılara çalşmak bi dertti....nseki bitti lanet lise

hey bence dert falan değildi.kitabımı atmamış olsaydım hatırlamadığım yerleride yazıcaktım :D
onlardan yazılı olmak büük bi dertti

rarely
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1168
  • Popülerlik: 0
    • rarely
Ynt: tiyatro
« Yanıtla #7 : 02 Ağustos 2007, 11:35:56 »
0
kıza bak kitabı dökmüş ortaya :D :D allahm ya o yazılılara çalşmak bi dertti....nseki bitti lanet lise

hey bence dert falan değildi.kitabımı atmamış olsaydım hatırlamadığım yerleride yazıcaktım :D
onlardan yazılı olmak büük bi dertti
kesinlikle büyük bir derttli ama halk ve köy oyunlarını sevmiştim ben tiyatrodan

kavuklu=karagöz
pişekar=hacivat össde çıkarmış bu bilgi artık ne kadar doğruysa :-\
ediyesel titinet

alicetin
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 3823
  • Popülerlik: 0
Ynt: tiyatro
« Yanıtla #8 : 02 Ağustos 2007, 11:38:16 »
0
ama o büük dertlerin öss ye çok faydası oluor ya

|nemesis|
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1586
  • poopyzopherenia
  • Popülerlik: 0
Ynt: tiyatro
« Yanıtla #9 : 02 Ağustos 2007, 13:51:03 »
0
Orhan Asena'ın Hürrem Sultan isimli eserini canlandırmıştık bu sene...Hürrem olmuştum ben :)

 trajedi,komedi,dram hakkında bilgi veriyim mi :D
Di mi Sig?

anemos
  • Malt Fan
  • *
  • İleti: 68
  • cok bilinmeyenli zorlu denklem, bu hic kolay degil
  • Popülerlik: 0
Ynt: tiyatro
« Yanıtla #10 : 02 Ağustos 2007, 14:26:13 »
0
en son sehir tiyatrolarinda oynayan leyla ile mecnun muzikal oyununa gittim iskender pala cok iyi bi is cikarmis tebrikler...
birde savas ve kadin vardi vakti zamaninda 2006 da oynamisti oda muhtesemdi tek kelimeyle..keske bi daha oynasa ::)
Belki de içten içe ikiye ayırıyorsunuz insanları: 'Günahkâr çoğunluk' ve 'Allah'ın dini bütün kulları' diye. Otomatik olarak yapıyorsunuz bunu. Fazla düşünmeden, öylesine, kanıksayarak. Ama kimin kimden daha pak olduğunu nasıl bilebiliriz ki?

alicetin
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 3823
  • Popülerlik: 0
Ynt: tiyatro
« Yanıtla #11 : 02 Ağustos 2007, 14:27:42 »
0
Orhan Asena'ın Hürrem Sultan isimli eserini canlandırmıştık bu sene...Hürrem olmuştum ben :)

 trajedi,komedi,dram hakkında bilgi veriyim mi :D

bu hürrem sultan öss'de sorulmuştu sanırım.ama tam hatrlamıorm

|nemesis|
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1586
  • poopyzopherenia
  • Popülerlik: 0
Ynt: tiyatro
« Yanıtla #12 : 02 Ağustos 2007, 23:15:05 »
0

  sordular sanrım ya,hatırlamıyorum (:

 tiyatro iyidir,güzeldir,bambaşka bir dünyadır
Di mi Sig?

zlmz
  • Yeni Üye
  • *
  • İleti: 2
  • Popülerlik: 0
Ynt: tiyatro
« Yanıtla #13 : 29 Ağustos 2007, 19:30:15 »
0
oyunculukla ilgilenenler var mı ki acaba burdaaaa?

nonconformıst
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1768
  • Popülerlik: 0
Ynt: tiyatro
« Yanıtla #14 : 15 Ekim 2007, 14:51:48 »
0
Tiyatronun Kökeni, Ritüel ve Mitoslar

Tiyatronun kökeninde, ilkel insanın doğayla ve tanımlayamadığı güçlerle ilişki kurabilmek için yaptığı törenlerin bulunduğu kabul edilir. 19. yüzyıldan günümüze tiyatro tarihine ve özellikle tiyatronun kaynağına ilişkin araştırmalar farklı kuramların ortaya çıkmasına neden olmakla birlikte, kökeni bakımından tiyatronun, dinsel-büyüsel amaçlı törenlerdeki taklitten çıktığına inanılmaktadır.

İlkel düşüncede taklidin geçirdiği değişim, yaratıcı düşünceye giden yolu belirler. Taklit önceleri, doğayı olduğu gibi yansıtma eylemidir. Bir ağaç ya da yırtıcı bir hayvan olduğu gibi yansıtılır.

İlkel insanın doğayı kendi beklentileri doğrultusunda yönlendirmeye çalıştığı büyü törenlerinde taklit zaman içinde gelişerek ilkelin taklit ettiği şeyi kendi anlayışı doğrultusunda yeniden biçimlemesine, yorumlamasına dönüşmüştür ki bu aşama yaratının devreye girmesiyle sanatın evriminde ilk basamağı oluşturur. İlkel insan, doğayı kendine uygun olarak açıklama ve biçimleme çabasıyla, yinelemeden, yeniden üretmeye geçmektedir. İlkel sanat, estetik kaygılar gütmeyen, toplumsal amaca yani yarara yönelik bir anlayışın ürünüdür. Sanatçıdan, sonucu sağlayacak ya da koruyacak büyüsel yaratıda bulunması istenir. Bu yönüyle tutucu, yinelemeye dayalı ilkel düşüncenin ürünüdür ama, her sanatçının büyüsel yaratısına klanın, kendinin ya da içinde bulunulan şartların (mevsimlerin, coğrafî özelliklerin vb.) etkisini katması, yeni olanı beraberinde getirir.

Gelişiminin ilk döneminde, ilkel insan doğa ve doğaüstünü, kendinden o kadar da üstün görmez. Doğa güçleri insan tarafından korkutulabilmekte, büyü yoluyla bu güçlerin zorlanabildiğine inanılmaktadır. Düşüncenin bu ilk aşamasında insan başat yere sahiptir. Ancak ilkel insan bilgilendikçe, doğayı ve onun gücünü tanıdıkça kendi küçüklüğünün ve zayıflığının farkına varır. Anlaşılamayan, açıklanamayan durum ve olayların ardında olduğu varsayılan doğaüstü varlıkların gücü gözünde bir kat daha artar. Böylece, bilginin ilk gelişimi beraberinde inancı, dua ve kurban törenlerini getirir.

Mitlerin ortaya çıkışı, dinsel tapınımın sistemleşmeye başladığı, törenlerin belli bir disiplinle yinelendiği bu dönemde görülür. Bu noktada mitosun genel inanışın aksine masal ya da destan gibi türlerden bütünüyle ayrıldığını ve bu anlamları yapısında barındırmadığını belirtmek gerekir. Mitos, ilkel insan için gerçeğin ta kendisi, yaşamı açıklamanın biricik yoludur.

İlkelin düşüncesinde mitler işlevseldir. Öncelikle açıklayıcıdırlar, doğayı, evreni, insanı, doğum ve ölüm gibi bütün bilinmeyenleri açıklama gücüne ve yetkisine sahiptirler. Üstelik bunları varlığı tartışılmayan doğaüstü güçlere dayanarak açıkladıkları için tartışılmaz bir doğruluğa ve kesinliğe sahiptirler.
Uygarlaşma sürecinde yerleşik düzene geçiş ve tarımla uğraşma bir dönüm noktası olarak kabul edilir. Buna paralel olarak inanç sisteminde de değişimler olmuş, köken mitlerin yanı sıra tarıma, bolluğa yönelik mitler de gelişmeye başlamıştır. Tarımla uğraşan klanlar için hayvan ruhu önemini yitirirken, toprak, yağmur ve tahıl ruhu önem kazanmaya başlamıştır. Her yeni yıl doğanın ve toprağın ölüp yeniden dirilmesine ve bu dirilişle birlikte ürün vermesine tanık olan insan, ürünün bol ve verimli olması için, yine taklit büyüsü temeline dayanan ve belli zamanlarda mutlaka yapılması gereken törenler geliştirmiştir. Sonbaharda doğanın ölümüyle tutulan yas veya baharda yeniden doğuşla yaşanan sevinç ve kutlamalar döngüsel törenlere dönüşmüş, bu törenler zamanla yapılan ve söylenenlerin inceden inceye belirlendiği bir akış kazanmıştır. Tarımsal ritüeller olarak tanımlanan bu törenler, acı çekme, kutlama ve eriştirme ritüelleriyle birlikle ritüel mitoslarını oluşturmuştur.

Rit sözcük anlamıyla dinsel tören ve kurallardır. Ritüel mitos metinlerinin çoğu tapınak arşivlerinde bulunmuştur. En eski ritüel mitoslara Nil ve Mezopotamya'da rastlanmakta ve bulunan tabletlerde ve tapınak metinlerinde, din adamlarının oluşturdukları gruplar tarafından, belli dönemlerde, değişmez biçimde yapılan, oyun yapısına sahip törenlerden söz edilmektedir. Toplumun, etkileri önceden hesaplanamayan güçlerin tehdidinden korunması ya da toplumun esenliği için gereken bolluğun, hastalıklardan, felaketlerden uzak kalabilmenin gereklerinin sağlanması için yapılan bu tür ritüeller, tiyatronun beşiğini oluşturmaktadır.

Dram, Antik Yunan'da eylem, hareket anlamına gelen dramenon sözcüğünden türetilmiştir ve insanla ilgili, izlenebilecek şekilde biçimlendirilmiş, izleyenler için anlamı olan bir eylem şeklinde tanımlanmaktadır. Bu tanımdan da anlaşılacağı gibi, bir ritüelin oluşabilmesi için öykünün yani mitosun eylemle birleşebilmesi yani canlandırılabilir, insanla ilgili, izleyenlerin heyecanlarını dinginleştiren, düşüncelerini aydınlatan işlevi, yaşamsal önemi olması gerekir.

İlkel inanç sistemindeki tarımsal kökenli karşıtlık yani ölüp-dirilme, yaz-kış çatışması sonraki birçok kültürde görülen temel karşıtların (Zerdüştlüğün Işık-Karanlık çatışmasının, Doğu kültürünün Yin-Yang ikiliğinin vb.) ilk örneğini oluşturmaktadır. Bu noktada altı çizilmesi gereken evrenin bu karşıtların birlikteliğiyle bütünlendiğidir. Taraflardan biri yenilebilir ama asla yok edilemez. Yaz ile kış gibi sürekli çatışır, yer değiştirirler ama varlıkları evrensel dengeyi oluşturur.

Karşıtların böylesi sürekli çatışması, sanatta yansımasını güçlü bir biçimde tiyatroda bulmuştur. Ritüellerin büyüsel atmosferinden doğan tiyatronun malzemesini mitoslar oluşturmuş, ritüelin eylem bileşeni mitoslarla canlanmış ve ilkel klanlardan, Antik Yunan uygarlığına değin tiyatronun ilk kıpırtılarını oluşturmuştur.

Ritüelden sanata geçiş, inancın yerini düşünceye bırakma sürecini yansıtır. Ritüel, sanat ile gerçek yaşam arasında bir köprü görevi görmüş, ritüelin yarara dönük, heyecan verici, esrik, korkutucu ve tekdüze yapısı, sanatın yaşamı taklit etmesine, gerilimi, heyecan ve korkuyu yatıştırmasına, yenilikçi bakışına dönüşmüştür. Ritüelin yaşam duygusunu pekiştirdiği klan üyelerinin yerini, sanatın yaşamlarını söz, dua, övgü veya yergiyle, eleştirel gözle yansıttığı toplum bireyleri almaktadır. Klan üyelerinin coşkulu, esrik ve herkesin katıldığı ritüellerinde özel bir tören yeri olmamasına karşın Antik Yunan tiyatrosunun orkestra dairesi önce Dithirambos ezgilerinin okunduğu bir tapınma alanı, sonra da halkın seyir yerlerine geçmeleriyle bir oyun alanına dönüşmüştür. Ritüelin büyüsel coşkusu, ilk adımda rahip-ozanlar tarafından yönetilen duayla ussallaştırılmakta, sonra da seyir yeriyle mitos-seyirci arasına düşünce ve gözlem uzaklığı girmektedir. Böylece büyü yoluyla toplumun esenliğini, bolluğu ve bereketi sağlamak için yapılan ritüellerin yerini, yazarın gözlemi ve yorumuyla biçimlenen oyunlar almış, ilkellerin doğayı taklidi 'başı ve sonu olan, belli bir uzunluğu bulunan, belli bir eylemin taklidi'ne dönüşmüştür. Ortalamadan aşağı (komedya) ya da yukarı (tragedya) insanların eylemleri farklı işlevleri olan farklı türleri yaratmış, Antik Yunan'dan çağdaş tiyatroya kadar uzanan Batı tiyatrosu geleneğinin temelleri atılmıştır. Bu dönemde ritüellerin konusunu oluşturan mitoslar, hem dinsel kimliklerini korur, hem de oyun yazarları için geniş ve zengin bir malzeme niteliği taşırlar. Dramenon yani eylemle, mitos yani söz birlikteliğinin oluşturduğu ritüel, yerini aynı bileşenlerin oluşturduğu "oyun"a bırakmaktadır.

Batı tiyatrosunun kökeni, Antik Yunan'da Kent Dionysia'sında okunan Dithyramhos Ezgileri olarak kabul edilir. Antik Yunan uygarlığında oyun yazarlığının mitoslarla insanlar arasına belli bir uzaklığın girdiğini tarihlerde başladığı açıktır. Epos'la yani biçimsel özellikler ön plânda tutularak, belli bir ölçü ve düzene göre yazılan destanlarda mitoslar malzeme yani nesne durumuna geçmiştir. Artık tanrılar arası çekişmeler, ilişkiler, tanrıların keyfi ve adaletsiz eylemleri açıkça anlatılmaya, hatta eleştirilmeye başlanmıştır.

Antik Yunan Uygarlığı'ndan XX. yüzyıla değin batılı oyun yazarları, başta Yunan ve Roma olmak üzere Avrupa uluslarının mitolojilerini kullanmış, mitoslar yoluyla yaşadıkları toplumun siyasal, toplumsal ya da düşünsel atmosferini yansıtmışlardır. Ritüelden tiyatroya geçişte varlığını koruyan mitoslar, XIX.yüzyılın başlarına değin, çoğunlukla tragedya malzemesi olma niteliklerini korumuşlardır. Romantik akımla, mitolojik malzemede, Kuzey ve Batı Avrupa mitoslarıyla büyük bir canlanma görülmüş, XX.yüzyılda mitos oyun yazarlarının, insan doğasına ve kimliğine yönelişlerinde yeniden ele alınarak, dram ve komedya türlerinde işlenmiştir. Mitosun yapısından gelen yeniden düzenlenebilir oluşu yazarlara kendi çağlarına, çağın dışından gelen bir bakışla yönelme olanağı vermiş, mitosların eşikteki, eylemi ve durumuyla kendini ortaya koyan kahramanları oyun yazarları için çekiciliklerini her çağda korumuşlardır.
Anadolu köy seyirlik oyunları, ritüelden tiyatroya geçiş sürecinin izlenebildiği zengin bir alan sunmaktadır. Ancak bu malzeme batı tiyatrosunun köklerinde olduğu gibi bir tiyatro geleneği oluşturacak koşullara sahip olamamıştır.

Yrd.Doç.Dr.Erkan ERGİN
Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi
Tiyatro Bölümü




                                                    http://www.toplumdusmani.net/modules/wfsection/article.php?articleid=1978
Gördüğümü görecekler diye ödüm geriliyor