100471 İleti 1642 Konu - Gönderen: 8961 Üye - Son Üye: aragorn

Gönderen Konu: Uykusuz  (Okunma sayısı 8070 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

rockülen*
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1837
  • Popülerlik: 0
Ynt: Uykusuz
« Yanıtla #30 : 15 Aralık 2007, 00:32:58 »
0
tribal enfeksiyon çok gerçekçi çiziliyor yahu resimlerine bakınca gülesim olmuyor bu adam çok ciddi çiziyor kahramanları
buzdolabına tişört koyup giyin yeldir yeldir ,efil olmanın mutluluğuna varın

thewitchof_punk
  • Global Moderator
  • *
  • İleti: 2601
  • Popülerlik: 0
Ynt: Uykusuz
« Yanıtla #31 : 19 Aralık 2007, 23:52:31 »
0
ender yıldızhan bu hafta çizdiği şişman bir karakterin çenesinin altına küçük bi şekilde 'gıdı' yazmış çok güldüm ya :D
"..and maybe knowing isn't the point."Chuck Palahniuk

rockülen*
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1837
  • Popülerlik: 0
Ynt: Uykusuz
« Yanıtla #32 : 27 Aralık 2007, 00:17:12 »
0
takvim var imiş bu sayıda ben umut sarıkaya istiyordum nitekim o çıktı içinden ama keşke hepsini bir sayıda verselerdi kimbilir kaç tane var daha?
buzdolabına tişört koyup giyin yeldir yeldir ,efil olmanın mutluluğuna varın

su
  • Ultra Malt Fan
  • *
  • İleti: 897
  • The truth is out where?
  • Popülerlik: 0
Ynt: Uykusuz
« Yanıtla #33 : 27 Aralık 2007, 22:26:07 »
0
Ben de hepsinden isterim ama manyak gibi 10 tane uykusuz da alamam.
Birkaç dergiyi karıştırdım alırken, hepsini göreyim de hangisini daha çok beğenirsem onu alırım diye ama hepsinde de Ersin vardı. Ben de peki Ersin dedim, seni mi kırıcam.

O değil de, ben Memo'nun hastasıyım. Zort mort tamam, ama Aşık Memo'yu sevmiyorum. Kendisinin hastasıyım. Bir de bir keresinde Umut Sarıkaya bir yazısında Memo Tembelçizer'e dönüştüğünü anlatmıştı, çok güzeldi. Ama ben o zaman Memo'yu tanımıyordum bile. Sonradan gelişti olaylar. Amaan üf. Öyle bir sıkıcı yazdım ki, okumasaydınız keşke bunu. Di mi?
Bir dost.

thewitchof_punk
  • Global Moderator
  • *
  • İleti: 2601
  • Popülerlik: 0
Ynt: Uykusuz
« Yanıtla #34 : 29 Aralık 2007, 14:49:27 »
0
Dergi kurucularından Yiğit ve Ersin'in geçen ay Star Gazetesi'nde çıkan röpörtajını koyayım:

Adımızı duyunca ‘Kim bunlar?’ diyen çok

Penguen dergisinden ayrılarak Uykusuz adlı yeni bir mizah dergisi çıkaran karikatüristlerden Yiğit Özgür ve çizgi-öyküleriyle tanınan Ersin Karabulut star Pazar’a konuştu.
Yiğit Özgür, son yılların en popüler çizeri. Karikatürleri dillere destan; internet sitelerinde binlercesi dolaşıyor. Ersin Karabulut ise çizgi-öyküleriyle büyük hayranlık topluyor. Birkaç ay önce Penguen dergisinden ayrılarak, Uykusuz adlı yeni bir mizah dergisi çıkaran ekipte yer alan iki genç sanatçıyla dergi merkezinde buluştuk. İkisi de eski İstanbul beyefendileri gibi tevazu dolu, nükteli sohbetleriyle beni etkiledi. Çaylar geldi. Sohbete başladık. Teybin kayıt düğmesine bastım. Hiçbir şey olmamış gibi devam ettik konuşmaya...

•Leman’dan ayrılan bir grup Penguen dergisini, bir başka grup Fermuar dergisini çıkardı, siz de Penguen’den ayrıldınız... ‘Mizah dergileri bölünerek çoğalıyor’ gibi bir izlenim doğuyor?

Yiğit Özgür: Evet ama bu ayrılışların herbirinin ayrı sebebi var. Öğrenciyken, mizah dergilerine bakıp beğendiğimiz çizer ve yazarların oluşturduğu bir altın karma kurardık kafamızda. Fakat bu iş öyle olmuyor pek.

•Nasıl oluyor?

Ersin Karabulut: Mizah dergisi için birbirine çok bağlı bir arkadaş grubu gerekiyor. Dergi sadece süper yetenekli adamları toplayarak çıkarılamıyor. Çok iyi çizen bazı kişilerle bir araya gelmeyi isteseniz de, arkadaşlık bağı kuramadıysanız dergi çıkarılamıyor.

Y.Ö.: Siyasi yaklaşım farkı, para gibi bin çeşit ayrılık nedeni sıralanabilir. Bir ayrılışın tek nedeni olmadığı gibi ayrılışların da birbirlerinden çok farklı nitelikleri oluyor.

•Sizin ayrılış sebebiniz ne?

Y.Ö.: Bizimki çok naif. 4-5 yıldır Penguen’de çiziyorduk. Belirsiz bir şey aslında. Bunu oradaki editör arkadaşlarımıza da izah edemedik. Biz bir konfor yaşıyorduk. Her şey yolundaydı. Maaşlarımız da iyiydi.

E.K.: Ayrılmamıza onlar da bir anlam veremedi.

•Çoğunuz şimdi de Penguen’de çizdiğiniz köşeleri çiziyorsunuz? Uykusuz’a bakınca ‘Vay demek bunun için ayrılmışlar’ diyemiyoruz?

E.K.: Fakat bir yazarın, çizerin bir duyarlığı, bir espri anlayışı vardır ve hep o doğrultuda çizer ve yazar. Başka bir işe girişse bile aynı bünyenin verimi olacaktır yani.

•Başka?

E.K.: Amatörken ‘Köşem olsun’ istersin, bir süre sonra köşen olunca ‘Ben de bir dergi yapsam’ diye hayaller kuruyorsun. Biz de bu geyiği yaparken mevzu harlandı ve dergi çıktı.

•Penguen dergisinden size ziyarete, ‘Hayırlı olsun’a geldiler mi?

Y.Ö.: Hayır. Yani o kadar da Şirinler gibi neşeli olmuyor bu işler.

•Uykusuz’un tirajı nedir?

E.K.: Beklediğimiz kadar iyi. 50 bin satıyoruz şu anda. Fakat belli olmaz, ‘İki yılda oturuyor dergiler’ diyorlar.

•Öncekine oranla daha iyi kazanıyor musunuz?

E.K.: Henüz bir şey kazanmadık.

Y.Ö.: Benim şu anda dergiden aldığım maaş, Penguen’den aldığımdan daha az. Dergiyi kurarken çok masrafımız oldu. Bir sürü pahalı makineler aldık.

•Müessese kurmayı, yönetmeyi ve işin editörlük kısmını yürütecek kimse var mıydı aranızda?

E.K.: Yok tabii ki.

Y.Ö.: Altı kişiyiz ve metinler, çizimler konusunda çok iyi anlaşıyoruz. İşin tuhafı, bunun dışındaki işlerde çok beceriksiziz. Dışarı çıkıp yemek yiyeceğimiz zaman bile karar veremiyoruz.

•Bu altı kişi kim?

Y.Ö.: Ersin, Uğur Gürsoy, Memo Tembelçizer, Oky, Umut Sarıkaya, ben.

MİZAHIN LABORATUVARI

•Uykusuz’u çıkararak, Türk mizahında, Türk dergiciliğinde yeni bir alan açmış oldunuz. Durumunuzu siz nasıl algılıyorsunuz?

Y.Ö.: Biz konuya, ‘Bir dergi çıkaralım ve tarihteki yerimizi alalım’ diye bakmıyoruz ki. Yeni bir şey söylediğinizde bu zaten aktüel olarak bir karşılık buluyor. Bunun tarihteki bir yeri ve önemi varsa, zamanla belirir. Engin Günaydın bir röportajında ‘Dergiler mizahın laboratuvarıdır’ dedi, bu sözü ben de benimsiyorum.

•Ne açıdan?

Y.Ö.: Çünkü dergilerde daha özgür bir ortam var. Televizyona, gazetelere kıyasla, dergilerde yenilikçi, atılımcı bir mizah üretilmesi daha kolay. Zaten yapmaya çalıştığımız da o.

•Dergi çıkarmak çok büyük cesaret işi. Yani artık geceniz, gündüzünüz buraya gidecek?

Y.Ö.: Bence süper bir şey. Biz, mesela televizyona da işler yapalım gibi düşündük, fakat koşa koşa dergiye döndük. Çünkü burası bir yuva gibi.

•Vay canına.

Y.Ö.: Bizim arkadaşlarımız arasında dostluk bağları bu kadar güçlü olmasaydı ben dergiciliğe cesaret edemezdim.

•Derginin adı Uykusuz olmasaydı ne olacaktı?

Y.Ö.: Takla.

E.K.: Hatta bir dergide adımız Takla diye de geçti.

•Politik nitelikli kapaklar yapıyorsunuz...

Y.Ö.: Kapak ve ikinci, üçüncü sayfalarla ilgilenen ayrı bir ekip var.

•Kim onlar?

E.K.: Fırat Budacı, Erdal Belenlioğlu, Vedat Özdemioğlu, Barış Uygur o sayfalarla ilgileniyor.

NİYE HAKARET OLSUN?

•Politik karikatür çizerken nelere dikkat ediyorsunuz?

Y.Ö.: ‘Bu eleştiri doğru mu, bunu gerçekten çizmeli miyiz?’ gibi sorular eşliğinde düşünüyoruz.

•Sizler köşelerinizde politik mizah yapmıyorsunuz fakat?

E.K.: Bazı okurlar bizim politik espriler üretemeyeceğimizi sanıyordu. Fakat biz her hafta bir günümüzü gündem ve politika sayfalarına ayırıyoruz. Bizi ilgilendirmeyen konulara da laf olsun diye girmiyoruz.

•Karikatürcülerle siyasetçiler arasında bazen gerilimler oluyor. Sizin yaklaşımınız nedir?

Y.Ö.: Dava açılır mı, açılmaz mı diye düşünüp hareket etmek doğru değil.

E.K.: Biz dergiyi kurarken ‘Kimseyi kıracak, incitecek bir tarza yönelmeyelim’ diye konuştuk. Önyargılı ve toptancı olmamaya özen gösteriyoruz.

•Mizah muhalefetle akraba bir olgu. Sizin muhalefet anlayışınız...

E.K.: Güleryüzlü bir muhalefet yürütüyoruz. Ders vermek peşinde değiliz. Fakat bizi sarsan bir konu olduğunda da keskin bir ifade kullanabiliriz.

Y.Ö.: Saçma sapan ve hakaret içeren karikatürler niye çizelim ki? Sağduyusuz bir yaklaşımdan bir etki de doğmaz bence.

ODTÜ’DE ‘VAY BE!’ DEDİM

•İkiniz de çok ünlüsünüz...

Y.Ö.: Bir tanınma durumu var da, öyle pop yıldızı gibi değiliz.

E.K.: Okudukları bir adamı insanlar daha farklı seviyorlar.

Y.Ö.: Bizimki gösteri dünyası değil. İşlerimizin kağıt üzerinde, çok efendice bir duruşu var. O yüzden çılgınca bir ilgi yok. Kimse kendini kesmiyor yolda bizi görünce.

•İmza günlerinde?

E.K.: Orada nispeten görkemli bir buluşma oluyor. Ben mesela ODTÜ’deki kalabalığı görünce ‘Vay be!’ demiştim.

Y.Ö.: Yaptığımız işler Türk mizahı, kültür ortamı içinde bir yer tutuyorsa ki bazen bunu hissediyoruz, o zaman ben çok mutlu oluyorum.

•Dergi sizin bir anlamda ustalık belgeniz oldu?

E.K.: Tabii bir anlamda olgunluk alameti.

•Hakikaten dergiyi çıkarırken uykusuz kalıyor musunuz?

Y.Ö.: Benim uyku apnesi rahatsızlığım var.

E.K.: Ben de ortaokuldan beri sabaha karşı uyuyorum.

•Nasıl bir şey gece ayakta olmak?

Y.Ö.: Etraf sessiz sakin, herkes uyumuşken ortam çok güzel oluyor.

E.K.: Ramazan ayında sahura kalkılmasını çok seviyorum. Herkes kalkıyor, ben onlara ‘Hoş geldiniz’ diyorum. (Gülüyor) Gece çok güzel. Uyuyarak harcamak ne derece doğru bilemiyorum.

•O saatlere kadar oturup ne yapıyorsunuz?

E.K.: Bir şeyler okuyorsun, internete giriyorsun, çay içiyorsun, film seyrediyorsun, pencereden bakıyorsun...

•İnternet çağında matbu dergi çıkarıyorsunuz... Siz siyah-beyaz televizyonu hatırlıyor musunuz?

E.K.: Ben hatırlamıyorum.

•İnternet kuşağındansınız ve dergi yapıyorsunuz?

E.K.: Fakat biz çocukluğumuzdan beri mizah dergileri okuyarak büyüdük. Ben basbayağı aşığım mizah dergilerine.

Y.Ö.: Ben de öyle. Yani biz kendimiz çizmesek bile, Türkiye’de mizah dergileri olsun, elden ele gezsin istiyoruz.

•İnsanlar cep telefonundan görüntülü konuşurken siz İbrahim Müteferrika’nın yolundasınız?

Y.Ö.: Ben de cep telefonundan internete giriyorum.

E.K.: Biz dergi seviyoruz. Saman káğıdına dergi basıyoruz, evet.

Y.Ö.: Dergi size her yerde eşlik ediyor. Nazlı değil. Pil istemiyor, elektrik istemiyor. Okula götür, al tuvalete gir... Laptop’ı da alır gezdirirsin fakat onu hor kullanamazsın. Nazenindir, hatta kaprislidir. Dergi canayakındır.

EKMEK FİYATINA DERGİ

•Dergiyi çıkarırken yapmak isteyip de yapamadığınız şeyler oldu mu?

Y.Ö.: Parasal sıkıntılar yüzünden sayfa sayısını sınırlı tutmamız gerekti.

E.K.: Daha kaliteli kağıda, daha temiz baskı yapabilmek isterdik.

Y.Ö.: Benim hayalim, dergi fiyatının ekmek parasına eşit olmasıydı.

•50 kuruş yani?

E.K.: Evet. Fakat onu hakikaten yapamıyoruz. Asla kurtarmıyor maliyeti.

Y.Ö.: Bir lise öğrencisi mesela ‘Günde 3 lira harçlık alıyorum. Bazen, tost mu alayım, dergi mi diye tereddüde düşüyorum. Acıkıyorum, tost alıyorum’ diyor. Bu çok acı bir durum ama o tost parasını ekmek seviyesine çekemiyoruz.

E.K.: Reklam da almıyoruz.

•Neden reklam almıyorsunuz?

Y.Ö.: Özgür oluyorsunuz. Reklamverenlerin söz hakkı da olmuyor. Örneğin, Turkcell’den reklam aldınız. O zaman Turkcell hakkında espri çizemezsiniz.

E.K.: Bu dergi, samimiyet üzerine kurulu. Siz şimdi sıcak metinlerin, köşelerin etrafına reklam koyduğunuz zaman o samimiyet şüpheli hale gelir.

•Neden?

E.K.: Paranın sesi, kokusu siner dergiye. İstesek reklam alabiliriz, fakat tercih etmiyoruz.

Y.Ö.: Felaket hesapları yaptık, fakat reklam alarak çözmeyi hiç düşünmedik.

E.K.: Ayıp yani.

•Dergi için kendiniz cepten para koydunuz...

E.K.: Evet.

•O kadar paranız var mıydı sahi?

Y.Ö.: Birikmişi olan vardı, borç alan var, annesinden alan var...

•Birikmişi olan kim, çok merak ettim?

Y.Ö.: Bendim. Küçüklükten beri para biriktiririm.

Karikatürlerimdeki gibi olmam mümkün mü?

•Türkiye’de en çok güldüren karikatürlerin çizeri olarak biliniyorsunuz...

Y.Ö.:Birçok iyi çizeri görmezden gelmek olmaz. Mizah dergilerini az sayıda insan okuyor. Fakat onlardan bazıları heyecanlanıp ‘Bu adamdır en iyisi’ diye iddia edebiliyor. İnternette de dolaşıma giriyor karikatürler. Yani bizi tanımadan, adımızı da bilmeden okuyanlar olabiliyor.

•Bu tevazu nedir?

Y.Ö.:Çocukluğumdan beri mizahın ve mizahçıların hepsine karşı bir hayranlık, kardeşlik hissi duydum. Yani bu işi yapanların hepsine karşı bir karın yumuşaklığım var. Böyle bir sevgiyle büyüyünce, insan kendisini zirvede filan göremez, o olmaz yani.

•Ne peki?

Y.Ö.:Yeni bir şey söylemişsem eğer, bu benim için çok iyi bir haber. Ülke 70 milyon. Dergimiz 50 bin satıyor. Her dergiyi 3-5 kişi okusa, 150-200 bin kişiye ulaşıyoruz. Bu da büyük bir sayı değil. Çok büyük bir kitle var ki, adımızı duyunca ‘Kim ulan bunlar?’ diyor. Biraz biz bizeymişiz gibi geliyor. Keşke daha geniş olsa bu halka.

•Karikatürlerinizin yayınlandığı internet siteleri var. Bu sizi rahatsız ediyor mu?

Y.Ö.:Emin olamıyorum. Mesela, geçenlerde Müjdat Gezen telefon etti ‘Şu anda internet sitenden karikatürlerini okuyoruz eşimle, çok gülüyoruz’ dedi. Sevindim, fakat benim öyle bir sitem yok aslında.

20 CEM YILMAZ GELDİ!!

•İnsanlar sizinle karşılaşınca o karikatürlerinizdeki performansı bekliyorlar mı?

Y.Ö.:Bekliyorlar bazen.

•Ne oluyor o zaman?

Y.Ö.:Hüsran oluyor tabii (Gülüyor). Yani mümkün mü benim karikatürlerimdeki gibi olmam? Sıkıcı diyenler çıkıyor. Biz bu bakımdan televizyon programlarına da iyi malzeme olamıyoruz. Çok konuşkan değiliz. Normaliz.

•Çok enteresan...

Y.Ö.:Zaten ben karikatürlerimdekileri o tonda söyleyebilsem, çizmeme gerek kalmaz, çıkar sahnede söylerim.

•Fakat bunu okura anlatmak kolay değil sanki?

Y.Ö.:Söyleşilere çoğunlukla dergi ekibiyle gidiyoruz. Okurlar da ‘20 kişi geldiğine göre herhalde çok acayip bir şey olacak’ diye düşünüyorlar. Onlar zannediyor ki 20 tane Cem Yılmaz geldi. Öyle değil ki. 20 tane susan adam oluyor orada.

•Peki siz kimlere gülersiniz?

Y.Ö.:Ben ancak benden komiklere gülerim, öbürlerine gülmem’ gibi bir durum yok. Ben de birçok karikatürü okurken gülüyorum tabii ki. Umut Sarıkaya’nın, Uğur Gürsoy’un Memo’nun köşelerine çok gülüyorum. Engin Günaydın’a, ayrıca Cem Yılmaz’a da gülüyorum.

•Yeni projeleriniz?

Y.Ö.:Çizgi hikáyelerimden oluşan bir kitap hazırlamayı düşünüyorum.

E-MAIL’LE EVLENME TEKLİF EDENLER OLDU

•26 yaşındasınız ve kaç yıldır köşenizde kendinizi anlatıyorsunuz?

E.K.:Beş. Kendimi anlatmadığım zamanları unuttum.

•Bu nasıl bir şeydir?

E.K.:Hatta Penguen’den ayrıldıktan sonra bir ay boşta kaldım ve o ara e-mail’ler geldi ‘Neler yapıyorsun, haber alamıyoruz senden?’ gibi.

•Kendi hayatınızdan nasıl bu kadar çok malzeme çıkarabiliyorsunuz?

E.K.:Notlar alıyorum. Masada oturup muhabbet ederken anlatılan türde şeyleri hikáye ediyorum.

•Ersin Karabulut denince akla samimiyet geliyor. Bir samimiyet enerjisi var hikáyelerinizde...

E.K.:Hiçbir zaman insanlar beni kendilerine yakın bulsunlar diye uğraşmadım. Hatta hikáyeler duygusallaşınca onu bozmaya da çalışıyorum. Sadece kendiyle barışık bir adamı anlatıyorum.

•Samimiyet açığa vurulması çok zor bir şey...

E.K.:O hesabı yapılabilecek bir şey değil. İnsanları inandırma kaygısı taşıyorum, fakat inanılması zor olaylar anlatırken de ‘İnanmazsanız inanmayın’ diyorum.

SİRK ORTAMINDA DEĞİLİM

•Ünlülerin peşine düşen saplantılı kişiler vardır ya, etrafınızda böyle birileri belirdi mi hiç?

E.K.:Oldu. Bana doğum günlerimde kapının altından kağıt bırakanlar oldu. Gelip masamda meçhul kişi ya da kişilerce bırakılmış kestane şekeri bulduğum da oldu. İki kişi e-mail yoluyla evlenme teklif etti. Onlara çok şaşırmıştım. Çok ciddiydiler. Fotoğraflarını yollamışlar, telefon numaralarını yazmışlar ‘Sen de ciddiysen, evlenebiliriz’ diyorlardı.

•N’aptınız peki?

E.K.:Acayip bir şey tabii... Yolda yanından geçen biri, o hafta çizdiğin köşeyle ilgili, laf atar gibi bir şey söyleyip devam ediyor.

•Kuşatılmışlık duygusu veriyor mu bu?

E.K.:Dergide senden arkadaşlık alıyorlar, anılarını anlatıyorsun. Okurlar arasında benzer olayları yaşamış, aynı duyguları hissetmiş kişiler oluyor. İmza günlerine geldiklerinde en sıcak tavırlarla ‘Hoş geldiniz, isminiz neydi?’ diye sorunca bozuluyorlar fakat. Sanki adlarını bilmemem, onları hatırlamamam normal değilmiş gibi. Hava attığımı düşünüyorlar belki. Onları tanımadığımı unutuyorlar.

•Niye böyle?

E.K.:Bir de ben çok doğrudan, çok sıcak bir bağ kuruyorum okurla. Bu, bir vaatten de öte, ahbaplık olarak algılanıyor sanırım. Bir bakıma da öyle aslında. Fakat beni biraz zorda da bırakıyor bazen. Bu yüzden, çizmek isteyip de çizemediğim olaylar, konular oluyor. Cesaret edemiyorum.

•Ne? Çizmediğiniz şeyler de mi var?

E.K.:Böyle denilince çok üzülüyorum yaa. Tabii ki var.

•Yıllar boyu, dünya kadar olay anlattınız, hálá anlatıyorsun fakat?

E.K.:Evet ama sirk ortamında yaşadığım anlamına gelmiyor bu (Gülüyor).
"..and maybe knowing isn't the point."Chuck Palahniuk

rockülen*
  • Vazgeçilmez Fan
  • *
  • İleti: 1837
  • Popülerlik: 0
Ynt: Uykusuz
« Yanıtla #35 : 29 Aralık 2007, 17:51:28 »
0
aktüel dergisinde de bu hafta varlar hatta bülent üstün ün objektifinden fotoğraflar da var
« Son Düzenleme: 31 Aralık 2007, 08:12:23 Gönderen: rockülen* »
buzdolabına tişört koyup giyin yeldir yeldir ,efil olmanın mutluluğuna varın

su
  • Ultra Malt Fan
  • *
  • İleti: 897
  • The truth is out where?
  • Popülerlik: 0
Ynt: Uykusuz
« Yanıtla #36 : 31 Aralık 2007, 01:36:12 »
0
Annecim, Yiğit'e bak ne biçim laflar ediyor (:
Çok güzel röportaj olmuş fakat keşke hepsi olsaymış..
Bir dost.

kardelen
  • Ultra Malt Fan
  • *
  • İleti: 513
  • Popülerlik: 0
Ynt: Uykusuz
« Yanıtla #37 : 31 Aralık 2007, 21:59:51 »
0
takvimin umut çıkmasını umuyordum, fakat gereksizce minik bi fal gibi bişey yaptığımdan dergiyi seçmeden aldım. armutlar çıktı. neyse en azından hepsi var orda, yurt dolabımın kapağına asayım bari.  :-\

thewitchof_punk
  • Global Moderator
  • *
  • İleti: 2601
  • Popülerlik: 0
Ynt: Uykusuz
« Yanıtla #38 : 01 Ocak 2008, 00:41:56 »
0
yiğitin cevapları gerçekten de hoş olmuş :)

bana uğur gürsoy'un'fırat' takvimi çıktı şuan buzdolabında asılı  :D
"..and maybe knowing isn't the point."Chuck Palahniuk

thewitchof_punk
  • Global Moderator
  • *
  • İleti: 2601
  • Popülerlik: 0
Ynt: Uykusuz
« Yanıtla #39 : 03 Ocak 2008, 00:11:29 »
0
bu hafta deniz ensari'nin takvimi çıktı dergimin içinden..ben zaten çok sevmekteyim o çizeri ve şizofren (deniz+ler) bölümünü :)

bu hafta yiğit özgür çok iyiydi ayrıca..baya güldüm.. ;D
"..and maybe knowing isn't the point."Chuck Palahniuk

kutbukuzey
  • Ultra Malt Fan
  • *
  • İleti: 568
  • Popülerlik: 0
    • myspace
Ynt: Uykusuz
« Yanıtla #40 : 03 Ocak 2008, 00:25:09 »
0
röportaj süpermiş viçofçum...

www.myspace.com/uykusuzdergi
Burda da iki tane var isteyen olursa :)

su
  • Ultra Malt Fan
  • *
  • İleti: 897
  • The truth is out where?
  • Popülerlik: 0
Ynt: Uykusuz
« Yanıtla #41 : 03 Ocak 2008, 17:55:05 »
0
Ben de o Yüxexes röportajını daha yeni gördüm.
İlk kez Oky'yi gördüm, çok sevindim (:

Ayrıca da çok kıskanıyorum öyle fırt fırt iki dakikada manyak manyak şeyler çizmelerini.
Bir dost.

thewitchof_punk
  • Global Moderator
  • *
  • İleti: 2601
  • Popülerlik: 0
Ynt: Uykusuz
« Yanıtla #42 : 26 Ocak 2008, 23:18:15 »
0
bu hafta vösym soruları çok iyiydi ya almak lazım o kitabı bi ara  :D
"..and maybe knowing isn't the point."Chuck Palahniuk

earthquake
  • Ultra Malt Fan
  • *
  • İleti: 536
  • Yürümek zor koşmak çok zor Tahammülüm sınırlarında
  • Popülerlik: 0
Ynt: Uykusuz
« Yanıtla #43 : 26 Ocak 2008, 23:24:00 »
0
arkadaşlar bi fikrinizi almak isitiyorum penguen mi uykusuz mu

eğer özgün bir karakter bulabilirsem penguenin amatör kulübüne katılacağım (((çizimlerime teklif geldi ;D ;D)))
durmadan dönen GEZEGENe inat DOLMUŞ MOTORunda PORTAKAL olmaya DEVAM..

3 kuruşluk zevkimi  5 kuruşluk etmeyin 2.sınıf insanlar!!

..hifideprem..

thewitchof_punk
  • Global Moderator
  • *
  • İleti: 2601
  • Popülerlik: 0
Ynt: Uykusuz
« Yanıtla #44 : 26 Ocak 2008, 23:38:01 »
0
vaav :D :D şuan uykusuz daha çok satıyo ersin uğur ve umutun olduğu yerler tercih ediliyor birde dergi yeni diye arşiv amaçlı devamlı olarak takip ediliyor..yeni nesil penguenikaçırdı bari bunu arşiv yapayım diye uykusuza saldırıyoar tabi..
ben uykusuzu devamlı alıyorum artık pengueni ara ara alıyorum..penguen ersin uğur falan gittikten sonra çok boş geldi..alpay erdem için falan alıyorum dergiyi ayrıca iyice karmakarışık bi dergi olmuş özer aydoğan falan iyi hoş ama yanlızca köşesini okumaya alıştığın çizerler hikaye falan çizmeye başlayınca bi garip oluyosun ne biliyim bn serkan altuniğne'nin hikayelerine alışamadım..neyse yani hangisi dersen uykusuz =)
"..and maybe knowing isn't the point."Chuck Palahniuk